In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Trade Ethics / Ethical Principles in Trade / Earning a Living
Ethical Principles in Trade

Earning a Living

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Kesb’, toplamak, aramak, kazanmak, elde etmek anlamlarını dile getirir.

Kelam ilminde, insan iradesinin fiili üzerindeki etkisiyle sorumluluğa neden olan yönelişine verilen isimdir.

Kesb kelimesi Kur'an-ı Kerim'de üç anlamda kullanılır. “Allah sizi yeminlerinizdeki yanılmadan dolayı sorumlu tutmaz. Sizi kalplerinizin kesb ettiklerinden (kazandıklarından) sorumlu tutar..” [1] ayetinde kesb, kalbin akdi ve azmi anlamına gelmektedir.

“Ey iman edenler, kesb ettiklerinizin (kazandıklarınızın) ve sizin için yerden çıkardıklarımızın helal ve iyisinden harcayın...” [2] ayetindeki kesb, ticaretle elde edilen kazancı dile getirir.

“Kendi kesbinizin (yaptığınızın) cezası olan azabı tadın.” [3] ayetinde ise kesb, çalışma ve amel anlamında kullanılmaktadır. Kelime buradaki anlamlarından yola çıkılarak Kelam'da kişinin iradesinin kendisine sorumluluk kazandıracak yönelişini dile getirmek üzere kullanılmıştır.

Kelam ilminde kesb, Allah (c.c.)'ın irade ve yaratıcılığı karşısında insan iradesinin yeri ve bu iradenin fiil üzerindeki etkisi konusundaki tartışmaların bir sonucu olarak ilk kez el-Eş'ari tarafından bir kelam kuramı haline getirildi. İnsan iradesinin fiil üzerindeki etkisi konusunda daha önce birbirine zıt iki görüş doğmuştu. Cebriye'nin temsil ettiği ilk görüş insana irade ve özgürlük tanımıyor, onu Allah (c.c.) tarafından önceden belirlenmiş işleri yapmaya zorunlu bir varlık olarak tanımlıyordu. İrade ve yaratıcılığında Allah (c.c.)'ın tekliğine gölge düşürmeme, ortak tanımama endişesinden kaynaklanan bu görüş, tüm fiillerini Allah (c.c.)'ın takdir ve yaratmasına bağladığı için, insanın sorumluluğunu açıklamakta yetersiz kalıyordu. Bu görüşün karşısında yer alan ve Mutezile tarafından temsil edilen ikinci görüş ise, insanın fiilleri üzerinde Allah (c.c.)'ın hiçbir etkisi olmadığını savunuyordu. Buna göre insan tam anlamıyla özgürdür, iradesiyle dilediği fiili seçer ve Allah (c.c.)'ın kendisine verdiği halketme (yaratma, yapma) gücüyle de yaratır. İnsan bu nedenle fiillerinden dolayı sorumludur; fiilinin niteliğine göre ödül ya da ceza görür.

Mutezile mezhebinin görüşünün tek yaratıcının Allah (c.c.) olduğunu belirten Kur'an hükümleriyle [4] çeliştiğini düşünen el-Eş'ari, Cebriye ile Mutezile'nin görüşlerini kesb kuramı ile uzlaştırmaya çalıştı. Buna göre insanda bir irade ve güç vardır, ama bunların fiil üzerinde bir etkileri yoktur. Bu irade ve güç insanı fiile yöneltir ve yakınlaştırır (iktiran). Bunun üzerine Allah (c.c.) insanın yöneldiği fiili yaratır. Böylece insan yönelişi ile fiili kesbetmiş (kazanmış), Allah (c.c.) da fiili yaratmıştır. Ne var ki insanın iradesi seçiminde bağımsız değildir; Allah (c.c.)'ın iradesine tabidir ve ancak onun belirlediği fiili seçebilir. Bu son görüşüyle el-Eş'ari iyice Cebriye'ye yaklaşır ve insanın sorumluluğunu açıklama konusunda başarısız kalır. Bu nedenle sonraki kelamcılar onu Cebriye ile birlikte ele almak ve kuramını bir orta cebr (cebr-i mutavassıt) olarak nitelemek zorunda kalırlar.

