In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Intercession
Archive — Older Content

Intercession

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Bir kimsenin bağışlanmasını istemek; bir kimseden, başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmek; yardın etmek; başkası hesabına yalvarmak, rica etmek; birinin önüne düşü işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak. Şefaat edene Eş-Şafi’, eş-şefi, (başkası lehine taleb eden) denilir.

Bu ayette şefaat; aracı olmak, yardım etmek ve öncülük etmek anlamlarına gelir: “Kim güzel bir şefaatle (hayır ve iyiliklere aracı, vasıta olmakla) şefaat ederse, bundan kendisine bir sevap (hisse) vardır. Kim de kötü bir şefaatle (kötülüğe delil olmak ve yardım etmekle kötülük çığırını açmakla) şefaat de bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye kadirdir” (En-Nisa, 4/85).

Şefaat-ı hasene, iman edip Allah’ın ve kullarının haklarına riayetle beraber, müminlerin iyiliği için uğraşmak, onları kötülükten ve zararlardan korumaya çalışmaktır. Şefaat-ı seyyie, müminlerin ve insanların zarara uğramaları ve kötülüklere düşmeleri için çalışmak ve kötülük çığırları açmaktır. Hangi hususta olursa olsun, bir insan, menfaat sağlayıp zarara uğramasını engelleme yolunda sırf Allah rızası için şefaatte bulunana dünyada ve ahi rette bundan nasip ve ecir vardır. Kötülüğe ve zararlara sebep olanın bu şefaat-ı seyyienin ve bal ve günahından nasibi vardır.

Ahiretteki şefaate gelince, dünyada işlenen bazı günahların ahirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talepte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefaat, bir müminin günahlarının bağışlanması için Allah’a dua edip yalvarmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum” buyurmuştur (Buhari, Daavat, I;, Tevhid, 31; Müslim, Nşr, M. Fuâd Abdulbaki, İman, 86).

Ahirette, kendilerine şefaat izni verilen her şefi’nin şefaatinin sınırı, Allah katındaki yakınlığı ve derecesi nisbetinde nali olacağı izin ve imkânın şamil olduğu günahkâr müminler ile mütenasiptir. Şefaat olunacak müminlerin de şefaat edilmeye lâyık olmaları şarttır.

Allah’ın, kullarından faziletli birisinin diğer bir mümin için hayır isteğine icabet ederek bundan bir zararı gidermesi, yahut onun günahlarını affetmesi, insanlara sonsuz nimet ve lütuflarının bir kısmıdır. Müminin, mümin kardeşinin günahlarının affı için duası Allah katında ona şefaati türündendir. Allah katında hayırlı bir kulun bu duası ister dünyada iken sağ olan mümin için olsun, ister ölmüş mümin için olsun yahut ahirette meydana gelsin aynıdır. Dünyada iken Hz. Peygamber (s.a.v.)’in müminlere duası, onlara bir çeşit şefaatidir. O daha bu dünyada hayatta iken müminlere dua ederek şefaatte bulunmuştur. Nitekim HZ. Aişe’nin (r.an)’nın naklettiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v.), çok defa geceleri yatağından kalkar, mümin ölülere Allah’tan mağfiret istemek için “Bakîu-l- Ğarkad” mezarlığına giderdi” (Müslim, Cenaiz, 35).

Yüce Allah’ın kendi yanında mukarreb ve derecesi yüksek bir kulunun diğeri hakkında şefaatini –birine kendi katında itibarı olduğunu göstererek ikram için, ötekine zayıf ve muhtaç olduğundan rahmet olarak- kabul etmesine aklen hiçbir engel yoktur. Allah’ın ahirette, peygamberlerine ve razı olduğu bir takım zatlara şefaat etmeleri için müsaade etmesi, kendisini bileceği adalet ve lütuf kanununa dahil olan hikmetindendir. Uhdesinde kul hakları bulunanlar hariç, günahkâr müminleri Allah Teâlâ’nın, lütuf ve fazlıyla affetmesi caiz olunca, peygamberler, mukareb ve iyi kimselerden birinin şefaatine mazhariyetleri halinde bunların Allah’ın mağfiretine nail olmaları da mümkündür.

Ahirette şefaatin olacağı Kitap ve sünnetle sabittir:

Peygamber, Velî, şehit ve bildikleri ile amel eden imanlı alimler ve kâmil müminler gibi Allah’ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefaat etme izni verilebilecektir” (El-Bakara, 2/255; Yunus, 10/3; Meryem, 19/87; Tâhâ, 20/109; Ez- Zuhruf, 43/86).

