In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / The Ethics of Jihad and War / War in Islamic Thought / Preparation for Jihad
War in Islamic Thought

Preparation for Jihad

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

CİHADA HAZIRLIK

Dünya hayatı, güllük gülistanlık değildir. Çoğu insanlar, yöneticiler, krallar hak ve hukuk tanımamakta ve haksızlığa yönelmektedirler. İslâm, gerçekçi bir dindir. Bu itibarla O, kendisi ile barışık olanlarla barış içinde olmuş ve hep bu siyaseti sürdürmek istemiştir. Fakat buna rağmen O’na karşı düşmanlıklar iyice şiddetlenmiş, şer güçler, hem Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında hem de O’ndan sonra İslâm’a karşı işbirliğine girmişlerdir. İlk yapılan savaşlarda, Kureyş, Yahudîler, çevre Arap kabileleri, Tihâme, Gatafân, Mürre oğulları ve Eşca’ Müslümanlara karşı birbirlerine yardım etmişlerdir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) zamanında dinden dönenler ve peygamberlik iddiasında bulunanlar da Müslümanlara karşı birbirleriyle yardımlaşmışlardı. Bunlara Bizans ve İran’dan bazı ordular da katılmıştı. Ortaçağ boyunca bütün Avrupa devletleri toplanıp İslâm topraklarına ‘Haçlı Savaşları’ diye bilinen ve asırlar boyu süren saldırıları düzenlemişlerdi. Bu yüzyılda Avrupa bütün İslâm memleketlerini sömürge haline getirdi. Askerî planda sömürgeyi terk etse [70] bile İslâm âleminin kalbine yerleştirdiği İsrail vasıtasıyla sömürünün bir başka şeklinin temelini atmıştır. Hâlâ iktisadî baskı, sosyal ve kültürel hegemonya ve ahlâkî bozulma yoluyla da sömürüye devam etmektedir.

Bütünü, hiçbir işe yaramaz parçalar haline getirir gibi İslâm âlemini bölmüşler ve pek çok emirlikler, krallıklar, sultanlıklar ihdas ederek kendilerine sadık yöneticiler getirmişlerdir. Devlet başkanı olmaktan ziyade daha çok daire başkanlarına benzeyen bu kukla yöneticiler vasıtasıyla halkın üzerinde büyük baskılar oluşturmuşlar ve Müslüman halkların birbirleriyle olan haberleşme ve görüşmelerini aşılmaz sun’î sınırlar ihdas ederek engellemişlerdir. Bunun sonucunda Müslüman ülkeler, birbirinden ayrı ayrı hep aynı merkeze bağlı aynen televizyon seyircileri gibi organlar halini almıştır.

Avrupalı tarihi kaynaklar, Hıristiyan ve Yahudilerin Müslümanlara karşı daima açıkça yardımlaştıklarını çokça zikrederler. Ortaçağlarda Hıristiyanlık, İslâm’a karşı açık bir cephe açmıştı; şimdi de Yahudilik yeni bir cephe açmış bulunmaktadır. [71]

Bundan dolayıdır ki, İslâm düşmanlarına cesurca karşı koymak kaçınılmaz olmaktadır. İşte bunun için Kur’an-ı Kerim, her asırda ve her yerde İslâm’ı korumak için Müslümanların her an savaşa hazırlıklı olmalarını teşvik etmiştir.

[70] Bu da artık sömürgeciliğin kendisine pahalıya mal olacağını görmesi sonucu olmuştur.

[71] el-Yahudiyye, A. Çelebi, s.72.