Neglecting to Learn Trade Rules
Dinimizin ilme verdiği önemi bilmeyen yoktur. Bu önemi ifade eden ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, genel anlamda ilim kelimesi kullanılmış ve bu konuda herhangi bir kısıtlama ve anlamı daraltma yoluna gidilmemiştir. Bundan şu anlaşılmaktadır ki, Müslümanların dünya ve ahirette kendilerine yararı olacak her bilgi onların kaybolmuş malı gibidir ve nerede bulursa onu alacaktır.
İslâm’ın ilme verdiği değeri ve önemi çok iyi anlayan ve bunu gereklerini yerine getiren Müslümanlar, tarih boyunca en yüksek medeniyetler kurmuşlar, bütün insanlığa ışıklar saçıp onların dünya ve ahiret mutluluğuna erişmesine yardımcı olmuşlar ve bunu asla bir sömürü ve baskı unsuru olarak da kullanmamışlardır. İlme, okumaya ve öğrenmeye, ilerlemeye bu derece önem veren bir dinin mensubu, bir peygamberin ümmeti olmalarına rağmen son asır Müslümanları; eğer atom bombasını bulamamışlar, uzay araştırmalarında gerekli yeri alamamışlar, bilgisayar ve elektronik sanayinde uluslararası yarışı başkalarına vermişlerse ve diğer ilim dallarında ön sıralarda değiller ise, onlar bu halleriyle, Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nün bu konudaki emirlerine aykırı hareket eden, derin bir uykuya yatmış ve korkunç bir tablo çizmektedirler.
Ticaret hayatında da yine ilim ön plandadır. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bizim çarşımızda, dini bilen kimseler satıcılık yapsın.” [1]
İslâm dininin hükümlerini bilen kimseler, ibadetlerini yapabilecek ilmihal bilgisine sahip olmakla birlikte, çalıştığı ve geçimini sağladığı işlerle ilgili dinî hükümlerini de bilenlerdir.
Müslüman ticaret yapıyorsa, bu konu ile ilgili temel dini bilgileri ve yaptığı işin inceliklerini ve o işten helal kazanç yollarını da öğrenmelidir.
Bunun için en güzel yol, konunun uzmanı hocalardan ders almaktır. Bu mümkün değilse, ticaret hükümlerini anlatan ilmihal ve fıkıh kitaplarından yararlanılabilir.
Ticaretin dini boyutunu bilip uygulayan tüccar, toplumda istikrarlı ve güvenilir bir ticari hayata büyük katkıda bulunacaktır.
İslâm’ın ticaretle ilgili temel hükümlerini bilmeden ticaret yapanlar büyük bir sorumluluk yüklenmiş olurlar.
Ayrıca, ticaret adına yaptıkları yanlışlarda ‘bilmemezlik’ mazereti onları Allah (c.c.) katında sorumluluktan kurtarmaz.
Ticarî hayatın İslâm’a göre olanı vardır, olmayanı vardır. Hayatın ayrılmaz bir parçası ve yaşam ile iç içe olan ‘alım-satım’ gerçeği özelde tüccarları; ticaret erbabını, genelde uzaktan veya yakından, dolaylı veya doğrudan her Müslüman’ı ilgilendirir. Bunun için İslâm’a göre alış veriş usullerini bilme, İslâmî olanını arayıp bulup uygulama, meslek erbabının olduğu kadar, ‘ben Müslüman’ım’ diyen her duyarlı kişinin de başta gelen görevidir. Duyarlı Müslüman ticaret yaparken harama bulaşma endişesiyle alış verişinde duyarlı ve uyanık olmalıdır. Haramlık bazen alınıp satılan eşyanın bizzat kendisinde, bazen de alış veriş usulünde olabilir. Nelerin haram olduğu, hangi usulün yasak olduğu ticaret erbabının bilgisi dahilinde olmalıdır.
Peygamber (s.a.v.) namaza çıktığı zaman alış verişle uğraşan insanları görür ve “Ey Tüccar topluluğu! Allah’tan korkan, iyilik yapan ve doğruluktan ayrılmayandan başka bütün tüccarlar, kıyamet gününde facir (günahkâr) olarak haşrolunacaklardır.” [2] buyururlardı.
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: ‘Bir kimse dinî incelikleri tam olarak bilmeden ticarete başlarsa faize dalar. Sonra yine dalar, sonra yine dalar.’ Müslüman yasaklanmış alış verişi bilecek ki, onlardan uzaklaşsın ve kazancı helal olsun.
İmam-ı Azam (k.s.) ‘dinin alış veriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerinin sevabını alamaz.’ demiştir.
Ticaret, kişinin iç dünyasını dışarıya yansıtan bir muameledir. Tacirin, ticaretinde dürüst olması, onun ihlas ve imanının, gerçek Müslüman olduğunun bir göstergesidir. Kişinin dindarlığı kazancının helalliği ölçüsündedir. Olgun Müslümanlıkta ölçü, para ilişkilerinin düzgün ve alış verişin dürüst olmasıdır.
Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, iyi Müslüman, ticarete atılmadan önce, İslâm’a göre alış veriş usulünü öğrenir, hangi tip alış verişin helal olduğunu bilir ve helal kazancına haram karıştırmamaya özen gösterir.
Günümüzde bütün dünyada her alanda öldürücü bir rekabet yaşanmaktadır. Artan dünya nüfusuna paralel olarak üretici, satıcı ve aracı kurum ve kişiler de artmaktadır. Müslüman tacir, gerek ülke içinde ve gerekse dünya piyasasında ticarette başarılı olabilmek için, bu rekabet ortamında işini ve pazarını çok iyi bilmek ve günün şartlarına göre esnek hareket edebilmek zorundadır. Aksi halde geride kalacak, zarar edecek ve sonunda piyasadan silinecektir.
[1] Tirmizi, vitr, 21.
[2] İslâm’da Helal ve Haram, Y. Kardavi.