In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Forbearance
Archive — Older Content

Forbearance

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Hilim’ sözlükte, nefsin öfkesine egemen olmak, nefsi taşkınlıktan korumak, tutmak, yumuşak huylu olmak, yumuşak huyluluk anlamındadır.

Hilim, terim olarak, ‘akıl ve kültürle kazanılan, insan ilişkilerinde sabırlı, hoşgörülü, bağışlayıcı, uzlaşmacı ve medeni davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâki erdem’ şeklinde tanımlanmaktadır.

Hilim sahibi kimseye ‘Halim’ denilir.

Bazı kaynaklarda hilim kavramı, ‘sefeh ve cehl’ kavramlarının zıddı olarak gösterilmektedir. Bu iki kelime zulüm, serkeşlik, saldırganlık, barbarlık ve kabalık gibi cahiliye dönemindeki geçerli ahlâki zihniyetin karakteristik yapısını oluşturan duygu ve davranışları ifade etmektedir. Nitekim meşhur cahiliye şairi Amr b. Külsüm’ün muallakasında geçen, ‘Hele biri kalkıp da bize karşı cahillik etmeye görsün, o zaman biz cahillikte bütün cahillerden baskın çıkarız.’ anlamındaki beyit, cahiliye kelimesinin o kültürdeki anlamına işaret eden en çarpıcı örneklerdendir. Aslında Kur’an’ın müşriklere yönelttiği yoğun eleştirilerin temelinde de onlardaki bu cahillik (barbarlık) ahlakı vardır. Çünkü onlar aslında akılları yatmadığı için İslam’ı inkar etmiyorlardı. Onlar gurur, kibir, inat, saldırganlık ve düşmanlık gibi kötü duygu ve alışkanlıkları yüzünden İslâm’ın getirdiği adalet, eşitlik, kardeşlik, merhamet, sabır, tahammül, uzlaşma, barış, kaynaşma gibi ilkeleri içlerine sindiremedikleri için inkarcılıkta direniyorlardı. İşte Kur’an’daki ‘hamiyyete’l-cahiliyye’ (cahiliye kızgınlığı) (1) onların barbarlık ve uzlaşmazlık karakterini ifade eder.

Kur’an-ı Kerim’de hilim kelimesi bir ayette çoğul (ahlam) olarak geçmekte, burada “onlara bunu hilimleri (ahlam) mi emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?” (2) denilmektedir. Bütün tefsirlerde bu ayetteki ‘ahlam’ akıl kelimesi ile açıklanır.

‘Hilim sahibi’ anlamında ‘Halim’ kelimesi Allah’ın isimlerinden (esma-i hüsna) biri olarak mağfiret (bağışlama), hilim gibi kavramlarla birlikte onbir ayette tekrar edilmiştir. Tefsir ve kelam kitaplarında esma-i hüsna’dan biri olarak Halim’in, ‘çok sabırlı, günahkar insanları cezalandırmakta acele etmeyen’ veya ‘kullarının isyanından etkilenmeyen, günahkarlara gazap etmesi kendisini telaşa sevk etmeyen, her işi olması gerektiği ölçüde yapan’ anlamına geldiği belirtilir.

İbn Hibban el-Büsti, ‘Ravzatü’l-Ukala ve nezhetü’l-Fuzala’ adlı ahlâk kitabında bu ayetlere dayanarak, hilmin akıldan daha üstün bir erdem olduğunu, çünkü yüce Allah (c.c.)’ın Kur’an’da kendisini akılla değil, hilimle nitelediğini ifade eder. Bu görüşü Gazzali de tekrar etmiştir. Ayrıca, yine ‘halim’ iki ayette (3) Hz. İbrahim (a.s.)’in, bir ayette (4) Hz. İshak (a.s.)’ın niteliği olarak yer almaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.v.), hemen bütün hadis kitaplarında ve edebi-ahlâki özellikteki antolojik eserlerde yer alan bir hadisinde bir sahâbiyi överken “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır. Bunlardan biri hilim, diğeri de teennidir.” buyurmuştur. İbnü’l Esir’e göre bu hadisteki hilim ‘akıl’, teenni de ‘kararlılık, ağır başlılık’ anlamına gelir. Ebu Davud’un Sünen’inde, Kitabu’l- Edeb’in ilk babı “Hilim ve Peygamberin Ahlâkı” başlığını taşır. Bu başlık Resûlullah (s.a.v.)’in ahlâkının temelini hilim faziletinin oluşturduğunu ima eder. Burada Resûlullah (s.a.v.)’ın hoşgörüsünü, affediciliğini ve sabrını anlatan hadisler yer alır.

