Adultery / Fornication
ZİNA
‘Zina’, erkek ve kadının, nikâhsız olarak cinsel ilişkide bulunması demektir.
Zina, toplum ahlâkını çürüten kötü huylardan biridir. İslâm’da şiddetle yasaklanmış olan büyük günahlardan olup belirli koşullar içerisinde tespiti yapıldığı takdirde suçlularına en ağır cezai hükümler uygulanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de: “Zina’ya yaklaşmayın, çünkü o çok çirkin ve kötü bir yoldur.” [1] buyrulur.
Bu ayetin öncesinde “Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin.” [2] sonrasında ise; “Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı hiçbir cana haksız olarak kıymayın.” [3] ifadeleri bulunmaktadır.
Çocukların öldürülmesiyle zina arasında bazı münasebetler ve benzerlikler vardır. Zina bahsinin çocukların öldürülmesiyle ilgili ayeti kerime ile katille ilgili ayeti kerimenin arasına alınmış olması da bu münasebet ve benzerlik dolayısıyladır. Bu anlatımla, zinanın çocukları, bu yolla nesli ve bir toplumu öldürmek kadar ağır sonuçları olan yıkıcı bir hastalık olduğu ortaya konulmaktadır.
Birçok yönüyle zinada öldürme, yok etme manası vardır. Çünkü zina gayri meşru bir neslin meydana gelmesine yol açmaktadır. Çoğu zaman meşru olmayan çocuklar, dünyaya gelmesin diye, ana rahminde iken ya henüz hayat bulmadan yahut da hayat bulduktan sonra öldürülmektedir. Şayet canlarına kıyılmamış da ailelerinden uzak yalnız bir hayata terk edilmişlerse, bu çocuklar ekseriyetle hakir ve kötü bir hayat yaşarlar ki; bu da toplum için bir canlının kaybı demektir.
Zina, bir başka yönüyle de yayıldığı her toplumu katletmiş sayılır. Çünkü zinanın yayıldığı toplumlarda soylar bozulur, gayri meşru yolla kanlar karışır, ırz ve nesil yönünden güvenler sarsılır, toplumdaki bağlar zayıflar ve o toplum yok olmaya mahkûm olur. Böyle bir durum ise toplumlar için ölüm demektir.
Zina, edepsizliğin ve utanmazlığın yaygınlaşmasına, cinayetlerin artmasına, gayri meşru nesebi belirsiz çocukların doğmasına yol açar. Böylece nesil bozulur, ahlâk yok olur, toplumun düzeni sarsılır ve o toplum Allah’ın (c.c.) gazabını üzerine çeker.
Kur’an’da “İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler Allah lütfu ile onları zengin eder.” [4] buyrulmaktadır.
Allah Teâlâ gerçek Müslümanların özelliklerini sayarken şöyle buyuruyor: “Onlar ki Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar; Allah’ın yasak ettiği canı haksız yere öldürmezler ve Zina etmezler! Kim bunları yaparsa onun için azap kat kat yapılır ve aşağılık olarak azabın içinde sürekli kalır.” [5]
Kur’an’da namus ve iffeti koruma Müslüman erkek ve kadınların en önde gelen vasıfları olarak sayılır. [6]
Zinanın ise, apaçık bir çirkinlik ve sapma olduğu belirtilmiştir. Kur’an’da zinaya götürecek yol ve ortamlar yasaklanmıştır. Çünkü zina, nesebin karışmasına, ailenin dağılmasına, hısımlık, komşuluk, arkadaşlık gibi bağların çözülüp toplumun manevi ve ahlâki değerlerinin temelden sarsılmasına yol açan ve insanı bedeni zevklerinin esiri yapıp aşağılayan çirkin bir davranıştır. Böylesine zararlı ve kötü davranışın sadece ahlâki ve dini müeyyidelerle yasaklanması yeterli olmayacağından Kur’an’da zina eden erkek ve kadına bedeni ceza uygulanması da emredilmiştir. [7]
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tatbikatında ise bu konuda bir ayırıma gidilerek, Kur’an’da zikredilen bedeni ceza, evli olmayan kimselerin zinasına uygulanmış, zina eden evli erkek veya kadının ise taşlanarak (recm) hayat haklarının ellerinden alınması yönünde uygulama yapılmıştır. [8]
Toplumda zinanın önlenebilmesi için yasaklamanın veya suçu sabit görülenlere ceza uygulamanın yeterli olmayacağı, hatta İslâm’da cezaların uygulanışının amaç olmadığı açıktır. Onun için de İslâm’da suçların önlenmesi, kişileri suçu işlemeye sevk eden duygu, ortam ve araçların ıslah edilmesi, işlenen suç ve günahların da mümkün olduğu ölçüde gizlenmesi ilke edinilmiş, bunun için de öncelikli olarak, erkek ve kadınların yabancıların, aralarında evlilik bağı veya devamlı evlenme engeli bulunmayan kimselerin yanında belli yerlerini örtmeleri, birbirlerini tahrik edecek şekilde davranmamaları, toplumda açıklık ve müstehcenliğin önlenmesi ve yabancı kadınla erkeğin baş başa kalmaması (halvet) gibi önlemler alınmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) “Kim Allah’a ve Ahiret gününe iman ediyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın; çünkü böyle bir durumda üçüncüleri şeytandır.” [9] buyurmuştur.