Maturidi kelamcılar da Eş'arilerle aynı amaçla kesb kuramı üzerinde durdular. Fakat bunların kesb anlayışı diğerinden büyük ölçüde farklıdır. Maturidilere göre de Allah (c.c.) yaratıcı (Halık), insan kazanıcıdır (kasib). Ancak insanda fiili etkileyecek bir yapabilme gücünün yanı sıra birisi külli, diğeri cüz'i olmak üzere iki irade vardır. Külli irade, insanın fiil ya da terkten birini seçmesini sağlar. Cüz'i irade ise külli iradenin fiil ya da terkten birine bilfiil yönelmesinden (azm-i musammem) ibarettir. el-Eş'ari'nin söylediğinin aksine Allah (c.c.)'ın iradesi insanın cüz'i iradesine tabidir. Başka bir deyişle Allah (c.c.)'ın iradesi seçilen fiile kulun iradesine bağlı olarak yönelir. Allah (c.c.) fiili, insanın bağımsız olarak seçmesinde ve fiilen ona yönelmesinden sonra yaratır. Bu nedenle fiilin sorumluluğu insana aittir.

Maturidi kelamcılar insan iradesine tanıdıkları özgürlükle Mutezile kelamcılarına yaklaşır; ancak fiilin Allah (c.c.) tarafından yaratıldığını söyleyerek onlardan ayrılırlar. Ne var ki bu fark yalnızca "yaratma" kelimesine yükledikleri anlamdan kaynaklanmaktadır. Mutezile "kul fiilinin yaratıcısıdır" derken yoktan var etmeyi (ibda) değil, vardan yeni bir şey var etmeyi kastetmektedir. Buna karşılık Maturidi kelamcılar yaratmayı yoktan var etme biçiminde anlamakta ve bu niteliğin insana verilmesini şirk saymaktadırlar. Buradaki ‘yaratma’nın, söz gelimi.

“Ey İsa, iznimle kuş şeklinde bir şey yaratıyorsun..” [5] ayetindeki ‘yaratma’ gibi bir şeyin belli ölçülerde ve belirli bir biçimde meydana getirilmesi olarak anlaşıldığında aralarında bir fark kalmamakta, sorun çözülmektedir.

Ticarette kesb konusunda Cenâb-ı Hak buyurur:

“Ey iman edenler, kesb ettiklerinizin (kazandıklarınızın) ve sizin için yerden çıkardıklarımızın helal ve iyisinden harcayın...” [6]

Görüldüğü gibi âyette kesb edilen malın helal ve iyisinden harcama yapılması emir buyurulmaktadır. Bundan anlaşılmaktadır ki kesbin helal ve iyi olmayanı da vardır. Bir mal ve servet kazanılmıştır ama bunun kazanılış şekli veya malın bizzat kendisinin özelliği itibariyle helal ve iyi olmayabilir. Haram yollarla kazanılan mal haram olduğu gibi, içki, domuz eti gibi bizzat kendisi haram olan mallar da kesb edilen ama haram olan mallardır.

Müslüman esnaf ve ticaretçilerinin birçoğunun işyerine “El-Kâsibu Habibullah” yani ‘Çalışıp kazanan Allah’ın sevgilisidir’ sözünün yazılı olduğu tablolarını astıklarını görürüz. Bu tablo işyerinde içtenlikle asılmış ve gösterişten uzak ise, bu insanların çalışıp helalinden kazanmayı Allah (c.c.)’ın sevgili bir kulu olmak için yaptıklarını ifade etmektedir.

Ne mutlu helalinden dünya malı kesb edip onu kendisi, ailesi ve yakınlarının rızkı için kullanan ve infak eden Müslümanlara!

[1] Bakara sûresi, 2/225.

[2] Bakara sûresi, 2/267.

[3] Bakara sûresi, 2/286.

[4] Zümer sûresi, 39/62; Fatır sûresi, 35/3.

[5] Maide sûresi, 5/110.

[6] Bakara sûresi, 2/267.