Peygamberler ve diğer şefaatçilerin şefaatleri, Allah’ın razı olacağı ve haklarında şefaat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır” (El-enbiya, 21/27/28; Ed-Duhan, 44/41/41, Buhari, Cihad, 189; Müslim, İmare, 6).

Kâfirler için şefaat kapıları kapalıdır. (El-Bakara, 2/48, 123, 254; En-Nisa, 4/116; El-A’raf, 7/53; El-Mümin, 40/18; Es-Secde, 32/4; Ez-Zümer, 39/44; El-Müddesir, 74/48; El-İnfitar, 82/19). Peygamberler bile kâfirlere bile şefaat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezalarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim’in ahirette babası ile karşılaştığında onun hiçbir şefaatte bulunmaması, Allah’tan “Kâfirlere ben cenneti haram kıldım” cevabı alması da buna delalet eder” (Buhari, Tefsir, Sûre 26). Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Buhari, Enbiya,; 8; Tefsir, Sûre 6; Rikak, 45/53; Müslim, Fadail, 9). Yalnız Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde, şefaati sebebiyle amcası Ebu Talib’in ateş çukurunun topuğuna kadar gelen yerinde bulunacağını söyemiştir” (Buhari, meğazi, 73; Müslim, İman, 90). Bu da sadece Rasûllülah’a tanınna bir şefaat hakkı olsa gerektir. Çünkü Ebu talip, Rasûllülah’a pek çok yardım ve iyiliklerde bulunmuştur.

Peygamberin şefaati: Ahirette peygamberlerin hepsine müminlere şefaat etme hakkı tanınmıştır” (Buhari, Rikak, 45; Tevhid, 33; Müslim, İman, 81; Ebu Davud, Cihad, 26; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 94 vd. 325, V, 43; Tirmizi, II, 66).

Her Peygamber kendi ümmetine şefaat edecektir” (Buhari Tefsi sûre, 18). İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, “Allah’ım, selamet ver, Allah’ım, selamet ver” diye dua edeceklerdir” (Buhari, Rikak, 52; Müslim, İman; 81). Peygamberlerin ve Hz. Peygamber’in şefaati “Şüphesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasının (şirk koşulmasının) günahını yargılamaz. Ondan başka dileyeceği kimsenin günahını mağfiret eder” (En-Nisa, 4/116) ayetinin hükmünce, Allah’ın izniyle müminlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) hadislerinde büyük günah işleyenler de dahil, müminlerin şefaatine nail olacaklarını söylemiştir” (Buhari, Rikak, 51; Ebu Davud, Es-Sünne, 20; Tirmizi, II, 66).

Peygamberler içinde ilk defa şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. (Müslim, Fadâil,2). Ahirette Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefaattir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir çok hadis kitaplarında zikredilen büyük şefaatin (Eş-Şefa’, atü-‘l’ uzma) ana hatları şöyledir: “Allah, insanların hepsini düz geniş bir sahada hüküm ve hesab için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, “Size erişen şu faciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefaat edecek birisine gidiniz” derler. Sırasıyla Adem (a.s.), Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s), ve İsa (a.s)peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet HZ. İsa, onları HZ. Muhammed (s.a.v.)’e gönderir. O vakit HZ. Peygamber (s.a.v.) Arş’ın altında secdeye kapanır. Allah da ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah’a hamdettiği sırada “Başını kaldır, İşte verilir. Şefaat ele şefaatin kabul olunur” cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra HZ. Peygamber’in şefaatiyle imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Rsûllülah, birkaç defa daha secdeye kapanarak Allah’a hamd eder ve dua eder. En nihayet onun şefaatiyle, Allah’ın izin ve taktiri dahilinde müminlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte HZ. Peygamber (s.a.v.)’in haiz olduğu bu şefaat makamı,Mahmûddur” (El-isra’, 17/79; Buhari, Tevhid, 24; Müslim, İman 84).

Cennette derecelerin artırılması için ilk şefaat edecek peygamber HZ Peygamber (s.a.v.)’dır. Bundan dolayı HZ. Peygamber bir hadisinde, “Cennette insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim” buyurmuştur” (Müslim, İman, 85).

Mu’tezile, cennette derecelerin artırılması için yapılacak şefaatten başka şefaatleri kabul etmez.