Hukuk düzeninin öngördüğü yasaklar, cezalar ve tedbirler kadar, sosyal arka plan ve insan unsuru da önem taşır. Bu sebeple de İslâm toplumlarında söz konusu tedbirlerle yetinilmeyerek ailelere ve topluma çocukları eğitme, evlilik yaşını geçerli bir sebep olmadıkça geciktirmeme, evlenmeleri kolaylaştırma, toplumda dini ve ahlâki değerleri diri tutma gibi ilave görevler verilmiş, her Müslüman’ın kendi eğilim ve davranışını kendi başını denetleyebilecek bir ahlâki yetişkinliğe, kişilik ve sorumluluk bilincine ulaşması hedeflenmiştir. Çünkü İslâm’ın temel gayesi suçluların cezalandırılması değil, toplumda suç ortamının oluşmaması, insanların güven ve huzur içinde yaşamalarıdır.
Günümüz toplumlarında zinanın, birçok cinsel suç ve sapıklığın yaygın bir hal almasının, aileyi ve toplumun ortak manevi ve ahlâki değerlerini sarsıcı bir boyuta ulaşmasının temelinde eğitimin, aile içi ve beşeri ilişkilerin dini ve ahlâki zeminden koparılarak bireyci, özgürlükçü, bencil ve yararcı bir zeminde geliştirilmeye çalışılması ve bazı temel kriterlerin yitirilmiş olması yatmaktadır.
Kur’an’da zina ve fuhuş büyük günahlar arasında sayıldığı, zinanın dünyevi ve uhrevi cezasından söz edildiği gibi [10] erkek ve kadının gözlerini haramdan korumaları, avret yerlerini örtmeleri emredilmiş, böylece zinaya giden yolun bir yönüyle kapanmış olacağına işaret edilmiştir. [11]
Bir hadiste Peygamber (s.a.v.) dil, ağız, el, ayak, göz gibi organların zinasından söz ederek [12] zinaya zemin hazırlayıcı her türlü gayri meşru ilişkinin, flört ve beraberliğin de bu nevi zina olduğunu belirtmiş, bunlardan da sakındırmıştır.
Kadınların, yabancı erkeklerle konuşurken, kalpte şüphe uyandırmayacak ve karşısındaki kişiyi yanlış anlamaya sürüklemeyecek tarzda ciddi ve ağır başlı olarak konuşmaları, [13] süs ve endamlarını yabancılara göstermemeleri, [14] bunun için de sokağa çıktıklarında güzelce örtünmeleri, [15] kendi evleri dışında, başkalarına hissettirecek derecede koku sürünerek dolaşmalarının hoş karşılanmaması [16] zinadan uzaklaştırmayı amaçlayan emirlerdir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” [17]
Resûlullah (s.a.v.) bir başka hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onları temize çıkarmaz, suratlarına bile bakmaz; üstelik onlar korkunç bir azaba uğrarlar. Bunlar: zina eden ihtiyar, yalan söyleyen hükümdar, kibirlenen fakir.” [18]
Hadiste zikredilen günahların ortak özellikleri, bu günahlardan halleri veya mevkileri itibariyle uzak durmaları gereğidir. Bu üç günahkârdan birincisi ve konumuzla ilgisi olan, zina eden ihtiyardır. Yaşını başını almış bir kimse artık olgunlaşmalı, doğruyu yanlışı görmeli, yaklaşmakta olduğu sonu fark etmelidir. Ömrü gaflet içinde geçmişse, kendine çeki düzen vererek haramlardan uzak durmalı, zinaya asla yaklaşmamalıdır. Şayet yaşlı bir kimse böyle yapmamış, yasaklanmış olan bir günaha devam etmişse, Allah (c.c.) ona iltifat buyurmayacaktır.
