In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Affectation
Bad Character

Affectation

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Tekellüf’, insanın başkalarına ikram ederken onu beğendirmek amacıyla normalin üstünde zahmet çekip masrafa ve külfete girmesi, hatta bunu alışılmışın üzerinde gösteriş seviyesine ulaştırması anlamına gelir. [1]

Ebu Hureyre (r.a.)’nin naklettiğine göre: Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve Ahiret gününe iman eden, ya hayır söylesin, yahut sussun. Allah'a ve Ahiret gününe iman eden komşusuna ikram etsin. Allah'a ve Ahiret gününe iman eden konuğuna ikram eylesin.” [2]

Görüldüğü gibi sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ikramı erdemliliğin, samimiyetin bir göstergesi olarak sunmakta ve müminlere tavsiye etmektedir. Ancak burada tavsiye edilen aşılıktan uzak bir ikram ve ihsan anlayışıdır. Çünkü O, her alanda olduğu gibi ikram ve kelam alanında da aşırılık ve tekellüften uzak durmuş, orta yola tabi olmuş ve takipçilerine de bunu tavsiye etmiştir.

Külfet, ülfete de engel olur. Yani insanlar arasında ortaya çıkması umulan kaynaşma ve yakınlaşmayı önler. Çünkü külfet eden insanla sohbet edip dost olacak insanlar onun bu gereksiz külfeti dolayısıyla uzaklaşmayı tercih edecekler, zorunlu olmadıkça yanına yaklaşmayacaklardır.

Konuşma sırasında, etkili ifade tarzını yakalama arzusuyla anlaşılması güç ifade biçimlerini kullanmak, gereksiz uzatmalar yapmak ve sanat yapmak adına içinden çıkılmaz cümle yapılarına başvurmak iyi ahlâkla bağdaşmayan davranışlardır.

Tekellüf her ne kadar iyi niyeti içeriyorsa da bir yönüyle aşırılık olması sebebiyle aşağıdaki ayetin konuya açılım sağladığı ortadadır: Şüphesiz Allah katında din İslâm'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” [3]

Görüyoruz ki; tekellüfün bir boyutunu oluşturan aşırılık insanların ayrılığa düşmelerinde sebep olan unsurlardır.

Tekellüfün bir boyutu da gösteriştir. Konuşma veya harcamada aşırılığa giden kişi bu haliyle gösteriş içerisindedir. Ayette, Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” [4] şeklindeki hitapla gösterişçi kimsenin durumu ortaya konmuştur.

Tekellüf, eğer gösteriş gayesini taşıyorsa yapılan işin boşa çıkması sonucunu doğuracaktır. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.” [5]

Gösteriş maksadıyla tekellüf yapan kimse, şeytanı ve kötü güçleri kendine dost edinmiş ve çıkılması güç bir girdaba kapılmıştır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir meselede kötü ahlâk özelliklerinden birisi olan tekellüften kaçınayım derken insanın, iyi ahlâk özelliklerinden birisi olan kadirşinaslıktan uzaklaşmaması, hak eden insana hak ettiği tazim ve saygıyı göstermekten geri durmamasıdır.

Aşırı derecede saygı gösterme kaygısıyla gerekenin ötesinde külfet üslenmek tekellüf olacağı gibi aynı şekilde; aşırı derecede saygı gösterilmesini ve ikramda bulunulmasını istemek de tekellüftür ve bir çeşit hastalıktır. İsrailoğulları verileni beğenmeyip daha fazlasını ve farklı yiyecekleri istediklerinde tekellüfün ikinci çeşidine yakalanmış olmaktadırlar. Hani, Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin demiştiniz. O da size, İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah'ın ayetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.” [6]

Burada İsrailoğullarının verilenle yetinmemek sûretiyle tekellüfe düştükleri ve bu sebeple de zillete duçar oldukları bizlere bildirilmektedir.

Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” [7]

İşte insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayanlar tekellüfe düşmüş olanlardır. Bunların durumları çok açık biçimde tasvir edilmiş ve yaptıklarından kendilerine hiçbir şeyin kalmayacağı bildirilmiştir.

