سليم الأول
Yavuz Sultan Selim, 1470 yılında Amasya’da doğdu. Küçük yaştan itibaren Kur’an-ı Kerim, tefsir, hadis ve fıkıh dersleri yanında yüksek fen ilimlerini de öğrendi. Çok çevik ve zeki olup ok atmak, güreş tutmak ve kılıç kullanmak hususunda maharet sahibiydi. Arapça ve Farsçayı mükemmel bir şekilde konuşurdu. Babası II. Bayezid padişah olduktan sonra, askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için Trabzon’a vali tayin edildi.
Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi iken, Şah İsmail’in siyasî-dinî faaliyetleri ile Osmanlı Devleti için çok büyük bir tehlike arz ettiğini görüyor ve ona göre tedbirler düşünüyordu. Hatta zaman zaman bu devlet üzerine küçük çapta akınlar da yapıyordu. Nitekim, 1512’de babasının yerine geçince de ilk seferini, Osmanlı Devleti’ni önce bölüp parçalama, sonra da yıkma emellerini güden Safevîler üzerine yaptı. İstanbul’da Eyüp ve diğer mübarek kabirleri ziyaret ederek zafer duaları yaptıktan sonra ordusuyla harekete geçen Selim Han günlerce yol aldıktan sonra nihayet 23 Ağustos 1514’de Çaldıran Ovası’nda Safevî ordusuyla karşılaştı. Yavuz ve ordusunun kudretiyle ateşli silahların üstünlüğü sayesinde Osmanlılar parlak bir zafer kazandı. İran ordusunun büyük bölümü imha edilirken birçok Safevî kumandanı ile Şah İsmail’in zevcesi esir alındı. İran’ın baş şehri Tebriz’e giren Yavuz Sultan Selim Han, şehirdeki camileri tamir ettirdi ve halka huzur verdi.
Bu zafer ile Osmanlı sınırları Fırat’tan Azerbeycan’a ve İran içlerine kadar uzadı. Yavuz Sultan Selim ikinci seferini Memlükler üzerine yaptı. Bu seferin asıl sebebi Memlüklerin Osmanlı Devleti’nin kuvvetlenmesinden endişe ederek şiî Şah İsmail ile ittifak içerisine girmesi idi. Şah İsmail’i bir darbede saf dışı bırakan cihangir padişah bu defa da yıldırım hızı ile Mısır ordularını 24 Ağustos 1516’da Mercidabık ve 26 Mart 1517’de Ridaniye’de kazandığı zaferler ile perişan etti. Artık Memlük Devleti kalmamış, bütün Arap ülkeleri Osmanlı hâkimiyetine girmişti. Bu durum üzerine Mekke ve Medine emiri mukaddes şehirlerin anahtarlarını ‘Hakimü’l Harameyn’ ünvanı ile Yavuz Sultan Selim’e takdim etti. Ancak dindar padişah bu ünvanı ‘Hadimü’l Harameyn’ Mekke ve Medine’nin hizmetçisi’ şekline çevirerek aldı ve evlatlarına böyle miras bıraktı.
İki büyük seferin zaferle neticelenmesinden sonra bilhassa donanma faaliyetlerine hız veren Yavuz, devrin büyük âlimi Kemal Paşazade’ye niyetinin feth-i Efrenciye yani Avrupa olduğunu bildirmişti. Ancak yüce Hakan’ın Eyüp Türbesi’ni ziyaretle başladığı bu seferine yakalandığı amansız bir şirpence hastalığı mani oldu. Vefat etmeden önce yakın dostu Hasan Can kendisine Hakk’a teveccüh etmesini söyleyince ‘Bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun. Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bir kusur mu gördün?’ buyurarak Yasin-i Şerif okunmasını istedi. Kendisi de okurken ruhunu teslim etti. Naşı kendi adı ile anılan camiin avlusundaki türbededir.
Osmanlı Devleti’nin topraklarını iki buçuk mislinden fazla genişletti. Babasından devraldığı 2,373,000 kilometrekarelik olan ülke toprakları O’nun zamanında 6,557,000 kilometrekareye çıktı.
Devlet işlerinde kesin niyet ve kati programla hareket eden Selim Han, herhangi bir devlet işini fiiliyata koymadan evvel muhtelif yollarla onun hakkında âlim, vezir ve sair ilgililerin fikirlerinden istifade eder ve günlerce düşünür, nihayet son kararını verdikten sonra ondan dönmez ve bu kararın aleyhinde söz söyleyenleri en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Muntazaman bir istihbarat teşkilatı vardı. Bu sayede gerek memleket dışından ve gerek içeriden devamlı bilgi alırdı. Önemli işlerde bizzat kendisi tahkikat yapardı.
İhtişam ve debdebeye ehemmiyet vermez, sadeliği sever ve sade giyinirdi. Kendisi için fazla para sarfıyla köşk ve lüks şeyler yapılmasını istemezdi. Bir defasında oğlu Şehzade Süleyman çok süslü bir elbiseyle huzuruna girince; ‘Süleyman annen ne giysin?’ Başka bir rivayete göre, ‘Anana giyecek bir şey bırakmamışsın’ diyerek sitem etmişti. Hazinenin devamlı dolu olmasına dikkat ederdi.
Sultan Selim Han evliyaya rağbet eder onların sohbetlerine katılmayı bulunmaz bir nimet sayardı. Devamlı; ‘Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş - Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş.’ buyururdu. Yavuz Sultan Selim’in Şam’da Salihiye’de Muhiddin-i Arabi’ye yaptırdığı camii, imaret ve türbeden ve bir de Konya’da Mevlevi tekkesine getirdiği sudan başka bir hayır yapmasına vakti ve zamanı müsait olmamıştır. Hatta başlattığı camiinin bile yalnız temellerini attırabilmiş fakat tamamlayamamıştı.
Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu ve İslâm halifelerinin yetmiş dördüncüsü olan Yavuz Sultan Selim 22 Eylül 1520’de vefat etti.