بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / النميمة
الأرشيف — محتوى قديم

النميمة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Büyük bir günahtır. Kuran-ı azim’de (ötekini berikini daima ayıplayan, (gammazlıkla) laf getirip götürmeye koşan... her kişiyi tanıma!” (kalem/11) buyurulduğu budur. Hadis-i şerif’te de buyurulmuştur. “kovucu (kişi) Cennete giremez.” Ka’b rivayet eder ki, İsrail oğullarına kıtlık gelmişti. Hazreti Musa (a.s.) bir kaç kere yağmur duasına çıkıp duaları kabul olmayınca, Cenab-ı Hak’tan vahiy geldi ki, “İçinizde kovucu vardır.” Musa (a.s.) “ya Rab, o kimdir?” diye münacatta bulundu. Vahiy geldi: “Ben kovuculuktan kullarımı nehy ederken, mümkün müdür ki, kendim kovuculuk yapayım?” Bunun üzerine hepsi tevbe ettiler. İstiğfardan sonra duaları kabul olundu.

Kovuculuk sadece konuşmaya has değildir. Her bir şey ki, Müslüman onun açıklamasından üzülür, işte bunun söz yazı veya sembol ve işaretle ya da bunların dışında akla gelebilen herhangi bir yol ile onu başkasına bildiren, ulaştıran; böylece o Müslümanın manevi kişiliğine zarar veren ve üzüntüye sürükleyen kişi kovucudur.

Kovuculuğun sebebi, ya kovuculuğunu ettiği kişiye buğz ve düşmanlık, veya kovuculuğu götürdüğü kişiye sevgi ve sadakat izhar etmektir. Yahut da bunu yapan kişinin tabiatında kovuculuk yapacağından dolayı duyduğu kötü bir lezzet vardır. Bu kişiler, ettikleri kovuculuktan kendilerinin zarar görmesi kesin iken, yine sabredemeyip pislik duygularını dile getirirler ve nicelerinin halini ifsad ederler.

İmam Gazali şöyle der: “Kovucu sana bir kimseden kovu getirip, mesela “Filan kişi seni sevmez. Senin hakkında şöyle dedi, senin işini bozmak veya düşmanınla işbirliği yapmak ister” derse şu altı şeye dikkat etmen lazımdır:

1.) Onu tasdik etmemelisin. Zira o kişi kovuculuk etmekle fıskı kesinleşmiş fasık olmuştur. Fasıkın sözü reddolunur, kendisi kovulur. “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin...” (Hücürat sûresi, /6)

2.) Ona nasihat etmek ve kovuculuktan menetmek, sakındırmaktır. Zira Hak Teala “İyiliği emret kötülükten vazgeçtirmeye çalış!” (Lokman sûresi, /17.) buyurur. Zira kovuculuk kötülüktür.

3.) Onun kovuculuğu ile aleyhinde konuştuğu o Müslümana Su-i zan etmemek gerek. Zira Hak Teala şöyle buyurur: “Zannın bir çoğundan kaçının!” (Hücûrat sûresi, /12.)

4.) Onun sözü doğru mudur, değil midir? Araştırmak gerekir. Zira bu, tecessüstür. Hak Teala tecessüsten nehyedip “Birbirinizin kusurunu araştırmayın” (Hücûrat sûresi, /12.) buyurmuştur.

5.) Onun kovusunu hiç kimseye anlatmamak gerek. Eğer böyle yaparsa kendisi de kovucu olmuş olur. Ve kendi nehyettiğini işlemek ardır. Nitekim şair demiştir:

“Benzerini yapageldiğin huylardan başkasını menetme.

Zira kendin yaptığın halde bunu başkasından yasaklaman sana büyük ar (ayıp)dır.”

Filozoflardan birisine bir dostu gelip “filan kimse sana şöyle dedi, deyince cevap verir: “Ey birader beni çoktandır ziyarete gelmedin, şimdi geldin, ama üç türlü hıyanetle geldin. İlk önce benim dostumu bana buğz edilecek bir halde gösterdin. Kalbim hür ve dinlenmiş iken kederle, düşünce ile işgal ettin. Üçüncüsü benim yanımda Emin bir kişi iken kendini lekeleyip güvensiz bir hale getirdin.”