Gösteriş için tekellüfe meyleden kişi bu haliyle münafıkların özelliklerinden birini de üzerine almış olmakta ve büyük bir tehlikeye doğru yaklaşmaktadır. Çünkü yüce Kur’an münafıkların gösterişçi kimseler olduklarını beyan etmektedir: Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.” [8]

Ancak konu içerisinde ana babaya saygı ve hürmet farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Onlara gösterilen saygı, hem biçim hem de derece bakımından diğer insanlara gösterilenden farklı olmalıdır. Çünkü başta anneler olmak üzere ebeveyn yavrularının sağlıklı, ahlâklı ve topluma faydalı biçimde yetişebilmeleri için bütün gayretlerini sarf ederler, sıkıntı ve zorluklara katlanırlar. Durumun ayette ifade ediliş biçimi şöyledir: “Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” [9]

Bu zahmetler dikkate alındığında, anne baba şirk seviyesine varmadığı sürece saygının en ileri seviyesine layıktırlar ve bu çerçevede yapılan hiçbir işin de tekellüf olarak değerlendirilme imkanı yoktur.

Tekellüfte bir yandan da menfaat umuduyla hareket etme vardır. İkram veya kelamda aşırıya giden kimse bu davranışını kendi durumunu olduğundan iyi göstermek için yapabileceği gibi; beklediği bir menfaat veya yarara ulaşmak için de hareket ediyor olabilir. Bu ise dinimizce kesin biçimde yasaklanmış, bir iyiliğin menfaate ulaşmak gayesiyle yapılması yerilmiştir. “İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.” [10]

Tekellüf yapan kimse bir menfaat umuduyla hareket ediyorsa bu ilahi buyruğa da muhalif davranmış olacaktır.

Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.” [11]

Tekellüf o kadar korkulması gereken hastalıktır ki; insanı felakete sürükleyen birçok davranışı içermektedir. Bunlardan birisi de kendini beğenme hastalığıdır. Yüce Rabbimiz, bu durumda olanların sevgisinden mahrum kalacaklarını bildirmektedir.

Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.” [12]

Tekellüfün bir diğer yönü olarak ifade edilen kedini beğenme o kadar büyük bir tehlikedir ki; Resûlullah (s.a.v.)’ın eğitiminden geçmiş, kendisinin en hayırlı insanlar olarak nitelendirdiği, içlerinde cennetle müjdelenmiş üstün insanların bulunduğu sahabe dahi bu tehlikeden kendini koruyamamış, büyük bir sarsıntıyla ancak kendilerine gelebilmişlerdir.

Giyim konusunda aşırı davranmak da bir çeşit tekellüftür ve büyük tehlikeler içermektedir. Esma (r.a.) şöyle bir olay anlatmaktadır:

Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir kadın gelerek: Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir kumam var. Onun yanında kocamın aslında bana vermediği bir şeyi vermiş gibi davranarak gösteriş yapmam günah mıdır? diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.): “Elinde bir şey olmadığı halde varlıklı olduğu gösterişi yapan kimse yalancıktan elbise giyen (çıplak) kimse gibidir.” cevabını verdi.” [13]

Tekellüf söz alanında ortaya çıktığında bu davranış tekellüfü yapan şahıs için ahlâkî olmamakla beraber, muhatap için de mühim sonuçlar içermektedir. Öyle ki; sanatlı sözlerle aşırı derecede övülen şahıs, kendisini olduğunun dışında algılayacak, belki bu o şahsı kibre, büyüklenmeye götürecektir. Kibir ve büyüklenmenin ne büyük bir felaket olduğu da ortadadır. Bu durumu Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle izah etmektedir: Ebu Musa (r.a.)’nın anlattığına göre: Hz. Peygamber (s.a.v.) birisinin bir adamı övdüğünü ve onu övmede aşırı gittiğini duydu da bunun üzerine: “Andolsun ki, siz o adamı helak ettiniz. Yahut bu adamın belini kırdınız! buyurdu.” [14]

Tekellüften kurtulmanın yolu, Hz Peygamber (s.a.v.) ve onun yıldızlar misali arkadaşlarının hayatlarında ortaya çıkan sadeliğe bakmak, hal ve tavırları buna göre belirlemektir. Onlar hayatlarını oldukça sade biçimde yaşadılar. Ama bu mutluluklarına engel olmadı, hem dünyada hem de Ahiret’te mutluluğun kapılarını araladılar, kendilerini tekellüf hastalığından tevazu ilacı ile kurtarmayı başardılar.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Sahîh-i Müslim, Îman.

[3] Âli İmran sûresi, 3/19.

[4] Bakara sûresi, 2/264.

[5] Nîsâ sûresi, 4/38.

[6] Bakara sûresi, 2/61.

[7] Bakara sûresi, 2/260.

[8] Nîsâ sûresi, 4/142.

[9] Ahkaf sûresi, 46/15.

[10] Müddessir sûresi, 74/6.

[11] Hadid sûresi, 57/23.

[12] Tevbe sûresi, 9/25.

[13] Sahîh-i Müslim, Giysi ve Zînet.

[14] Sahîh-i Müslim, Zühd ve Rakâik.