In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Golden Counsels for the Statesman / Imam al-Mawardi's Counsels
Golden Counsels for the Statesman

Imam al-Mawardi's Counsels

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

İMAM MAVERDî’NİN SİYASETÇİYE TAVSİYELERİ

İslâm âleminin yetiştirdiği en büyük âlimlerden biri olan İmam Mâverdî (974-1058) İslâm idare sistemi konusunda yazdığı ‘el-Ahkâmu’s-Sultaniye’ ve ‘Nasihatü’l-Mülûk’ isimli eserlerinde, ‘Melik’ olarak isimlendirdiği Müslüman devlet başkanlarına çok detaylı tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyeleri özet olarak aşağıda sıraladık:

1- Biz, çevresini imar eden, emri altındakilerin korunmasına önem veren, halkının işleriyle ilgili olan melike, ilk gerekli olan şeyin Allah (c.c.) korkusu olduğunu söyleriz. Çünkü Allah korkusu, âlim ve sâlih kişilerin önerdiği en faziletli ameldir.

2- Dünyalık arzu ve hevesleri terk edip aklı ön plana çıkarmalıdır. Çünkü akıl faziletlerin esası ve edeplerin kaynağıdır.

3- Melik, dinî emirleri eksiksiz uygulamalıdır. Bu meliklerin görevidir. Çünkü onlar Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki idarî otoriteleridir. Onların makamı, dinde mevcut olan hükümleri uygulamak üzere Allah (c.c.)’ın ikame ettiği bir makam konumundadır.

4- Melik, sabırlı olmalıdır. Çünkü başarıya ulaşmanın ve saadeti elde etmenin yolu sabırlı olmakla mümkündür.

5- Melik, cömert olmalı ve bunu adet haline getirmelidir.

6- Melik, makamının yüceliği ve konumunun gereği olarak sır saklamaya kendisini alıştırması ve hiç kimseye sırlarını açıklamaması gerekir.

7- Ahde vefaya riayet etmelidir. Gerek yöneticilerine ve gerekse halkına verdiği sözleri yerine getirmelidir. Melik, ailesinin küçükleri ve hizmetçilerin yanında sırlarını açıklamaktan kaçınmalıdır.

8- Huzuruna girişi kolaylaştırmalıdır. Zulmün önlenmesi ve birtakım önemli haberlerin rahatlıkla kendisine ulaşabilmesi için melikin huzura girişi kolaylaştırması gerekir.

9- İnsanların sosyal konumlarına riayet etmelidir. Öncelikle insanların mertebelerini ve sosyal tabakalarını tanımalıdır.

10- Yumuşaklık ve sertlik arasında bir siyaset uygulamalıdır. Melik, yumuşak davranışını acizliğe vardırmayacağı gibi sertliği de kırıcı ve incitici derecesine ulaştırmamalıdır.

11- Melik kötülüklerden ve dinin haram saydığı şeylerden şiddetle kaçınmalı hatta bunları aklına bile getirmemelidir.

12- Melik, akıllı, dindar, iffetli, emin, zeki, kendi mesleğinde yeterli ve asil olanlardan oluşan bir üst düzey yönetici tabaka seçmelidir.

13- Melik, vezirlerini zaman zaman çağırarak çeşitli konulardaki görüşlerini sormalı hatta bazen hatalı olduğunu bildiği bir işte, vezirlerine çeşitli sorular sorarak hem onları kapasitelerini denemeli hem de sadakat ve doğruluklarını müşahade etmeye çalışmalıdır.

14- Melik âdil olmalıdır. Çünkü adalet devleti ayakta tutan en önemli umdelerden biridir. Halkın kendi içinde huzurlu olması, halk ile devlet arasındaki ilişkilerin sağlıklı yürütülebilmesi, saadetin temini, insanların barış içinde yaşayabilmeleri için sağlam bir adalet mekanizması bütün devirlerde vazgeçilmez bir unsurdur.

15- Faziletli melik, kazandığı malın helal olmasına dikkat etmelidir. Halkına mal sebebiyle zulmetmekten kaçınmalı, onların mallarına göz koymamalıdır. Melik mal kazanırken gösterdiği hassasiyeti harcarken de göstermelidir.

