بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أسس الأخلاق الحميدة / الأخلاق الحميدة / اليسر
الأخلاق الحميدة

اليسر

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Yüsr, kolaylaştırma, kolay kılma, hafifletme, zorluğu giderme anlamlarına gelir. Zorluğun, zorlaştırmanın karşıtıdır. Kur’an, bu manaları ifade etmek üzere yüsr, yüsra, yesir, meysûr ve tahfif gibi kelimeleri kullanmaktadır.

Yüsr, işin kolay olması demektir.

Yesir, az olan, kolay olan şey, hakir (değersiz) anlamlarına gelir.

Yüsra, kolay, kolaylık, sol taraf, sol el anlamlarına gelir.

Meysûr, kolaylık, kolay kılınmış şey anlamında kullanılır.

Tahfif, hafifletme, yükün ağırlığını giderme gibi manalara gelir.

Deneme için yaratılan insanoğlu, denemenin gereği olarak bir takım yükümlülükleri yerine getirecek, bazı güçlükleri göğüsleyecek, bazı zor gibi görünen ibadetleri yapacak, nefsinin çok arzu etmesine rağmen, imtihanın bir gereği olarak o isteklerinden vazgeçecektir.

Dünyada insan nefsinin hoşuna giden çok şey vardır. Nefis onlara sahip olmak ister. Hatta onlara sahip olmak uğruna yanlış yollara sapabilir, meşru olmayan işlere yönelebilir. Nefis çoğu zaman dinin teklifini ağır bulur, onları yerine getirme noktasında tembellik yapar. Nefsin, dünyalıklar peşine düşüp daha da azgınlaşması, dinin tekliflerinden uzaklaşıp kendi hoşuna gideceği şeyleri yapması için şeytan sürekli kışkırtıcı bir rol üslenir.

Sınavın gereği bazı zorlukların, daha doğrusu nefsin ağır bulduğu bir takım güçlüklerin olması doğaldır. Aslında dinin teklifleri insanın yapısına, tabiatına uygundur. Rabbimiz insana taşıyamayacağı hiçbir yük yüklemez. [1]

Ancak, yeryüzünde bulunuşunun, var olmasının sebebini anlamayıp, kendi heveslerine göre yaşamayı seçmiş kimseler dinin tekliflerini ağır bulurlar. Nitekim müşrikler, kendilerinin Kur’an’a davet edilmelerini çok ağır bir teklif olarak kabul etmektedir. [2]

Dinde Kolaylık Esastır

Allah (c.c.)’ın gönderdiği ölçülere göre yaşayan, yani İslâm’a uyanlar; hem dünya hayatını düzene koyarlar, hem hayat sınavını başarırlar, hem de Allah’ın muttaki kullar için hazırladığı hesapsız nimetlere ve mükâfatlara kavuşurlar.

Kullarının bu güzelliklere kendi çabalarıyla kavuşmalarını isteyen Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, zayıf bir yapıda yaratılmış insan için tekliflerini yumuşatmış, kolaylaştırmış ve onun sırtındaki ağır yükleri indirmiştir. Rabbimiz (c.c.) bu konuda buyuruyor ki;

“... Allah size kolaylık (yüsr) ister, sizin için zorluk (usr) istemez." [3]

İslâm’ın amacı insanları ağır yüklerle zorluğa sokmak değil, aksine her türlü kolaylığı göstererek, onların iyi birer insan olup ilahi mükâfatları hak etmelerini sağlamaktadır.

Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister. İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.[4]

İslâm, fıtrat (yaratılış) dinidir. Yani insanın yaratılışına uygun, tabii bir yaşama biçimidir. İnsanı yaratan Rabbimiz, onun fıtratına uygun tekliflerini İslâm adıyla ona göndermiştir. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle açıklıyor;

Şüphesiz ki bu din kolaylıktır. Her kim, kolay olan bu dini zorlaştırırsa altında kalır. Onun için orta yol tutun ve dini en uygun biçimde uygulayın. [5]

İslâm’ın prensibi her işte kolaylıktır. Ama asla zorluk çıkarmak, insanları yokuşa sürmek, zor tekliflerle işi yokuşa sürmek, zor tekliflerle onlara güçlük vermek, yapamayacaklarını emredip de onları bunaltmak değildir. Allah (c.c.) hâşâ kullarına işkence etmez, onlardan intikam almaya kalkmaz.