Ayrıca bütün hadis kitaplarında, hadis bilginlerince hilmin kapsamında gösterilen akıl, basiret, kararlılık, öfkeye hakim olma, affetme, hoşgörü, sabır, vakar, rıfk gibi ahlaki erdemlere dair pek çok hadis bulunmaktadır. Özellikle Ignaz Goldziher’den itibaren bütün müsteşrikler (doğu bilimcileri) İslâm ahlâkının, dolayısıyla İslâm insanının karakterini belirleyen temel erdemin hilm olduğu kanaatine varmışlardır. Zira cahiliye döneminde çok az sayıda insan bu faziletin kıymetini takdir ederken İslam dini bunu, ahlâki ve sosyal alanda bütün müslümanlara yaymayı amaçlamıştır.

Bütün kaynaklarda hilim, biri zihnî, diğeri ahlâki olmak üzere iki anlamda geçmektedir. Zihnî anlamda hilim akıl demektir. Bu anlamdaki hilim ahmaklık, sefahat ve cahilliğin zıddı olarak gösterilir. İşte “Onlara bunu akılları mı emrediyor?” mealindeki ayet dolaylı olarak Müslümanlara aklın irşadına uymayı, akıllı davranmayı; ahmak, beyinsiz ve cahil kalmaktan uzak durmayı gerekli kılmaktır. Bu ayetin devamındaki “Yoksa onlar tuğyan etmiş bir kavim midir?” ifadesinden anlaşıldığına göre hilimde, “tuğyan”ın (isyankârlık) zıddı olan bir anlam da vardır ki buna ‘itaat’ ahlâkı demek de mümkündür. Buna göre akıllı insan tuğyan etmez, yani azgınlık yapmaz, haddi aşmaz, öfkeye kapılıp kendinden geçmez.

Hilmin ahlâkî ve amelî gelişmişliği ifade eden anlamını en iyi ortaya koyan İbn Sinâ, ‘İlmü’l-ahlâk’ adlı risâlesinde bu anlamdaki hilmin altındaki faziletleri sıralar: Öfkeyi yenme, kerem (cömertlik, onurlu davranış ), hoşgörü, af, gönül zenginliği, dayanıklılık, kararlılık, kin gütmemek. Muhtelif kaynaklarda bunlara sabır, sekinet, vakar, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hakimiyet gibi daha bir çok fazilet eklenmektedir. En önde gelen müslüman ahlâk bilginlerinden olan İmam Mâverdi’ye göre, hilim ‘huyların en yücelerinden biri olup akıllı insanların huyudur. hilimle insan kendisini korur, vücudunu rahat ettirir. (5)

İslâmi literatürde hilmin kapsamı içinde gösterilen faziletler hakkında pek çok âyet ve hadis vardır. Gazali, genellikle İslâm ahlâkı alanında yazılmış eserlerin en önemlisi olarak kabul edilen ‘İhyâü Ulumi’d-Din’in’de, bir ayette geçen “Rabbaniler olunuz.” (6) ifadesini “halim ve bilgili insanlar olunuz” şeklinde yorumlamıştır. Hasan Basrî de bu âyetin devamındaki “Cahiller, onlara sözlü sataşmada bulunduğunda, ‘Selâm!’ derler.” ifadesini ‘Onlar halîm insanlardır; kendilerine karşı cahilce ve küstahça davrananlara bu şekilde cahillik ve küstahlıkla karşılık vermezler’ biçiminde açıklamıştır.

İçlerinde hilim kelimesi geçmemekle birlikte, anlamları itibariyle hilim erdeminin İslâm ahlâkındaki yerini ve önemini ifade eden yüzlerce âyete örnek olarak şunlar zikredilebilir: “Onlar öfkelendikleri zaman bile affederler.”(7); “Her kim sabreder ve bağışlarsa, bilsin ki bu tutum davranışların en soylusu, en olumlusudur.”(8); “Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır.”(9) “(müslümanlar) affetsinler, hoşgörülü olsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını ister misiniz?”(10); “af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillikten uzak dur.”(11); “Rabbinizin bağışına, takvâ sahipleri için hazırlanmış olduğu, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah rızası için mal harcarlar; öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da (böyle) güzel davranışta bulunanları sever.”(12) “İyilik ve kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir tutumla karşıla. O zaman göreceksin ki, seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse (bile) candan bir dost olacaktır.”(13)

