Armed Warfare
3. SİLÂHLI SAVAŞ
Hak ile batıl arasındaki mücadelenin kıyamete kadar süreceğini [1] ifade eden Hz. Peygamber (s.a.v.), “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, fakat buna mecbur kaldığınız takdirde tahammül gösterin, Allah (c.c.)’tan daima esenlik ve barış dileyin.” [2] Mealindeki hadisiyle hem sulh ve sükûnun değerini, hem de gerektiğinde batıla karşı fiilî mücadelede sabır ve sebatın gerekliliğini göstermiştir.
Bütün temennilere rağmen savaşa engel olunamaması, bu arada semavî dinlerin ve ilâhî vahiylerin kalıcı değerlerini içeren İslâm dini ile mensuplarına yönelik hareketlerin daima potansiyel bir saldırı ve tahrip riski taşıması, Müslümanların her zaman silâhlı savaşa hazırlıklı bulunmaları zaruretini doğurmakta ve bu bakımdan Kur’an-ı Kerim’in, “Onlara karşı elinizden geldiğince kuvvet ve -cihad için- bağlanıp beslenen atlar (yani savaş araç ve gereçleri) hazırlayınız ki bununla Allah (c.c.)’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı, bunlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah (c.c.)’ın bildiği diğer düşmanları korkutup cesaretlerini kirasınız.” [3] Mealindeki âyeti her zaman olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır.
Ehl-i kitap’tan, onlara gönderilen Tevrat ile İncil’den sıkça söz edilen Maide sûresinde hak-batıl mücadelesinin Hakk’ın yozlaştırılması biçimine değinilmekte, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den Ehl-i kitabın bozulmuş din anlayışına Müslümanların uymaması istenmekte, onların son vahiyden saptırma gayesi güden faaliyetleri karşısında dikkatli olması gerektiği vurgulanmaktadır. [4]
Bakara sûresinde de Yahudiler ve Hıristiyanların, kendi dinlerini benimsemedikçe Hz. Peygamber (s.a.v.)’den, dolayısıyla Müslümanlardan memnun olmayacakları hatırlatıldıktan sonra şöyle denilmektedir: “Gerçekte yegâne doğru yol Allah (c.c.)’ın gösterdiği yoldur. Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan Allah (c.c.)’a karşı hiçbir dostun ve hiçbir yardımcın olamaz.” [5]. Esasen geçmişte ve bugün Müslümanlara karşı vuku bulan saldırılar, çoğunlukla Müslümanların temsil ettiği İslâmiyet’e ve Müslümanlarca aslı korunmuş olan vahye karşı açılmış savaşlardır. Dolayısıyla böyle bir savaşa karşı gerek moral değerler yönünden gerekse ilmî, ekonomik ve teknik yönlerden hazırlıklı olmak ve nihayet savaşa savaşla karşılık vermek de cihad faaliyetlerinden biridir.
[1] Ebû Davud, Cihad, 33.
[2] Buharî, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 19.
[3] Enfâl sûresi, 8/60.
[4] Maide sûresi, 5/48-49.
[5] Bakara sûresi, 2/120.