Apathy
‘Humud’, ahlâk biliminde herhangi bir hastalık ve engel bulunmadığı halde şehveti yok edip evlenmeyerek bekârlığı seçip nefsi esir etmektir. [1]
Bu huy ilk bakışta çirkin huylardan değil gibi görünürse de gerçekte şehvet kuvvetinin tefritidir ve insan toplulukları arasında çirkin huyların en zararlılarındandır. Eğer dünyada var olan insanlar bu huyu benimsemiş olsaydı yüz-yüz yirmi seneye kadar dünyada hiçbir insan kalmazdı. Bu durum ise Allah (c.c.)’ın yeryüzündeki muradına zıttır. Buna delil olarak şehvet kuvvetinin Allah (c.c.) tarafından tabiatta varlığı, dinen nikâh ve çoğalmanın övülen bir şey oluşu ve dünyadan alakayı kesmenin çirkin bir şey oluşu gibi hususlar yeter.
Binlerce yıl öncesinden zamanımıza kadar yürüyüp gelmiş olan neslimizi durdurup bir noktada kesmek hiç uygun değildir. Bu yolu seçen kimseler hayvanlardan ibret alsınlar. Onlar bile nesillerinin devam ve kendi türlerinin yeryüzünde kalmasına hizmet etmektedirler. [2]
Efendimizin (s.a.v.), gece hiç uyumamaya, hiç evlenmemeye, gündüzleri hep oruç tutmaya karar veren Ashabdan bazılarına karşı çıkan şu meşhur hadisi konu hakkında hep örnek verilir: “Allah'a yemin olsun ki, içinizde Allah'tan en çok korkan ve ona en çok saygı duyan benim. Fakat ben, bazen oruç tutar, bazen da yerim, gece de hem namaz kılar hem de uyurum. Kadınlarla da evlenirim, benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” [3]
Yine Efendimiz (s.a.v.), “Allah'ın sevap yazmaktan yorulmayacağını, ama bizim yorulacağımızı” [4] dolayısıyla Allah (c.c.)'ın insanın kendine işkence etmesine ihtiyacı olmadığını bildirmiş, her zaman ifrat ve tefritten uzak, itidale çağırmış, gereksiz zorlamanın ibadet olmadığını açıklamıştır. Asr-ı saadette Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ibadet hayatını öğrenip adeta onu azımsayarak devamlı oruç tutmaya, sürekli namaz kılmaya ve hiç evlenmemeye azmeden kimselere onun yaptığı bu uyarı bunu ortaya koymaktadır.
Allah Resûlü'nü ümmete model olarak sunan, “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan sakının.” [5] ayeti, O'nun yalnız sözleriyle değil, fiil ve hareketleriyle de delil ve kendisine uyulan bir rehber olduğunu hükme bağlamaktadır.
İnsanoğlunun neslinin devamı, insan tarafından bazı aşamalar içinde hayata yansıtılıyor. Bu durum, kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirmeleri, yani evlenmekle sağlanmaktadır. Buna göre, evlenmeme yönünde ortaya konacak davranışlar gibi, evliliği yozlaştırma yönündeki akımlar da, temelde neslin devamı kanunu ile çatışan, dolayısı ile insanın ana yaratılış kanunlarına ve aynı zamanda insan doğasına aykırı davranışlardır.
Humud Hastalığından Kurtuluş Yolu
Sa'd b. Hişam, Hz Aişe (r.a.) validemize gelip evlenmemeye niyet ettiğini söyler. Validemiz onu, "Öyle yapma!. ‘Sizin için Allah Resûlünde güzel bir örnek vardır." ayetini okumuyor musun?” Resûlullah (s.a.v.) evlenmiş ve çocukları da olmuştur.’ diye ikaz etmiştir. [6]
Takva, ‘Allah’tan korkarak O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından sakınarak azabından korunmak’ demektir. Görüldüğü gibi takva, Allah (c.c.)'ın dininin, insanlar tarafından pratik hayatta uygulanmasıdır. Demek ki gerçek korunma, ancak Allah (c.c.)'ın korumasına girmekle mümkün olacaktır. Bu gerçeği ifade ettiği içindir ki, takva, ‘insanın kendini, Allah (c.c.)'ın vikâye (koruma)sına koyarak Ahirette zarar ve elem verecek şeylerden iyice korunması, günahlardan sakınarak iyilikleri kendisi için gerekli kabul edip yapması’ diye de tanımlanmıştır.