Bu son ayet, sevginin oluşmasında ve dolayısıyla sosyal barışın sağlanmasında hilim erdeminin rolünü göstermesi bakımından özellikle ilgi çekicidir. Zira burada hilim ruhunu yansıtan en saygın davranışlardan biri olan kötülüğe karşı iyilik, düşmanı bile dost yapan bir güç olarak değerlendirilmiştir. Ünlü ahlâk bilgini İbnü’l-Mukaffa; hilmin bu gücüne şu sözlerle işaret eder: ‘Sakın sana iftira atana öfke ve intikam duygusuyla karşılık verme! Hilim ve vakar içinde mâkul karşılık ver. Hiç şüphen olmasın ki üstünlük ve kuvvet daima yumuşak (halim) olanındır.’

Buraya kadar açıklananlardan anlaşılacağı üzere, İslâm ahlâkı hilim sahibi olmayı; yani sabır, sekinet ve vakar gibi erdemlerle donanmayı; öfkeye, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hakim olmayı; kendini bilmez insanların kaba davranışları karşısında akıllı, soğukkanlı, ağır başlı hareket etmeyi öngörür. Fakat bu davranışların, erdemlilikten kaynaklanmasını ister; cahillik, güçsüzlük ve onursuzluktan kaynaklanması halinde ise bunu bir zillet ve âcizlik sayar ve reddeder. Bir rivayette Resûlullah (s.a.v.)’ın “Eğer hasmından daha güçlü isen onu bağışlayarak güçlü olmanın şükrünü ödemiş ol” buyurduğu bildirilir. Burada açıkça bağışlamanın güçlü olunduğu zaman bir değer ifade ettiği vurgulanmaktadır. Hz. Ömer (r.a.)’e atfedilen bir sözde de, Allah (c.c.) nezdinde devlet başkanının hilminden, rıfkından ve yumuşaklığından daha değerli bir hilim bulunmadığı belirtilir. Çünkü o, güçlü olduğu halde yumuşaktır. Ahlâk ve faziletiyle tanınan Emevi halifesi Ömer b. Abdül Aziz’in ‘Hilmin ilimle, affın kudretle birleşmesi sonucunda ulaşılan faziletten daha üstünü asla yoktur.’ anlamındaki sözü, özellikle Câhiz’in halimi sahif (zayıf, âciz) kelimesinin karşıtı olarak kullanması da hilmin cahillik ve güçsüzlükten kaynaklanan bir fazilet olmadığına işaret eder.

Gücün olmadığı yerde ‘hilim’ de yoktur. Hilim, başkalarını idare edenlerin özelliğidir, başkaları tarafından yönetilenlerin özelliği değildir. Yaratılış bakımından zayıf ve güçsüz olan kişiye, kızdırldığı zaman ne kadar sakin durursa dursun ‘halim’ denmez; o sadece zayıftır. ‘Halim’ o kimsedir ki istediği zaman her şeyi yapabilecek kuvveti olduğu halde onu dizginler, ona hakim olur. Kendisini zorbalıktan alıkoyacak güce de sahiptir.

Hilim, bir kimsenin kendi üstünlük ve kudretini bilerek yaptığı bir davranıştır. Bu davranışı yapan kimse, kendi üstünlüğünü ve gücünü bilmekte fakat onu hislerine göre kullanmamaktadır. Hilim, zayıflık ve acizlik değil, kudret ve kuvvet işaretidir. Hilmin vücuttaki görünümü, belirtisi ‘vakar’dır.

Bütün bunlarla beraber, yüzeyin altında gizli kalan şeyleri göremeyen kimseler için, çok güçlü olduğu halde zerafet ve alçakgönüllülük gösteren halim kimse ile, sırf zayıf olduğu için kibarlık ve gülümseme gösteren kimseyi birbirinden ayırdetmek kolay değildir. Çoğu kez gerçek halim ile, zillet içindeki zayıf insan birbirine karıştırılır.

