بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / نصائح ذهبية للسياسي / وصايا أبي بكر
نصائح ذهبية للسياسي

وصايا أبي بكر

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Hz. EBU BEKİR (r.a.)’in TAVSİYELERİ

İsmail b. Ebi Halid, Kays’tan naklen şöyle dedi: ‘Hz. Ebu Bekir (r.a.) ayağa kalktı, Allah’a hamdü sena ettikten sonra şöyle dedi: ‘Ey insanlar! Siz Allah’ın “Ey iman eden kulları! Kendi nefislerinize bakınız. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapıtanlar size zarar veremez” (9) ayetini okuyunuz. Biz Rasûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu işittik:

“İnsanlar kötülüğü görürler de ona mani olmazlarsa, Allah’ın onlara umumi bir azap göndermesi pek yakındadır.”

İsmail b. Ebi Hâlid, Zebid b. Hâris’ten şöyle nakleder: Hz. Ebu Bekir (r.a.) ölüm hastalığına yakalanınca, yerine geçmesi için Hz. Ömer (r.a.)’e haber gönderdi. Bunun üzerine insanlar şöyle dediler: Bizi idare etmek üzere senin yerine sert ve kaba birisini mi geçiriyorsun? Eğer o bizim idaremizi eline geçirirse daha katı ve sert davranır. Ömer’i bize halife yapmış olarak Allah (c.c.)’ın huzuruna varınca O’na ne cevap vereceksin?

Hz. Ebu Bekir (r.a.) şöyle karşılık verdi:

- Beni Rabbimle korkutuyor musunuz? ‘Ey Allah’ım! Sana inananların en hayırlısını onlara Halife bıraktım’ derim.

Sonra Hz. Ömer’i çağırttı. Ona şöyle vasiyet etti:

- Ben sana öyle bir vasiyet edeceğim ki, eğer onu tutarsan, sana mutlaka gelecek olan ölüm gelince, senin için ondan daha sevimli bir şey olmayacaktır. Eğer onun tutmaz, zayi edersen, elbette mâni olamayacağın ölüm gelince senin nazarında ondan daha çirkin bir şey olmayacaktır.

- Allah’ın senin üzerinde geceleyin bir hakkı vardır ki, onu gündüz kabul etmez. Üzerine farz olan vazifeleri eda etmediğin müddetçe yapacağın hiçbir nafile ibadet kabul olunmaz. Kıyamet gününde terazilerinin sevap kefesi hafif gelenlerin hüsranı, ancak dünyada kendilerine asla ağır gelmeyen batıla tabi olmaları sebebiyle hafif gelmiştir. Tabiatıyla ancak batılı tartan terazide hayır kefesinin hafif gelmesi yerinde bir olaydır. Terazileri ağır tartanların terazisi de ancak dünyada hakka tabi olmaları sebebiyledir. Böyle terazinin de ağır gelmesi yerindedir. Eğer sen benim bu vasiyetimi tutarsan senin nazarında ölümden daha sevgili bir gaip olamaz. Zira ölüm her ne kadar gaip ise de mutlaka gelecektir. Eğer sen beni bu vasiyetimi tutmazsan gelmesine mâni olamayacağın ölüm senin için en çirkin şey olur.

Musa b. Ukbe, Esma binti Umeyr yoluyla şöyle nakleder:

- Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz Ömer (r.a.)’e dedi ki: Ey Hattab Oğlu! Ben seni, geride bıraktıklarıma bakarak yerime geçirdim. Rasûlullah’a çokça arkadaşlık ettim. Gördüm ki, O bizi daima kendisine, ehlimizi de ehline tercih ederdi. O derece ki O’nun bize verdiklerinden artanları biz tekrar onun ehline hediye ederdik. Sen de bana arkadaşlık ettin. Benim daima benden öncekilerin izini (Rasûlullah’ın yolunu ) takip ettiğimi gördün. Vallahi uyumadım ki, rüya göreyim. Vehme kapılmadım ki, hataya düşeyim. Ben asla hak yoldan sapmadım. Ey Ömer, senin kaçınmanı istediğim şeylerin ilki, nefsinin arzularına uymamandır. Çünkü her nefsin bir şehevi arzusu vardır. Onu yerine getirdiğin vakit daha başkalarını istemekte ısrar ve inat eder. Rasûlullah (s.a.v.)’ın ashabından şu karınları şişmiş, gözleri dünyaya tamah etmiş, her birini sevdiklerini kendisi için sevmiş olan kimselere karşı dikkatli olmanı, onları korkutmanı, kendinin de korkmanı istiyorum. Şüphesiz, onlardan birisinin bir hataya düşmesi hayreti muciptir. Sakın hayret edenlerden olma. Bil ki, sen Allah’tan korktuğun müddetçe onlar da senden korkacaklardır. Sen doğru olduğun müddetçe onlar da senin yolunda doğruluğa devam edeceklerdir. Vasiyetim budur. Selâmlarımı sunarım.

Abdurrahman b. İshak, Abdullah el-Kureşî ve Abdullah b. Hakim yoluyla gelen rivayette şöyle anlatır: Hz. Ebu Bekir (r.a.) bize bir hutbe irâd ederek şöyle buyurdular:

‘Hamdü senâdan sonra sözüm şudur: Allah’tan korkmanızı, lâyık olduğu şekilde Allah’a sena etmenizi, korku ile ümidi birleştirmenizi, Allah’tan istediklerinizde ısrar etmenizi tavsiye ederim. Zira Allah Teâlâ Zekeriya (a.s.)’yı ve ehl-i beytini överek Kur’an’ında şöyle buyurmuştur: “Onlar hayırlara koşarlar, korku ile ümid arasında bize dua ederlerdi. Ve onlar ancak bize boyun eğerlerdi.” (10) Sonra, ey Allah’ın kulları biliniz ki, Allah kendi hakkı ile sizin nefislerinizi rehin etmiş, sizden birtakım ahitler almış, çok ve ebedî olanı vererek sizden az ve fani olanı satın almıştır. İşte şu Allah’ın kitabı Kur’an sizin elinizdedir. Onun acaib ve garaibi tükenmez. Nuru asla sönmez. Onun söylediklerini tasdik ediniz. Onun kitabına sımsıkı sarılınız. Zulmet günü için ondan istifade ediniz. Siz, ancak ibadet için yaratıldınız. Size, yaptıklarınızı göre, Kirâmen Kâtibin melekleri tevkil edilmiştir. Sonra malumunuzdur ki, siz, ne zaman geleceği sizden gizlenmiş bulunan bir ecele doğru sabahlayıp akşamlıyorsunuz. Eğer siz, Allah yolunda işler yaparak ömürlerin tüketilmesine kadir olursanız bunu yapınız. Buna ancak Allah (c.c.)’ın yardımıyla ulaşabilirsiniz. İyi işler yapmakta ömrünüz kifayet ettiği müddetçe müsabaka (yarış) ediniz. Eğer öyle yapmazsanız en kötü amelleriniz sonra size iade edilir. Çünkü; bir takım insanlar ömürlerini başkaları uğrunda harcarlar ve kendilerini unuturlar. Onlar gibi olmaktan sizi menederim. Acele ediniz, acele! Kurtuluşa koşunuz, kurtuluşa! Zira sizin peşinizde öyle hasis bir takipçi var ki, defterinizi pek çabuk dürer. O da ölümdür.'