In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Trade Ethics / Ethical Diseases in Trade / Consuming Endowment and State Property
Ethical Diseases in Trade

Consuming Endowment and State Property

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

VAKIF VE DEVLET MALI (BEYTÜ’L-MAL) YEMEK

Mülkler, şahıslarca edinilip edinilememesi yani el değiştirmesi bakımından üç kısma ayrılır:

1. Mülk edinilmesi caiz olanlar. Hakikî (özel) veya hükmî (tüzel) şahısların mülkü gibi.

2. Mülkiyeti devletin, menfaati toplumun olan mülkler ki bunlar şahıslar tarafından mülk edinilemez. Yollar, köprüler gibi.

3. Mülkiyeti Allah (c.c.)’ın, menfaati bir hayır müessesesine ait olan mülkler. Vakıf malları gibi.

Vakıf malları, vakfedenin arzu ve şartları doğrultusunda daimdirler, süreklidirler, bakidirler. Vakfın şartnamesini bozmak, malı gayesi dışında kullanmak haramdır.

Bir malı vakfedenin, o vakıf malı ile ilgili dine ters düşmeyen şartlarına mutlaka uyulması gerekir. Çünkü “Vakfedenin şartı, Şâirin nassı gibidir.” Dinin kesin, açık emri gibidir, yerine getirilmemesi sorumluluğu doğurur. Örneğin:

Vakfedici, sadece belli bir camide okunmasını şart koşarak, Kur’an-ı Kerim cüzleri bağışlamış ise bu cüzler başka bir camiye nakledilemez.

Vakıf arazisi yetim malı gibidir; vakıf malının koruyucusu onu imar eder, verimli hale getirir ve çoğaltabilir; fakat satamaz. Ancak daha verimli olan bir arazi ile değiştirebilir. Vakıf arazileri şahıslara mülk olamaz. Yani satılmaz, satın alınmaz, bağışlanmaz, istimlâk edilmez. Vakıf malının satılması, onun vakıf olmaktan çıkarılması demektir ki, vakıf malının mülkiyeti Allah (c.c.)’a ait olduğundan vakıf başkanının böyle bir uygulamaya hakkı ve yetkisi yoktur.

Hanefî mezhebine göre vakıf malının satışı, değişim yoluyla olur. (Mal yerine başka mal satın alma gibi). Satışı, zaruret halinde ve özel şartlarla, ilim ve amel sahibi bir hâkim yapar. Ana, baba, çocuk ve eş gibi yakınlara satış yapamaz. Değişim esasına uyulmaksızın yapılan satışlarda satan ve alanın manevî sorumlulukları vardır.

Vakıf malı kiraya verilecek olursa rayiç bedel üzerinden verilir ve kiraya veren kişi bundan maddî, manevî kendine çıkar sağlayamaz. Yetim malı ile vakıf ve devlet mallarının kiraya verilmesinde, bunların yönetimini elinde bulunduran kişilerin duyarlı olmaları gerekir. Bu malları ucuza verip yetim, vakıf ve devlet kurumlarının mağduriyetlerine sebep olamazlar. Rayiç bedelin altında olan kiralamalarda, tarafların herhalde manevi sorumlulukları olacaktır.

Vakıf malında, vakfedicinin vakıf şartlarına uymayan tasarrufu geçersizdir. Vakıf hangi gaye için vakfedilmişse o gaye doğrultusunda hizmet verir, gelirinden şartnamede belirtilenlerin dışında bir başka yöne sarfiyat yapılamaz. Sadece fakirlerin iaşesi söz konusu iken zenginleri de bundan yararlandırmak doğru değildir.

Vakfın işlerini yürüten kişi fakir ve muhtaç ise, ihtiyacı miktarınca vakıf malından yiyebilir, misafirine ikramda bulunabilir.

Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında asırlarca adaletle hükmetmiş ve insanlara huzur ve refah sunmuş olan Müslüman atalarımız, gittikleri yerlere İslâm Medeniyetini de götürmüş ve buralarda çok sayıda ve büyük vakıflar, imaretler kurmuşlardır. Evlenecek fakir kızların çeyiz masraflarının ödenmesinden yaralı kuşların tedavi edilmesine varıncaya kadar her konuda toplumun huzuru için kurulan ve mal varlığı tahsis edilen bu vakıflar dünyanın başka yerlerinde görülmeyen bir Vakıf Medeniyeti oluşturmuştur.

