Obsequious Flattery
‘Müdâhene’, güç ve kudreti olduğu halde, Allah’ın yasakladığı işleri açıkça yapan ve başkalarına da kötü örnek olan kimseye engel olmamak, diye tanımlanmıştır.
Allah’ın yasakladığı haramları işleyen birisine karşı tavır almamak, onun yanlışlığını uygun yöntemlerle ortaya koymamak, dinde gevşekliğin, riyakarlığın ve tepkisizliğin bir sonucudur. Fitne olmadığı yani kişinindinine, malına ve canına zarar verecek bir durum söz konusu olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyen müslüman kardeşini ondan vazgeçirmek ve o yanlışa düşmesine engel olmak gerekir. Bu tavır, hata yapan o insana karşı müslüman kardeşinin dinî ve ahlâki bir görevidir. Susmak ve dinlemek çoğu yerde iyi ve faydalıdır ama hakkın, doğrunun ve güzelin konuşulması gereken yerde susulması doğru olmaz ve işte bu ‘müdahene’ olur.
“Kendilerine ilim ve hidayet verdiğimiz kimseler, ilimlerini insanlardan saklarlarsa, Allah’ın ve lanet edenlerin lanetleri, bunların üzerlerine olsun.” anlamındaki âyet-i kerime, müdahene etmenin çok kötü ve haram olduğunu bildirmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Ümmetimden bir kısmı, ahiret gününde kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkacaklardır. Bunlar Allah’a isyan edenlerin arasına karışanlar, onlarla beraber yiyip içenlerdir.”
‘Müdahene’nin zıddı, gayret ve salabettir.
“Onlar (mü’minler) mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise izzetlidirler. Allah yolunda cihad ederler ve hiç (bir zaman) kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allah’ın lutfu geniştir ve O her şeyi bilendir.” (Mâide sûresi, 5/54.) âyet-i kerimesinde ise, dinde gayret ve salabeti olanların, malları, canları, sözleri ve kalemleri ile cihad etmeleri gerektiği ifade edilmektedir.
Peygamberimiz, “Çok acı olsa da, hakkı söyleyiniz” buyurdu.