Zina Hastalığından Kurtuluş Yolu
Toplumların manevi ve ahlâki değerlerinin bozulmasında ailenin, toplumun, eğitimin, resmi politikaların, basın ve yayın organlarının çok büyük etkisi vardır. Toplumumuzun kutsal değerlerini yok etme adına yapılan birçok olumsuz yayın, yönlendirme ve cinsel özgürlük propagandalarına rağmen toplumumuzda zinanın ve diğer suç oranlarının Batı toplumlarına göre daha düşük olmasının temel nedeni, İslâm dininin ve genel ahlâk ilkelerinin fertlerin gönüllerinde, günlük hayatlarında ve insan ilişkilerinde egemenliğini ve yönlendiriciliğini büyük ölçüde sürdürmekte oluşudur. Ancak bunun yeterli bir güvence olarak görülmesi yanlış olur. Suçlunun cezalandırılmasından çok suçun işlenmesine meydan verilmemesi ve o ortamın oluşturulmaması daha önemli olduğuna göre bireylerin iyi eğitilmesi, ahlâklı kişiler olarak yetiştirilmesi, cinsi arzu ve ihtiyaçların sömürü aracı yapılmasının ve müstehcenliğin önlenmesi günümüzde daha büyük önem arz etmekte; devlet, toplum ve bireyler olarak her kesim bu alanda ayrı ayrı sorumluluklar taşımaktadır.
Toplumda fertlerin ve aile hayatının korunmasında, zinanın kanunla yasaklanması yeterli olmaz. Buna ilaveten, aklın, dinin ve insan tabiatının kötü ve çirkin bulduğu her türlü hayâsızlık, fuhuş ve müstehcenlikle mücadele edilmesi, bunları besleyip yaygınlaştıran ortamın da düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de İslâm dini, sadece zinayı yasaklamakla yetinmeyip, zinaya götüren yolları, müstehcenliği, kadın erkek ilişkilerinde ölçüsüzlüğü ve aşırı serbestliği de önlemeye, bununla beraber ferde ahlâki olgunluk ve şahsi sorumluluk yüklemeye, cinsel hayatla ilgili eşler arası birtakım hak ve görevlerden söz ederek aile hayatını koruyup iyileştirmeye özen göstermiştir.
Böylesine yıkıcı ve kötü bir tehlikeli hastalık karşısında bütün kesimler kendilerini sorumlu hissetmeli, başta ahlâkî eğitim olmak üzere diğer yöntemler de kullanılarak huzur toplumunun oluşumu sağlanmalıdır.
Allah (c.c.) bütün Müslümanları bu kötü hastalıktan ve ona yaklaşmaktan korusun.
[1] İsra sûresi, 17/32.
[2] İsra sûresi, 17/31.
[3] İsra sûresi, 17/33.
[4] Nûr sûresi, 24/32.
[5] Furkan sûresi, 25/68-69.
[6] Müminun sûresi, 23/5; Nur sûresi, 24/30-31; Furkan sûresi, 25/68; Ahzab sûresi, 33/35.
[7] Nûr sûresi, 24/3.
[8] Buharî, Hudûd; Ebû Dâvud, Hûdûd.
[9] Müslim, Hacc.
[10] Al-i İmran sûresi, 3/135; Nisa sûresi, 4/15-16; İsra sûresi, 13/32.
[11] Nûr sûresi, 24/30-31.
[12] Müslim, Kader.
[13] Ahzab sûresi, 33/32.
[14] Nûr sûresi, 24/31.
[15] Ahzab sûresi, 33/59.
[16] Tirmizi, Edeb.
[17] Buhârî, Rikak.
[18] Müslim, İman.