Divulging Secrets
Sır iki kısma ayrılır:
1. Kişinin kendisinin sırrı
2. Başkalarının sırrı
‘Her sır ikinci kişiye geçince yayılmış olur’ gerçeğine göre bir başkasına aktarılan sır elbette yayılır. Sır tek kişiden çıkıp iki kişiye ulaşınca sır olma özelliği artık yok demektir.
Sır saklamanın gerekli olduğu, Kur’an-ı Kerim’de Hz Yakup (a.s.) kıssasında anlatılmaktadır. Hz Yakup (a.s.) oğlu Hz Yusuf (a.s.)’a şöyle demişti: “Sevgili küçük oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar.” (Yusuf sûresi, /5.)
Hz. Ali (.r.a.) şöyle buyurmuştu: ‘Sırrın senin esirindir, onu ifşa ettiğin zaman sen ona tutsak olursun.’
Sır emniyeti mal emniyetinden daha zor ve insan, malları korumayı sırları korumaktan daha güçlüdür. Çünkü mallar, sağlam depolar, kapalı alanlar içinde sağlam kilitlerle korunur. Sırlar ise konuşma aleti olan dilden kolaylıkla çıkar ve duyulurlar.
İnsanların çoğu bildiği sırrı yaymayı adet edinmiş olduğundan, birine bir sır söyleyip de sonra ‘sakın bunu kimseye söyleme! Demek ve söylediği sıırı yayıldığı zaman ondan darılmak abestir. Şair diyor ki: ‘Sırrını kendi diliyle duyurup da bunun yayılmasından dolayı başkasını kötüleyen kişi ahmaktır. Çünkü bizzat sır sahibinin kalbi bunu tutamayacak kadar dar ise, sır verilen kişinin kalbi bundan daha dar olur.’
Sır olan bir emaneti başkasına yaymakta yarar uman, sonra göreceği zarar ile aklının eksikliğini belgeler. Gerek kendi sırrını ve gerekse başkalarının nakledilen sırlarını ve emanetlerini yaymak, ifşa etmek çirkin bir davranıştır. Fakat emanet alınan bir sır yayılınca, toplum yararı ve güvenliği için yaralı olacaksa onun gerekli yere söylenip ifşa edilmesinde bir sakınca yoktur.