Bilginlerden birisini bir Padişaha kovuladılar. Padişah bilgini azarlayınca, bilgin inkâr etti. Padişah “bana bunu itimat edilen bir kimse nakletti” deyince bilgin: “Ey Emir kovucu itimada layık olmaz” diye cevap verdi. O zaman Padişah: “doğru söyledin” diyerek ondan razı oldu, kovucuyu da azarladı.

Ömer İbn-i Abdü’l-Aziz’e biri gelip bir başkasını kovulayınca buyurdu ki: “İstersen bu hususu inceleyelim, yalancı çıkarsın” “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin.” (Hücûrat sûresi, /7.) ayetinin işaretine girersin, “ötekini berikini daima ayıplayan, gammazlıkla laf getirip götürmeye koşan...” (Kalem sûresi, /11.) sözüne dahil olursun. İstersen seni afvedelim. Bunun üzerine adam: “Ey Mü’minlerin Emiri! Afveyle. Bundan sonra benden kovuculuk sadır olmasın” dedi.

Arabın beliğlerinden Ziyad A’semiyi bir kimse Süleyman b. Abdu’l-Melike kovular. Süleyman emredip ikisini bir araya getirince Ziyad kovucunun yüzüne bakıp der:

“Sen öyle bir adamsın ki, gizli olarak sana itimat ettim. Sense bu itimadını altüst edercesine açıkça ihanet ettin. Ve bu halinle hıyaneti ve günahı açık olan kişilerin menzilesine düştün.”

Bazı filozoflar demişler ki: “Kovuculuk üç çirkin huy üzerine kurulmuş isyan suyu ve tuzlu zehirdir. Bu üç huy; yalan, haset ve nifaktır.

Hikaye ederler ki, bir kimse köle satar; yalnız satarken kusurunun kovuculuk olduğunu söyler. Buna rağmen biri seçer, alır. Köle birkaç gün sonra beyinin hanımına varır: “Efendi seni sevmiyor, bundan dolayı bir cariye almak istiyor. Ama ben bundan kurtarma yolunu biliyorum. Gece yatarken boğazının altından ustura ile birkaç kıl kes getir. Ben ona efsun yaparım. O zaman sana itaatkar bir köle gibi olur.”der. Hanım kölenin sözlerine kanıp onun dediğini yapmaya karar verir. Köle hanımı bu suretle kandırdıktan sonra efendisine gider ve şöyle der: “Ben hanımının başkasına meylettiğini anlamış bulunuyorum. Seni öldürmeyi düşünüyor. Gece uyur gibi ol ki hakikati anlayasın.” Efendi böyle yapar. Gece uyur gibi olur, fakat uyumaz. Hanımının elinde ustura kesme yeri olan boğaz altına dayadığı görünce adam derhal sıçrayıp kalkar ve tereddüt etmeden hanımını öldürür. Ertesi gün kadının akrabaları buna tahammül edemez ve adamı öldürürler. Hiç yoktan bu sebepten iki kabile birbirlerine savaş açar ve nice kimseler ölür.

Kovucunun bir sonu da şudur ki, çoğunlukla o kimseler gerçeği anlayınca kovuculuk edenle aralarında düşmanlık eder ve kovucu kişi hor ve hakir düşer.

Bilhassa devlet adamlarının, mevki ve makam sahiplerinin kovucu kişilere kulak asmamaları çok önemli bir husustur. Zira bu kapıyı kapamaz ve münafıkların sözünü reddetmezse, kovucular güç kazanır, çoğalır. Nifakçıların kuvvet bulması sonunda dost ve ahbabı arasında ayrılıklar doğar. Kendisine hizmet edenler ve sair kişilerle devletine hastalık illet olur, saadet eşiğine düzensizlik girer. Sonra da devlet sarayı ile ikbal şerbeti yok olur gider.