Osmanlı devletinin son toprakları üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti de atalarımızın emanet ettiği ve büyük bir maddî varlık olan vakıfların yönetimi ve korunması için özel kanunla Vakıflar Genel Müdürlüğü teşkilatını kurmuştur. Bu kurum halen ülkemizin en büyük ve ciddî devlet kurumlarından birisidir. Devlete ait vakıfların sevk ve idaresi ile Müslüman veya gayr-i müslim şahısların sevk ve idaresindeki vakıfların faaliyetlerinin denetimi bu kurum tarafından yapılmaktadır.

Devlet Malı

Devlet idarecileri, kendilerine emanet edilen devlet mallarını korumak, çoğaltmak ve devamlılığını sürdürmek ile mükelleftirler. Emekleri karşılığında maaş, ücret alırlar. Devletin malından ancak kendileri faydalanır, yandaşlarına, hısım ve akrabalarına onları peşkeş çekemezler.

Her bir sorumlunun sorumluluğu altındaki mal kendilerine emanet olduğundan kendi korumalarındaki emaneti özel işlerinde kullanmak veya ondan yakınlarına faydalandırmak emanete hainlik olur. Ecdadımız beytü’l-mali, devlet hazinesini çarçur etmediler, gözleri gibi korudular ve bizlere örnek oldular. İslâm tarihi bu konuda da ibret alınacak şeref tabloları ile doludur.

‘Yetim malında vâsinin durumu ne ise, benim de devlet malındaki; (beytü’l-mal) deki benim durumum odur’ diyen Hz. Ömer (r.a.), zengin olduğu zaman iffetli davranır ondan herhangi bir şey alıp yemez. Fakirleşip muhtaç olduğunda ise devlet malından u; emeğine karşılık yer ve sonra zenginleşince, borç almışçasına onu öderdi. Onun devlet malını koruyup gözetmedeki hassasiyeti ve bununla ilgili olarak “evine misafiri gelince, toplumla ilgili işlerin çözümünde kullandığı devlete ait mumu söndürüp kendisine ait olan mumu yakması” menkıbesi hâlâ ter ü tazeliğiyle kulaklarımızda çınlamaktadır.

Devlet malının idare ve muhafazasına önem vermek, oradan meşru olmayan yollarla şahsî kese ve kasaların doldurulmasından uzak durarak haram lokmaya buluşmama hususunda örnek alınacak bir davranış: Ömer b. Abdulaziz’in oğluna sorarlar:

-“Baban (şu kadar senedir devlet reisliği yapıyordu, size mal olarak ne bıraktı?” Gülümseyerek cevap verir:

-Hizmetçimiz anlatmıştı: Öleceği zaman mallarımıza bakan bu hizmetçimizi yanına çağırmış, “Ne kadar malımız var” diye ona sormuş. O da “14 dinar” deyince, “O parayla benim cenaze işlerimizi görürsünüz” demiş.

İyad b. Ganem (r.a.), Hz. Ömer’in, Hımıs’a vali tayin ettiği hak hukuk gözeten örnek bir Müslüman… Yakınları fakirliliklerini bahane ederek onun nüfuzundan; makamından faydalanmak isterler. Devlet malından yiyip içmek, asalak geçinmek arzusundadırlar. İyad (r.a.) uzak yerlerden gelmiş olan bu akrabalarına 10’ar dinar verir. Onlar doyucu değildir, memnun olmazlar. İyad (r.a.):

-“Ey amcaoğullarım! İnanın, size verdiğim şeyleri sağlamak için hizmetçilerimi, gerekli eşyalarımı, malımı, mülkümü sattım. Beni mazur görün, anlayışlı olun” dediyse de onları ikna ve memnun edemez. Onların ısrar ve yüzsüzlüğü üzerine:

-“Allah’ın malından, hazineden çalmamı mı istiyorsunuz? Vallahi ustura ile dilim dilim doğranmak, bana, beytülmâlin bir kuruşunu yemekten daha hafif gelir” der ve devlet kademelerine onları tayin edip onlara devlet malını arpalık olarak vermez, yedirmez, onlar da dağılır giderler.

Rahmanın rahmetine kavuştuğunda, bu Allah dostunun geride hiçbir malı kalmamıştır.

Devlet yöneticileri, yetim malında olduğu gibi devlete ait bir malı, rayiç bedelin altında bir fiyatla, ucuza satamazlar. Devlet adına da alım yaparken, rayiç bedelin üstünde, pahalıya mal satın alamazlar. En küçük memurundan, devlet başkanına kadar her görevlinin, topluma ait malların alım, satım ve kiralamalarında duyarlı ve adil davranmaları gerekir. Kendilerine çıkar sağlamaları büyük vebalı muciptir.