İslâm’ın bu kolaylık prensibini birçok konuda görmek mümkündür. Allah (c.c.), Kur’an’ı, okunup anlaşılsın, öğüt alınsın diye kolaylaştırmıştır. [6]

Kur’an Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dilinde de kolaylaştırılmıştır ki, takva sahiplerini müjdelesin, inatçı toplulukları da uyarsın. [7]

Müminler, gerek namazda gerekse günlük hayatlarında Kur’an’dan kolaylarına gelen kısmı okurlar, bu konuda bir sınırlama yoktur. [8]

Peygamberimize hitaben söylenmiş şu gerçek, Kur’an’ın asıl amacını ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir;

Ta Hâ. Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik. ‘İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğüt ve hatırlatma olsun. (diye indirdik) [9]

Allah (c.c.), Peygamber tebliğini güzel yapsın diye O’nun işini kolaylaştırır, önündeki engelleri aşması için O’na yardım eder. [10]

Kur’an, ödeme güçlüğü çeken borçluya kolaylık sağlanmasını tavsiye ederken [11], kıyamet günü ameli iyi olanların hesabının çok kolay, ameli kötü olanların ise hesabının çok zor olacağını haber veriyor. [12]

Allah (c.c.) takva sahiplerine işlerinde kolaylık göstereceğini müjdeliyor. [13]

Demek ki, Dinin ve ona ait tekliflerin insana kolay gösterilmesinin sebebi takvadır ve Allah (c.c.) bu ilahi bağışı da muttakilere vermektedir.

Bir başka deyişle takva sahibi müminler, Allah(c.c.)’a ihlâslı bir şekilde ibadet ettikleri, Allah’a hakkıyla teslim oldukları için, dinin tekliflerini kolaylıkla yerine getirebilirler, onlarda bir zorluk görmezler. Diğer taraftan İslâm karşısında inatçılık edip, Allah’a boyun eğmeyen kibirliler, İslâm’ın emirleri ve yasakları karşısında sıkıntı duyarlar, bocalarlar, deyim yerinde ise soğuk ter dökerler, zorluğundan bahsederler, kendi statülerine ve zamana uymadığından dem vururlar ve onun hükümlerini tartışmaya açmaya yeltenirler. İnsan, Allah’tan hakkıyla korkup-sakınabilse, şüphesiz dinin emirleri ona çok kolay ve çok sevimli gelir. Çünkü onları yerine getirdiği zaman ölçülemeyecek kadar çok karşılığa kavuşacaktır.

Burada, kendilerine hidayet verilen ile sapıtanların psikolojisini hatırlamak faydalı olacaktır;

“Allah, kime hidayet vermek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi- dar ve sıkıntı kılar.” [14]

Mallarını Allah yolunda harcamayan cimrilerle, güzelliğe sırtını dönen kimselere, zorluklar, sıkıntılar, darlıklar ve azap kolaylaştırılır. Çünkü bu gibiler bunu hak etmişlerdir. [15]

Allah (c.c.) her zorluktan sonra bir kolaylık olduğunu haber veriyor. [16]

Zorluktan sonra kolaylığın olması gerekli tedbirleri almakla, dua ve ibadetle Allah’a rağbet etmek, Ona yaklaşmakla mümkündür.

Şurası kesindir ki İslâm’ın emir ve yasakları içerisinde insanın fıtratıyla ve hayatın gerçekleriyle çatışan hiçbir şey yoktur. Allah (c.c.) ve O’nun son Peygamberi, insanlara altlarından kalkamayacağı hiçbir şeyi yüklememişlerdir. Din’in bütün emir ve yasakları (hükümleri) insanlara faydalı olan şeyleri kazandırmak, zararlı olan şeyleri de onlardan uzaklaştırmak içindir.

Emredilen ibadetler, bir zorluk, sıkıntı veya işkencenin değil; huzur, rahatlık, düzen ve iç ferahlığı ve dengeli yaşayışın planıdır.

