Good Manners (Adab)
‘Edeb’, güzel terbiye, iyi huy ve insanı utanılacak şeylerden koruyan bir yetenektir ki, her konuda haddini bilip onu aşmamaya denir. Çoğulu ‘adâb’tır.
İslâm tasavvufçuları ‘edeb’i şöyle tanımlamışlardır: ‘Edeb, konuştuğu zaman dilini korumak, yalnız kaldığı zaman kalbini korumaktır.’ ‘Edeb senden büyük olana saygı göstermek, senden küçük olana şefkat etmek ve dengin olanlarla güzel geçinmektir.’
Edeb’in karşıtı ‘İsâet’tir ki, edepsizlik, kötülük yapmak, eğitimliliğe ve fazilete aykırı davranmak demektir.
Yüce Allah (c.c.) insanı, her olgunluğu benimseyecek yetenekte yaratmıştır. Bu yetenek insanda, ateşin kibritte, çakmakta potansiyel güç olarak bulunması gibi vardır. Allah Teâlâ: “Nefse ve onu tesviye edene, ona fücûrunu ve takvasını, bozukluğunu ve korunmasını ilham edene and olsun ki (Allah’tan başkasına tapmayarak) nefsini yücelten kurtulmuş, (yaratıklara taparak) onu alçaltan da ziyana uğramıştır.” (1) buyurmuştur.
Bu âyetle nefsi yaratmayı, itidal ve tamamlık ifade eden tesviye kelimesi (düzenleme) ile anlatmıştır. Sonra nefse fücûr (günahkârlık) ve takvasını ilham ettiğini, yani nefsi bunları kabule yetenekli olarak yarattığını bildirmiştir. Demek ki fücûr (günahkârlık) ve takva, insanın hamuruna katılmış bir mayadır. Yüce Allah nefsi gözetmekte ve iyi maya ile denemektedir. Nefsini tezkiye etmek (kötülüklerden temizlemek) suretiyle hayat sınavını başaran felâh bulur, nefsini fücûra (günahlara) daldırmak suretiyle alçaltan, kirleten de hayat sınavında başarısız kalıp cehennemin yakıtı olur. (2)
Hz. Muhammed (s.a.v.) üstün ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir: “Rabbim beni terbiye etti, terbiyemi, edebimi güzel yaptı.” demiştir. O’nun terbiyesi yani eğitimi, insanlık için örnek bir terbiyedir. Allah O’na, âlemlere rahmet olmayı, affı, hoşgörüyü, iyiliği, yumuşak huyluluğu, güler yüzlülüğü, doğru sözlü ve doğru özlü olmayı öğretmiştir. İslâm tasavvufçularına göre edeb, güzel huyların süsüdür.
Beden ve mal ile yapılan farz ibadetlerin tam anlamıyla gerçekleşmesi, vacib, sünnet, müstehab ve âdâba (edebler) riâyet edilmesine bağlıdır. Onun içindir ki, müslüman âdâba ne kadar özen gösterirse bütün ibadet ve davranışları o ölçüde mükemmel ve Peygamberin sünnetine uygun olur.
İmanın âdâbından ev yapma âdabına varıncaya kadar günlük hayatın her davranışında uyulması gereken edeb kurallarını (âdâb-ı muaşeret) müslümanlara öğreten “âdab kitapları” asırlar boyu, İslâm âlimleri tarafından dünyanın bütün coğrafyalarında değişik dillerde yazılmış, bunların tercümeleri yapılmış müslümanların hizmetine sunulmuştur. (3)
Abdullah İbnü’l-Mübarek: ‘İnsanlar Edeb üzerinde çok şey söylediler. Biz diyoruz ki: Edeb, nefsin kabalıklarını bilmek ve o kabalıklardan, küstahlıklardan kaçınmaktır. Allah (c.c.) tecelli ettiği zaman dağın parçalanması Zât’ın ululuğu karşısında yok olması da buna tanıktır.’ demişti.
İbn Kayyim el-Cevziyye diyor ki: ‘Peygamberlerin durumlarını, Allah’a (c.c.) yalvarmalarını, niyaz ve dualarını düşün. Onların nasıl ‘edeb’le dolu olduklarını görürsün.’
Mevlâna diyor ki: ‘Efendi, bilmiş ol ki, edeb insanın bedeninde ruhtur. Efendi, edeb Allah dostlarının gözünün ve gönlünün nurudur.
Adem, âlem-i süflî’den (aşağı âlem) değil, âlem-i ulvîden (yüce âlemden)’dir. Yani insan bedeniyle toprak ise de ruhuyla eflâki (yükseklere ait)’dir. Bunu anla. Şu dönen feleklerin (Güneş sistemi ve gezegenlerin) dönüşündeki letâfet (düzen ve incelik) de edeb’dendir.
Eğer şeytanın başını ezmek istersen, gözünü aç ve gör ki: Şeytanın katili edeb’dir.
İman nedir, diye akıldan sordum. Akıl kalbimin kulağına eğilerek, İman, edeb’dir, dedi.’
Lokman Hekim’e, edebi kimden öğrendin? Diye sorarlar.
‘Edebsiz olanlardan öğrendim. Onlarda gördüğüm bütün kötülükleri terk ettim, böylece bu edebi elde ettim.’ der.
Ziya Paşa da şöyle der:
“İlim meclislerinde aradım kıldım taleb,
İlim geride kaldı; illa edeb, illa edeb.”
İmam Gazâli diyor ki:
‘Ahlâkın en mükemmeli, edebin en üstünü, dinde edeb’dir. Bir müslüman için gaye olan mertebeye ulaşmak, ancak bütün evreni yaratanın emirlerine uymak ve O’nun son Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) edeblerine uymakla mümkündür.’
Çocuklarına edep vermeyen düşmanlarını sevindirir, dostlarını üzer. Edepsiz, terbiyesiz bir kişinin çocuğu edepli, faziletli olursa babasının ayıp ve noksanlarını örter. Bunun aksine babası edepli, faziletli ve şerefli bile olsa eğer çocuğu edepsiz ise babasının itibarını, şerefini, faziletini yıkar, onu kötü duruma düşürür. (4)
İslâm ahlâkçıları, edepsizlerden nefret eder ve bunu en büyük kötülüklerden sayarlardı. ‘Edepsiz kimse yalnız kendisini rezil ve perişan etmez, belki etrafını da ateşe atar. Hep birlikte Allah (c.c.)’tan edep ve terbiye isteyelim. Çünkü edepsiz kimseler Allah (c.c.)’ın lütfundan uzak kalmışlardır.’ Derlerdi. (5)
-----------------------------
(1) Şems sûresi, 91/7-10.
(2) Yeni İslâm İlmihali, S. Ateş.
(3) Mecmâ’ül-Âdâb, Sofizâde Seyyid Hulûsi
(4) Tasvîr-i Ahlâk, A. Rıfat.
(5) İslâm’da Ahlâk, Osman Pazarlı, s.301.