16- Melik iyi bir orduya sahip olmalıdır. Allah Teâlâ, insanların canlarına ve bedenlerine herhangi bir zarar verilmesini haram kılmıştır. Toplumun huzuru, dinin ve memleketin korunması, genel güvenliğin sağlanması için savaş gündeme gelebilir. Bunun için güçlü bir orduya sahip olmalıdır.

17- Emeli geniş, algıları çok olan faziletli melik bilsin ki, günleri uzun olsa ve yılları birbirini takip etse de bu dünyadaki ömrü üç gündür. Birisi, ebediyyen kendisine gelmeyecek, içindekileri alıp götüren geçmiş gün, biri, ancak emel ve hayallerinin bulunduğu gelecek, diğeri ise, süratle ölümünü ihtar eden içinde bulunduğu gündür ki o gün de ne nimeti ne de ihtiyacı kalır.

18- Dünya dost şeklinde görünen bir düşmandır.

19- İdarecinin sürekli çalışması ve her türlü çaba ve gayreti sarf etmesi gerekir. Aksi takdirde temel sermayesini bozar, yaptığı işin sermayesini iptal eder. Bu da onun kendi sanatını bilmediğine delalet eder ki, bu apaçık bir hüsrandır.

20- Halkın her tabakasından durumlarını gözetleyecek, haberlerini araştıracak kimselerden casuslar tespit etmelidir. Bu iş sürekli yapılarak ihmal edilmemelidir.

21- İnsanlar üç kısma ayrılır:

Birincisi: Bu dünyada olanların geçici olduğunu, bir durumdan diğerine süratle değiştiğini, ehline yar olmadığını, aziz olanları zelil kıldığını, yaşayanları öldürdüğünü bildiği için, Allah (c.c.)’ın kendisine helal kıldığı şeylerin çoğunu terk edip verâya sarılan dünyaya fazla rağbet etmeden orada zühd içerisinde günlük azıkla geçinen kimsedir. Böyle kimse, engin himmetiyle, temiz ruhuyla yok olmayan nimetlere ve dönüşü olmayan ebedi âleme yücelerek dünyada temiz hayatın meliki, ahirette de sevap ve iyiliklere nail olmakla melik olur. Ömer b. Abdulaziz âmiline yazdığı mektupta: ‘Allah’ın sana haram kıldıklarıyla, senin aranda barikat olan helal kıldıklarını terk edebilirsen terk et! Helalin tamamını kullanan kişi harama iştiyak duyar.’ Demiştir.

İkincisi: Ahireti ve sonunu düşünmeden Allah’ın haramlarını ihya eden kimsedir. Böyle kimseler dünyada çirkin sözlerden kaçınmaz. Hemen geliverecek olan acıların sonuçlarından ibret almaz. Bu yolu tutan kimselere yazıklar olsun.

Üçüncüsü: Dünyada hayatın lezzetine ve güzelliğine ahirette de ecir ve sevaba kavuşmaya yönelen kimsedir. Dünyada helâle sarılır ve haramdan kaçınır, dünyadan istifade eder, dini vazifelerini yerine getirir. Dünyada ve ahirette Allah’ın kedisine ne iyilik vereceğini, amel-i sâlihi kötü amele karıştırıp tevbe ettiğinde, Allah’ın tevbesini kabul edeceğini, kötülükten vazgeçtiğinde de Allah’ın kendisini bağışlayacağını ümit eder.

Akıllı ve faziletli melik, bizim söylediklerimizi anladıktan sonra hayırlı zahidlerin mevkiine ulaşmak için dünyayı terk etmekte nefsi kendisine tabi değilse, fasıkların, facirlerin mevkiine rıza göstermemelidir. Aksi halde günahkâr olur, cehenneme girer, dünya ve ahireti kaybeder. Bu da apaçık bir hüsrandır.

Bütün bu anlattıklarımız, aynı zamanda Allah Teâlâ’ın mahlûkatın işlerini tanzim ederken başvurduğu tedbirler ve eğitmek için ortaya koyduğu edep kuralları cümlesindendir. Bunlar bizzat Allah’ın ikame ettiği delillerden alınmıştır.