الهجرة بسبب غزو العدو
Şimdi üzerinde durmamız gereken önemli bir konu kaldı, o da şudur: Bazen düşman saldırılarda Müslümanlara karşı üstünlük elde eder ve topraklarının bir kısmını işgal eder. Bu durumda düşmanın şerrinden korunmak için oraların halkı çoğu kere kaçarlar. Bu savaştan kaçma sayılır mı?
Bu sorunun cevabında değişik görüşler vardır. Fakat ben şunu hissediyorum ki, Müslümanların düşman için evlerini boşaltmaları ve yurtlarını terk etmeleri bir türlü kaçıştır. Bu kaçış düşmanın kolayca tutunmasını sağlar ve işini kolaylaştırır. Kaldı ki, Müslümanların malları ve memleketleri kendi ellerinde bir emanettir. Bu itibarla son nefese kadar o yerleri savunmaları gerekir. Bundan ne bir erkek, ne kadın, ne de çocuk muaf değildir. Müslümanların toprakları hücuma uğradığında hepsi eşittir.
Bir tek istisnayı, Hâlid b. Velid’in (r.a.) uygulamasına uyarak caiz görüyoruz. O da şudur: Memleketi savunmak için hazırlık yapmak ve tekrar taarruza geçmek için geri çekilmek. Buna göre, topraklarımızı düşman korkusundan boşaltmamız caiz değildir. Onun boğazına bir diken olup saplanmalıyız. Daha büyük kuvvet ve güçle düşmana hücum etmeye hazırlık isteyenlerden başkasının memleketinden geri çekilmesi caiz değildir. İşgal halinde vatan topraklarının boşaltılmaması ve orada insanlarımızın olması savaşlar için büyük bir güç kaynağı olur. Bu durumda düşman kendini hem içerden, hem de dışarıdan ateşe tutan iki kuvvet arasında bulur.
Müslüman, malını ve memleketini savunurken şerefle ölmeyi, malını düşmana terk edip ömrünü başkalarının memleketinde sığıntı halinde geçirmeye tercih etmelidir. Zira memleketini terk eden bir Müslüman, tecavüzkâr düşmana en büyük hizmeti sunmuş olur.
İsrail, Arap topraklarının bir kısmını işgal ettiğinde, halkın büyük bir kısmı işgal edilmiş topraklardan dışarıya göç etti. Diğerleri ise düşman karşısında, onun zalim idaresi altında hayatın zorluklarına tahammül ederek kaldı. Üçüncü bir grup ise savaş yolunu tercih etti. Mağaralarda, sığınaklarda ne pahasına olursa olsun, düşmanı yok etmenin fırsatlarını gözeterek yaşadı.
Şimdi bu üç grup, hep aynı düzeyde midir? Tabiî ki hayır! Savaşanlar, bu grupların zirvesidir. Bunları, vatanlarında kalıp savaşanlara yardım eden, onları koruyan ve düşmanın saldırılarına göğüs gerenler takip eder. Kurtulmak için memleketlerini terk edenler ise, düşmana mallarını yağmalama fırsatı vermişler ve Yahudilere, hazır boş evlerini rahatça kullanma imkânı tanımışlardır. İsrail, ülkede ikamet etmeyen kimselerin mallarıyla ilgili ‘Kayıp Kişilerin Malları Yasası” adında bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, sahibi Kudüs’te bulunmayan ticarî mahal ve akarların müsadere edilmesi hükmünü getirmiştir.