طول الأمل
TÛL-İ EMEL
‘Tûl-i emel’, dünyada rahat, zevk ve eğlence içinde uzun yıllar yaşamayı istemektir. Daha çok ibadet edebilmek için çok yaşamayı arzu etmek tûl-i emel olarak değerlendirilmez. Tûl-i emel içinde olanların temel özellikleri, ibadetlerini zamanında yapmamalarıdır. Aynı şekilde bu nitelikteki insanlar, günahlarından tevbe etmeyi ihmal ederler. Kalplerinin katı oluşu ve ölümü akıllarına bile getirmemeleri bunların diğer bir özelliğidir. Böyle bir ruh haline kapılınca tabi ki öğüt ve nasihatten anlamaları da beklenemez.
Halbuki dinimiz bizlere, bütün tatları, lezzetleri anlamsız kılan, ortadan kaldıran ölümü çokça hatırlamamızı, hiçbir şekilde aklımızdan çıkarmamamızı emretmektedir. Ölüm gerçeğini aklından çıkarmayan insan, hayatı daha iyi anlayacak, olayları tahlil ederken daha isabetli sonuçlara ulaşacaktır.
Ancak, ölüm gerçeğini düşünmeyen tûl-i emel sahibi insan, sürekli dünya malına ve mevkiine kavuşmak için çalışır, gayret eder. Bu yaklaşım biçimi neticede Ahiretin unutulması sonucunu ortaya çıkarır. Böyle olunca, bu yapıdaki insan için söz konusu olabilecek tek şey dünyadaki zevk ve eğlenceler olur.
Fakat insanın, aile bireylerinin ihtiyaçlarını karşılamak için hesaplamalar yapması tûl-i emel kapsamında değerlendirilemez. Kişinin bakmakla mükellef olduğu bir aile olmasa da makul ölçülerde birikim yapmasında beis yoktur. Ancak, haddi aşar, uzun yıllar sonrası için detaylı hesaplar yaparsa, bu davranış biçiminin tevekkül anlayışı bakımından problem taşıyacağı düşünülür.
Ömrün uzun olmasını istemek problem değildir. Ancak kişi bunu daha çok dünyalık elde etmek düşüncesi veya dünya sevgisinden dolayı yapıyorsa büyük bir yanılgı içerisinde bulunuyor demektir. Sevgili peygamberimizin konuya ışık tutan hadisi şöyledir: “İnsanların en iyisi, ömrü uzun ve emeli güzel olandır” [1]
Yüce Yaratıcımız, alemi en güzel biçimde, rahatlıkla insanın hayatını sürdürebileceği yapıda var etmiştir. Bu haliyle tabiat insanın yapısına son derece uygun, yaşaması için bütün yönleriyle elverişli bir ortamdır. Ne kadar zor şartlarla karşılaşılmış olursa olsun, ölümü istemek verilen nimetlere karşı nankörlük olacaktır. Bu durum hadisi şerifte şöyle bildirilmiştir: “Ölmek istemeyiniz. Kabir azabı çok acıdır. Ömrü uzun olup İslâm’ın kurallarına uymak büyük saadettir. Müslümanlıkta beyazlaşan saçlar, kıyamet günü nur olacaktır.” [2]
Tûl-i emelin sebepleri, dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak, sağlığına ve gençliğine aldanmak ve bunların elinden gideceğini düşünmemektir. İnsan, ölümün her an kendisine gelebileceğini düşünmelidir. Sağlığın ve gençliğin ölüme engel olamadıklarını, nice çocuk, genç ve sağlıklı insanın öldüğünü ve küçük yaşlardaki ölümlerin yaşlılardan daha çok olduğunu unutmamalıdır.
Tûl-i emel sahibi olmanın zararları sayılamayacak kadar çokken; ölümü düşünmenin yararları da aynı şekilde ifade edilemeyecek kadar fazladır. Çok sayıda ayet ve hadis bizlere ölümü sürekli aklımızda tutmamızı tavsiye etmektedir. Çevremizdeki insanları değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda da görmekteyiz ki; ölümü düşünenler, kendilerini hata, günah ve isyandan korumak bakımından daha dirayetlidirler. Buna mukabil dünya hayatının süs ve aldatmacasına kapılanlar, bu yaşayış biçimi içerisinde birçok hatayı üst üste işleyebilmektedirler.
Bera b. Azib diyor ki: Mezarlığa defnetmek üzere, Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir cenaze götürdük. Rasûlullah (s.a.v.) kabrin başına oturdu ve ağlamaya başladı. Mübarek gözyaşları toprağa damladı. Sonra buyurdu ki: “Ey kardeşlerim! Hepiniz buna hazırlanınız!” “İnsanlara vâiz olarak ölüm yeter. Zenginlik isteyene, kaza ve kadere iman etmek yeter.” [3] Sevgili Peygamberimiz bizlere ölüm gerçeğini etkili biçimde ifade etmiştir. Hakikaten ölüm, ibret alanlar için vazgeçilmez bir vaizdir. İnsanlar yakınlarından, akrabalarından veya dostlarından birisi ahiret alemine göç ettiğinde, bir süreliğine onun etkisinde kalır, kötülüklerden yüz çevirirler. Bir süre sonra bu etkili vaizin tesirinden kurtulur, azgınlık ve sapıklıklarına gerisin geri dönerler.