Kur’an ahlâkını en iyi kavrayan ve yaşayanlardan biri olarak tanınan Hasan Basri’ye isnat edilen ve hilmin kapsadığı başlıca faziletlere vurgu yapan şu sözü Kur’an ve Peygamber ahlâkının bir özeti saymak mümkündür: ‘Müslümanın başlıca özellikleri şunlardır: Dininde güçlü, kararlı ve yumuşak, imanı sağlam, hem tutumlu; hasta olduğunda tahammüllü, güçlü ve iyilik sever, arkadaşlık ve dostluğun sıkıntılarına katlanır, zorluklara sabreder, öfkeye kapılmaz, gurur ve kibire dalmaz, ihtiraslarına yenilmez, midesi yüzünden şerefsizlik yapmaz, hırsı yüzünden küçülmez, basit hedeflerle yetinmez, mazluma yardım eder, zayıfa acır, cimrilik yapmaz, israf etmez, kendisine kötülük edeni bağışlar, cahili hoş görür, nefsi sıkıntıda olsa da herkes kendisinden yararlanır.’

Hilmin Sebepleri

Birincisi, cahillere karşı merhametli olmaktır. Bu şefkati gerektiren bir hayırlı bir ahlâk ilkesidir.

İkincisi yardımlaşma gücüdür. Bu gönül rahatlığı ve güvenilirlikten kaynaklanır. Söz ustaları demişlerdir ki: En güzel huy, gücü yetenin güçlü iken yapılan hatayı bağışlamasıdır.

Üçüncüsü, sövmekten kaçınmaktır. Bu da olgun kişiliğin gereklerindendir.

Dördüncüsü, Nefsin istemediği şeylere tahammül etmesidir. Allah (c.c.) Yahya (a.s.)’ı hilim özelliğinden dolayı ‘Seyyid’ diye isimlendirdi.

Beşincisi, alacağı cevabın karşılığından haya etmektir.

Altıncısı, kötü söz söyleyene aldırmamaktır. Bu da kerem ve ülfet huylarından meydana gelir.

Yedincisi, kötü söz söyleyenden uzaklaşmaktır. Bu da hazım ile olur.

Hz. Ali (r.a.) Amir b. Mürre’ye sordu:

- İnsanların en akılsızı kimdir ? O cevapla:

- Kendisini insanların en akıllısı gören kimsedir, dedi. Hz. Ali (r.a.):

- Evet doğru söyledin, dedi ve tekrar sordu:

- İnsanların en akıllısı kimdir? O da:

- Cahil insanların arasında suskunluğunu koruyandır, dedi. (14)

Sekizincisi, cevabın karşılığında cezasından korkmaktır. Bu da nefse hakimiyetten doğar.

Dokuzuncusu, büyüklere ve öncekilere saygıdır. Bu da ahde vefa huyundan ileri gelir.

Onuncusu, gizli fırsatları değerlendirmektir. Bu da deha ile olur. Denilmiştir ki, kızgınlığını açığa vuran fırsatları azaltır. söz ustaları derler ki, cahilin kızgınlığı sözünde, akıllı kimsenin kızgınlığı ise işlerindedir. (15)

Yukarıda sayılan sebepler insanı hilim sahibi olmaya çağırmaktadır. Bunların bir kısmı diğerinden daha önemlidir. Ancak hilim huyunun tamamı fazilettir. Bunun bir kısmını alıp diğer bir kısmını bırakmak doğru değildir. o zaman hilim olmaz.

Üç grup insan üç durumda daha iyi tanınır:

Cömertler, kıtlık ve zorluk zamanlarda, kahramanlar savaşta ve halim insanlar da kızgınlık halinde belli olurlar. Halim olduğunu söyleyen kimseyi anlamak için onu kızdıracak bir şey yapmak yeterli olur. Çünkü ancak o zaman halim olup olmadığı anlaşılır. (16)

-----------------------------------

(1) Fetih sûresi, 48/ 26.

(2) Tûr sûresi, 52/32.

(3) Tevbe sûresi, 9/14; Hûd sûresi, 11/75.

(4) Saffat sûresi, 37/101.

(5) Edebü’d-dünyâ ve’d-din, Maverdi, 245.

(6) Âl-i İmrân sûresi, 3/79.

(7) Şûrâ sûresi, 42/37.

(8) Şûrâ sûresi, 42/43.

(9) Bakara sûresi, 2/263.

(10) Nûr sûresi, 24/22.

(11) A’raf sûresi, 7/1, 199.

(12) Âl-i İmran sûresi, 3/133-134.

(13) Fussılet sûresi, 41/34.

(14) Edebü’d-Dünya ve’d-Din, Maverdi, 246.

(15) Edebü’d-Dünya ve’d-Din, Maverdi, 247.

(16) A.g.e. 248.