Dinimizde nass’la (kesin deliller ile) sabit olan şeyleri değiştirmek, zamana ve toplumlara uydurmak mümkün değildir. Onları sağa sola çekmek, onlara dokunmak insanı İslâm’ın sınırları dışına çıkarabilir. Ancak hakkında hüküm olmayan, yani ‘mübah alan’ dediğimiz konularda en kolayı ve dine uygun olanı tercih etmek Peygamberimiz (s.a.v.)’in tavrıdır. Müslümanlar da aynı şekilde hareket ederler. Hz. Ayşe (r.a.) şöyle diyor;

“Yüce peygamber, biri daha kolay, biri daha zor iki tercih karşısında kaldığı zaman, mutlaka kolay olanı seçmiştir.”

Nitekim bazı ibadetlerde yerine göre kolaylıklar gösterilmiştir. Bunun sebebi ibadetlerin her şart ve ortamda yerine getirilmesi, müslümanların kolaylıkla kulluğunu yapabilmesidir.

Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin oruçlarını Ramazan’dan sonra kaza etmeleri, ayakta namaz kılamayanların namazlarını oturarak kılmalarını, su olmadığı veya suyu kullanma imkânı kalmadığı zaman teyemmüm edilmesi, yolculukta namazın kısaltılması; ibadetlerdeki bilinen kolaylıklardandır.

İslâm’da ruhbanlık olmadığı gibi, aşırı gevşeklik de yoktur. ‘Ne yaparsam yapayım, Allah beni affeder’ mantığı yanlış bir mantıktır. Allah (c.c.) dilerse bütün günahları affeder, doğrudur. Ancak hiç kimse tövbe edebilme ve tövbesinin kabul edilme garantisini veremez. Kul için Allah (c.c.) rızasından daha büyük bir kazanç var mıdır? Bize her türlü nimeti karşılıksız veren Rabbimiz, şükredilmeye layık değil mi? Allah’ın katındaki yüce makamları hak etmek zararlı mıdır? Allah’ın azabına layık olmaktan daha korkunç bir kayıp var mıdır?

Dinimiz her şeyde olduğu gibi ibadette de dengeyi emrediyor. Ne aşırı gevşeklik ne de ruhbanlık gibi dünyadan el etek çekme anlayışı; her iki tutum da İslâmi değildir. Her iki konuda en iyi örnek peygamberimizdir. Allah’a en iyi kulluğu O yapmıştı. O’nun ibadet hayatı da ölçülüydü, aşırı ve insan gücünün üzerinde değildi.

Ne kadar gayret ederse etsin, hiç kimse peygamberden daha iyi takva sahibi olamaz. O, ibadetini insan olmanın sınırları içerisinde yapardı, emredilenlerin dışında az ve devamlı nafile ibadet de ederdi. Ümmetine de az ve devamlı ibadet etmeyi tavsiye ederdi. Öyleyse İslâm’ı her açıdan zorlaştırarak yaşanamaz, uygulanamaz bir hale getirmek, hayatın gerçekleriyle karşı karşıya bırakmak doğru değildir. Anlatılan ve gösterilen İslâm, insanlara ‘yok, biz bunu yaşayamayız, çok zor, tahammül edilemez’ dedirtiyorsa, anlatanların ve İslâm’ı öyle sunanların vebali vardır. Dinde olmadığı halde, dinin emri gibi lanse edilen bir sürü formalite ve zorlama şeyler, gerçekten insanları şüpheye düşürebilir, Allah (c.c.)’a ibadetten uzaklaştırabilir.

“Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı (onu huzura kavuşturmadık mı)? Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü? Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı! Senin şânını yükseltmedik mi? Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. O halde (işlerinden) boşaldığın zaman (ibadete) dur. Rabbine niyaz et, yalvar.” [17]

İnşirah suresinin beşinci ve altıncı ayetlerinde her güçlükle beraber bir kolaylığın bulunduğu, iki kez vurgulanmaktadır. Usr yani güçlük, Hz. Muhammed(s.a.v.)in, pey­gamberlik hayatının başlarında karşılaştığı sıkıntılar, müşriklerin engel­lemeleridir. Yüsr yani kolaylık ise zaman geçtikçe işlerinin kolaylaştırılması, başarısının artmasıdır. Hz. Muhammed(s.a.v.)i teselli etmek için her güçlükle beraber bir kolaylığın bulunduğu hakkındaki evrensel yasa iki kez vurgu­lanmakla ona, şimdi güçlüklerle, sıkıntılarla karşılaşsa da sonunda davasının başarıya ulaşacağı; bu güçlüklerin ardından kolaylıkların geleceği müjdelenmektedir. Bundan önce inmiş olan Duhâ suresinde bu mânâ "Senin sonun, ilkinden iyi olacaktır. Rabbin, sana verecek ve sen razı olacaksın." [18] şeklinde ifade edilmiştir.

Hz. Muhammed'e, istikbaldeki başarısı böylece müjdelendikten sonra 7-8. âyetlerde ona, dünyâ işlerinden vakit bulunca durup Rabbine ibâdetle meşgul olması ve bütün içtenliğiyle Allah'a yönelmesi emredilmektedir. Çünkü Allah'a ibâdet, O'na yönelmek insana moral verir, ruhu güçlendirir, huzura kavuşturur. [19]

Son olarak şunun altını çizelim: İslâm dini kolaydır, her devirde, her ülkede ve her iklimde yaşanır. Çünkü fıtrat dinidir. Kimileri İslâm’ı hayattan uzaklaştırmak ve müslümanları kendi tanrılarına tabi kılmak için, İslâm’ın çok zor olduğu propagandasını yapsalar bile, bu böyledir. [20]

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır:

"Müjdeleyiniz, tiksindirmeyiniz. Kolaylık gösteriniz, güçleştirmeyiniz." [21]

Onun için insanların kalblerini sevindirmek, nefret doğuracak şeylerden kaçınmak ve insanlara her işte kolaylık göstermek esastır. Artık kutsal İslâm dininin bütün insanlık için rahmet olan bu mübarek esasını güzelce bilmeli, onun her yönü ile kolay olan ve uygulanması çok uygun olan emirlerine ve hükümlerine gereği üzere bağlanmalıdır. Onun gösterdiği geniş ve nurlu yolu izlemeye çalışmalıdır. İnsan ancak bu şekilde selâmete ve hidayete kavuşur, mutluluğa erer. Bizleri böyle yüksek bir dine kavuşturan Yüce İlâhımıza ne kadar şükretsek yine kulluk görevimizin milyonda birini yerine getirmiş olamayız. Ancak onun ezelî ve ebedî olan yüce varlığına sığınarak kusurlarımızın ve günahlarımızın bize bağışlanmasını kırık bir duygu ile değersiz bir ifade ile istirham eder, af ve keremlerine kavuşmayı şu değersiz ve günahkâr yalvarışımızla dileriz.

"Övgü ve sevgi âlemlerin Rabbına, yardım ve teslimiyetler efendimiz Muhammed'e, soyundan gelenlere ve bütün sohbet dostlarına olsun."

[1] Bakara suresi, 2 / 286

[2] Şura suresi, 42 / 13

[3] Bakara suresi, 2 / 185

[4] Nisa suresi, 4 / 28

[5] Buhari, İman 29

[6] Kamer suresi, 54 / 17

[7] Meryem suresi, 19 / 97

[8] Müzemmil suresi, 73 / 20

[9] Taha suresi, 20 / 1–3

[10] Leyl suresi, 92 / 7–10

[11] Bakara suresi, 2 / 280

[12] İnşikak suresi, 84 / 7–13

[13] Talak suresi, 65 / 4

[14] En’am suresi, 6 / 125

[15] Leyl suresi, 92 / 8–10

[16] İnşirah suresi, 94 / 5–6

[17] İnşirah suresi, 94 / 1-8

[18] Duha suresi, 93 / 4-5

[19] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 23/44.

[20] İslam’ın Temel Kavramları, H.K.Ece.

[21] Buhâri, İlim 11, Edeb 80, Cihad 164