Ölümü hatırlamak, ondan ders almak ve bu dersi hayatının her dilimine yansıtabilmek akıllı insanların yapabilecekleri bir davranış biçimidir. Böylece kişi hayatı ve sonrasını anlama imkânına kavuşacak, geniş bir ufuk sahibi olacak ve bu sayede hem dünyada hem de ahrette üstünlüklere ulaşabilecektir. Ölümü düşünen insanın üstünlüğü, dünya hayatının geçici olduğunu anlaması ve dünyadaki çalışmalarını bu geçiciliğe göre şekillendirmesinden kaynaklanır. Böyle bir stratejiyle hem dünyada hem de ahrette mutluluğa ulaşmak mümkün olabilecektir.
Haram olan lezzetlerin içinde yaşamak için bitmek tükenmek bilmeyen bir hayat arzusu taşımak haram kıskacına yakalanmak olacaktır. Haramlar dışındaki tatlara ulaşmak gayesiyle uzun bir ömür dilemek ise kesinlikle haram olarak değerlendirilemeyecektir. Ancak Müslüman düşünce yapısının özünde çok yaşama fikri değil; sıhhat ve afiyet içerisinde hayatını sürdürme hedefi vardır. [4]
Hırs, açgözlülük ve tama bitmez tükenmez hırs ve arzu anlamlarına gelmekte olup; tasavvufta, insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya aşırı bir şekilde bağlanmasıdır. Bunun zıddı olan ‘kasr-i emel’ ise kanaat ve tok gözlülük olup, insanın hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışmasıdır. Sûfiler, Allah (c.c.)'ın zikrinden alıkoyar korkusuyla dünya meşgalesine dalmaktan ve dünya sevgisini gönülde yeşertmekten şiddetle kaçınırlar. Çünkü kişiyi en çok hataya sevk eden ve yer yer insanlık kılığından çıkartan şey dünya ve makam sevgisidir. Dünyada, olanla azmamak, olmayana da üzülmemek gerekir. Dünya meşgalesi ve geçim telaşı insanı Allah (c.c.)'tan ve hayırlı amellerde bulunmaktan uzaklaştırmamalıdır.
Tûl-i emelin temel iki sebebinden birincisi dünya sevgisidir. Dünya sevgisi bütün ilahî dinlerde yerilmiştir. İnsanoğlu dünya ile dünyanın zevkleriyle aşırı bir şekilde ünsiyet edip ona daldığı vakit, dünya sevgisiyle dolu olarak artık dünyadan ayrılmak onun ağırına gider; dünyalıktan ayrılığın sebebi olan ölümü düşünmek bile istemez. İnsan, hoşuna gitmeyen, hoşlanmadığı veya korktuğu şeyi kendisinden uzaklaştırmak ister.
Aynı zamanda insanoğlu birçok boş kuruntular ile de doludur. Arzu ve isteklerinin sonu yoktur. Bu isteklerin başında da dünyada uzun süre yaşamak gelir. O, kendi kendine, devamlı olarak yaşama kuruntuları yapar. Uzun süre yaşamak için muhtaç olduğu ev, mal, evlat, dost, binit ve diğer dünya sebeplerini hazırlamaya çalışır. Kalbini bunlara bağlar. Böylece ölümü unutur ve onun yaklaştığını düşünemez. Allah (c.c), Kur'an-ı Kerîm'de, dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu şöylece ortaya koymaktadır: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” [5]
Başka bir ayette dünya hayatının bir oyun, bir süs, insanlar arasında bir övünme, mal ve evlatta bir çoğalış, bir gurur (aldanış) olduğu anlatılır: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” [6] Rabbimiz bizleri karşımıza çıkabilecek tehlikeler için uyarmakta, dünya hayatının insanları aldatmaması gerektiğini bildirmektedir.
Tûl-i amelin ikinci sebebi ise cehâlettir. İnsan bazen gençliğine güvenir, ölümü uzak görür. Halbuki ölümün kime ne zaman geleceği bilinmez. İnsan bazen da sıhhatli olduğu için ölümü uzak görür. Halbuki nice sağlam kimselerin âni olarak öldüğünün farkında değildir. Şâyet âni ölüm uzak bir ihtimal ise de âni hastalık hele günümüzde trafik kazaları gibi olaylar hiç de uzak değildir. Akıllıca yapılacak iş, ölümün her an gelip kapıyı çalacağı düşünülerek ölüme hazırlıklı olmak, ‘ileride yaparım’ sözünün sırf cehâlet ve gaflet olduğunu ve dünya sevgisinden ileri geldiğini bilip bundan kurtulmanın yollarını aramak olacaktır.
Tûl-i Emel Hastalığından Kurtuluş Yolu
Rasûlullah (s.a.v.)'in, ümmetinin uzun emele dalmasından ve nefislerinin hevâsına uymalarından korktuğu rivayet olunmaktadır. Uzun emel Ahireti unutturur, nefsin isteklerine uymak ise kişiyi doğru yoldan saptırır. Dünya sevgisini gönülden çıkarıp atmak cidden zordur. Bu zorluğu başarmanın Ahiret gününe, oradaki büyük mücâzât ve mükâfata inanmakla ve ölümü düşünmekle mümkün olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. [7]
[1]Tirmizî.
[2]Beyhakî.
[3]Beyhakî.
[4]İslâm Ahlâkı, M. Hadimi.
[5]Mülk sûresi, 67/2.
[6]Hadid sûresi, 57/20.
[7]İbrahim Emiroğlu, Tûl-i Emel.