In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / The Ethics of Jihad and War / War Ethics in Muslim Society / Gathering Intelligence on the Enemy
War Ethics in Muslim Society

Gathering Intelligence on the Enemy

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Enes (r.a.)’in rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), Bedir savaşından az önce Besbes b. Bişr (r.a.)’i, Ebu Süfyan’ın kervanı hakkında haber getirmesi için casus olarak göndermişti. Yine Talha b. Ubeydullah (r.a.) ve Said b. Zeyd’i (r.a.) bilgi toplamaları için Şam yoluna göndermişti. Rasûlullah (s.a.v.)’ın Mekke’de olup bitenleri haber veren casusları vardı. Amcası Abbas (r.a.), Beşir b. Süfyân el-Atekî bunlardandır. [1] Bedir’e yaklaştığında bizzat kendisi ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) kılık değiştirerek haber elde etmek üzere çıkmışlardı. [2]

Cabir’in (r.a.) rivayet ettiğine göre, Hendek savaşında Hz. Peygamber (s.a.v.) etrafındaki topluluğa şöyle dedi:

“Düşman topluluğu hakkında bana kim haber getirecek?”

Zübeyr (r.a.):

- Ben getireceğim, dedi. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) yine:

Düşman topluluğu hakkında bana kim haber getirecek?” Zübeyr:

- Ben, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Her Peygamberin bir havarisi vardır, benim havarim de Zübeyr’dir.” [3]

Bundan anlaşılıyor ki haber getiren istihbaratçı, komutana bağlı ve en samimi kimselerden olur. Yine casus, deha sahibi ve maharetli olmalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in her savaşında düşman hakkında haber getirecek istihbaratçıları çoğaltması âdetinden idi. Hatta Zeyd b. Sâbit’e Yahudi dilini (İbranice’yi) ve yazılışını öğrenmesini emretmişti. Zeyd de, bu yolla Yahudîlerle ilgili haberlere vakıf olabilmek için onu öğrenmişti. [4]

Hz. Peygamber (s.a.v.), savaşların dışında da düşman hakkında bilgi edinmek için casuslar görevlendirdi. Rivayet edildiğine göre, Abdullah b. Cahş’i (r.a.) muhacirlerden sekiz kişi ile yolculuklarının gayesini belirtmeksizin Mekke tarafına doğru gönderdi. Abdullah (r.a.)’a iki gün yol aldıktan sonra mektubu açmasını ve gereğini yapmasını emretti. Abdullah (r.a.) arkadaşlarıyla birlikte iki gün boyunca yola devam etti. Sonra mektubu açtı, mektupta şunlar yazılıydı:

“Bu mektubumu okuduğun zaman Mekke ile Taif arasındaki Nahle’ye kadar git, orada Kureyş’in durumunu kontrol et ve onlar hakkında bize haber topla!”

Hz. Ömer (r.a.), komutanı Sa’d b. Ebî Vakkas’a (r.a.) şöyle tavsiyede bulundu:

‘Bölgenin tamamını oranın ahalisi gibi tanı!’ ve yine:

‘Onlar arasına casuslar sal, onların hiçbir durumu sana gizli kalmasın!’

Hz. Ali (r.a.), oğlu Muhammed el-Hanefiyye, bir ordunun komutanı iken, düşmanın durumunu tam kontrol etme hususunda ona şu tavsiyede bulunmuştu:

‘Gözün topluluğun en uzağı üzerinde olsun!’

Düşman hakkında haber toplamak için seçilen kimselerin, zaman zaman İslâm düşmanları karşısında samimiyetlerini ortaya koysun diye İslâm aleyhine bir şeyler söylemelerine de müsaade ediliyordu. Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), Muhammed b. Mesleme el-Ensarî’yi (r.a.), kendisinin istediği şeyi onlar arasına sokmak için Yahudilerin içine girmekle görevlendirdi. Mesleme (r.a.) dedi ki:

- Ey Allah’ın Rasûlü! Bazı Müslümanlardan yardım isteyeceğim. Bir de, hedefimize güzelce ulaşabilmemiz için Sen’in ve dinimiz hakkında aslında inanmadığımız şeyler söylememiz gerekecektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:

“Ne gerekiyorsa söyleyin, size serbesttir.”

Bunun üzerine, bunlar Yahudiler arasına sızdılar ve Muhammed’in davetinin kendilerini sıkıntıya soktuğunu ve insanlarla aralarına düşmanlık koyduğunu söylediler. Böylece de Mesleme (r.a.) ve arkadaşları isteklerine ulaştılar.

Hz. Peygamber (s.a.v.) casusları ve adamları için çok ince bir metot koymuştu. Onlara insanların dikkatini çekecek hiçbir olay yapmamaları ve mecbur kalmadıkça kimseyi öldürmemeleri talimatını vermişti. Çünkü casusun düşmana ait faydalı bilgilerle dönmesi, şu kadar sayıda düşman öldürmesinden daha önemlidir.

Rasûlullah (s.a.v.) Hendek savaşında Huzayfe b. Yeman (r.a.)’ı istihbaratçı olarak Kureyş’e gönderdi ve geri dönünceye kadar herhangi bir şey yapmasını yasakladı. Yine Abdullah el-Eslemî’yi kılık değiştirerek Hevâzin’de ikamet etmek üzere gönderdi ki, düşman hakkında bilgi edinsin ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bildirsin. Öyle de yaptı. [5] Faydalı haber getirenler bu haberler Müslümanların moralini bozacak tarzda olsa bile komutanlarca bolca ödüllendiriliyordu. Dikkat ve doğruluk ve istihbaratçının vazgeçilmez en önemli iki niteliği idi.

Ortaçağlarda Müslümanlar, düşmanları hakkında bilgi edinmeye pek önem vermediler. Fakat düşman, Müslümanlar hakkında bilgi edinmeye oldukça istekli idi. Bunun sonucu olarak, Müslümanlar 1. Haçlı savaşlarında yenilgiye uğradılar. Bundan sonra bu eksikliği giderme yoluna gittiler ve haçlılar hakkında bilgi edinmek için öyle büyük gayretler sarf ettiler ki, onlar hakkında öğrenmedikleri küçük büyük hiçbir konu kalmadı. Hatta Müslümanlar, haçlıların en uzak ve en yakın yerlerinden oldular. Bunun sonucu olarak da, bundan sonra yaptıkları haçlı savaşlarında Müslümanlar zafer elde ettiler. [6]

[1] et-Terâtibü’l-İdâriyye, Kettanî, /36-62, 63.

[2]İbn Hişâm, Sîre, 1/65.

[3]Buhârî, Cihâd, 40-41; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 48.

[4] Taberî, 3/42.

[5]Ebû Yûsuf, el-Harâc, 72.

[6] el-İslâm ve’l-Hadâratu’l-Arabiyye, M. Kürd Ali, 1/306.