Takvânın anlamı, sadece yukarıda belirtilenlerden ibaret değildir. Kur'an'daki ayetlerden, takvanın ayrıca ‘iman, tevbe, taat, günahı terk, ihlas’ anlamlarına geldiğini de anlamaktayız. Şu halde takvayı mücerret (yalın) bir perhiz yapmaktan ibaret zannetmek hatadır. Çünkü Allah (c.c.)'ın kullarına helal kıldığı şeyleri terk etmenin, bir fazilet sayılamayacağı, gerek Kur'an'da gerekse Sünnet'te açıkça belirtilmiştir.
Kuran-ı Kerim’de, “Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı nimetlerin hoş ve leziz olanlarını kendinize haram kılmayın, aşırı da gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” [7] mealindeki ayet, helal olan şeyleri terk etmenin, fazilet sayılamayacağına işaret eder.
Ayrıca, Hz. Muhammed (s.a.v.) in ibadetini öğrenmek ve daha yakından görmek için, Resûlullah (s.a.v.)'ın evine gelen bir grup sahabinin, Peygamber (s.a.v.)’in ibadetinin yanında, kendi ibadetlerini azımsayarak, devamlı namaz kılmaya, oruç tutmaya ve kadınlarla evlenmemeye karar vermeleri sonucu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in onlara cevap niteliğindeki şu mübarek sözleri de takva konusuna açıklık getirmektedir. Peygamber (s.a.v.) onlara:
“Siz şöyle, şöyle söyleyenlersiniz değil mi? Fakat şunu biliniz ki, ben, sizin Allah’tan en çok korkanınızım. Bununla birlikte ben bazen oruç tutarım bazı günler de tutmam. Gecenin, bir kısmında namaz kılarım. Bir kısmında da uyurum. Kadınlarla da evlenirim. İşte benim Sünnetim budur. Her kim benim bu yolumda gitmezde ondan yüz çevirirse benden değildir.” [8] buyurdu.
Yine bu konuda Hasan Basri'nin şu sözleri de dikkat çekicidir. Hasan Basri'ye; Filan kimse paluze yemiyor, demişler, O, ‘Niçin yemiyor?’ diye sormuş. ‘Şükrünü eda edemem’ diye yemiyor, cevabını vermişler. Hasan Basri, ‘soğuk su içiyor mu?’ diye sormuş. ‘Evet’ demişler. Bunun üzerine Hasan Basri: ‘O halde bu adam cahil, Allah (c.c.)'ın ona, soğuk sudaki nimetinin paluzeden daha çok olduğunu bilmiyor’ [9] diye cevap vermiş.
Yukarıdaki ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi takva, helalden sakınmak değil, haramdan ve haram şüphesi taşıyan şeylerden sakınmaktır. Şurası da unutulmamalıdır ki bu durum, Allah (c.c.)'ın dininin tamamen hakim olduğu zamanlarda geçerlidir. İnsanlar arasında Allah (c.c.)'ın hükümlerine uyulmadığı, haram ve helalin düşünülmediği anlarda, harama düşmemek için gerektiğinde helalden de sakınmak elbette bir takva örneğidir. Nitekim şu hadisi şerif, bu noktaya işaret etmektedir. Peygamber (s.a.v.): “Kul, hiç bir sakınca olmayan şeyleri, onda sakınca olması endişesiyle terk etmedikçe muttakilerden (takva sahiplerinden) olamaz.” [10] buyurmuştur.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.
[2] Tasvir-i Ahlâk, A. Rıfat.
[3] Buhari, Nikah, l.
[4] Müslim, Sıyam 177.
[5] Haşr sûresi, 59/7.
[6] Ahmed b. Hanbel, 91,112,
[7] Maide sûresi, 5/87.
[8] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, XI, 253.
[9] Kurtubi, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'an, VI, 262.
[10] İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l Azim -1, 71.