المكاسب وأنواعها
İnsanların yeteneklerine göre çalışıp kazanmaları, kazandıklarından da belli ölçüde harcama yapmaları hem tabîî bir ihtiyaç hem de meşru bir haktır. Ancak toplumda gerekli iş bölümünü ve birliği sağlayacak, hayatın haksızlık ve kötülüklerinden uzak olarak düzen ve güven içinde işlemesine katkıda bulunacak bazı temel ölçü ve ilkelere de ihtiyaç vardır.
Cenâb-ı Hak, insanların dünyadaki nimetlerden paylarını almaları için şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Yeryüzünde meşru ve iyi ne varsa ondan nasibinizi alın...” [1]
İşte Allah (c.c.), fert ve toplumların düzen ve güven içinde yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla helal (meşru) ve haram (gayr-i meşru) konusunda birtakım açık hükümler koymuş; bunları çeşitli dönemlerde gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanlara duyurmuş, bu hükümlerin nitelik ve kapsamları, İslâm dini ile son şeklini bulmuştur. [2]
İslâm, fert ve toplum hayatını belli değer yargılarıyla yönlendirirken ne çok katı ve yasakçı, ne de her şeyi tamamen serbest gösterecek şekilde disiplinsiz bir yaklaşım sergilemiş, aksine orta bir yol izlemiştir. Öyleyse insanın bu yolda ilerlemesi gerekir. Ama onun kulluk sınavında başarılı olabilmesi, öncelikle helal ve haramları iyi tanıyıp bu ölçüleri aşmamasına bağlıdır. [3]
Kur’an-ı kerim’de insanın kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmesi, çoluk çocuğunun geçimini sağlamak için çalışıp kazanması ibadet ölçüsünde kutsal ve değerli bir davranış olarak nitelendirilmiştir. Çalışıp kazanma böylesine teşvik edilmiş ve kutsanmış olmakla birlikte, mal ve mülk edinme konusunda çok önem arz eden meşruiyet prensibi, İslâm'da esas alınmış; bu prensibe ters düşen hırsızlık, gasp, riba (faiz), kumar ve rüşvet gibi bütün haksız kazanç yolları gayr-i meşru addedilmiştir. [4]
İnsanın kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmesinde uğraş verirken elde ettiği kazanç iki kısımdır:
1- Dünyevî (Fani) kazançlar,
2- Uhrevî (Bakî) kazançlar. Yine kazançlar, hayırlı olup olmama bakımından da iki kısımdır:
1. Hayırlı kazançlar,
2. Şerli (hayırlı olmayan) kazançlar.
A. Dünyevî hayırlı kazançlar: Geçimini sağlayıp dilenmekten kurtulmak, ibadete güç kazanmak ve fazlasını da Allah (c.c.) yolunda harcamak için kazanılan helal kazançlardır.
B. Uhrevî hayırlı kazançlar: Kendisine faydalı olması için neşredilen ve öğretilen ilimler, işlenen salih ameller ve yeniden ihya edilen güzel ahlâk ve adetlerdir.
C. Dünyevî hayırsız kazançlar: Bütün haram kazançlar, günah işlemekte harcanan servetler ve Allah (c.c.)’a itaat etmeyen çocuklar ve torunlar.
D. Uhrevî hayırsız kazançlar ise, sırf çekememezlik yüzünden inkâr edilen gerçekler, ısrarla ve devamlı olarak işlenen günahlar ve kötü ahlâk ve adetlerdir.
Alış veriş, İslâmiyet’in övdüğü faaliyetlerdendir. Onunla uğraşı bir cihad kabul eder. Her Müslüman helal mal kazanmak için çarşıya, pazara çıkar. Helalinden kazanacak, kimseyi aldatmayarak tartacaktır. Tüccar malını doğru tartarsa o, Allah Teâlâ’nın en doğru ve en sevgili kullarından sayılır. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “el-kâsibü habibullah” yani: “Helal rızık kazananların Allah (c.c.)’ın dostu olduklarını…” beyan buyurmuşlardır. Yine bir hadis-i şeriflerinde: “Sadık (doğru, güven duyulan) tacirlerin nebilerle, sıdıklarla, şehitlerle haşrolacağı” [5] bildirilmiştir. Bu kadar ticarete önem veren, doğru tacirleri öven, bir din yoktur. O halde alın teri ile helal yoldan çalışıp, ticaretle uzak yerlerden mallar getirmek, memleketi bollaştırmak, dünyadaki kazançların en büyüğüdür. Rasûlullah (s.a.v.): “Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan giyenler çoğalacak, ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi, sırf parasından ötürü saygı görecek. Fuhuş yaygın hal alacak, onlar hakim duruma gelecek, kadınlar çoğalacak, tartı ve ölçüde hile yapılacak. O günde bir kişinin köpek yavrusu beslemesi, çocuğu yetiştirmekten daha hayırlı olacak. Büyüğe saygı olmayacak, küçüğe de sevgi ve merhamet kalkacak. Adam malının kendisine nereden geldiğine bakmayacak (helalden mi, haramdan mı nereden gelirse gelsin, yeter ki gelsin), faiz, alış veriş olarak kabul edilebilecek ve aşikâr olacak, faiz yemeyen adam kalmayacak, hiç olmazsa tozu bulaşacak, helali aramadan mal talebinde bulunulacak, insanların şerefleri mallar olacaktır.” [6] buyurmuştur.
İslâm'a göre tabîî ve meşru kazanç yolu ‘emek’tir. Bu yüzden Kur’an-ı kerim, iş ve emek yoluyla rızık aramayı teşvik etmiş, meşru kazanç yollarının işletilmesini belli kurallara bağlamıştır. [7]
Peygamber (s.a.v.) de en hayırlı ve temiz kazancın, kişinin kendi elinin emeği ve dürüst ticaretle elde ettiği kazanç olduğunu bildirmiştir. [8]
Demek ki, gerek beden ve gerekse zihin gücüne dayalı olarak bir mesleğin yapılması doğrultusunda harcanan emek, çalışmaya dayalı meşru bir kazanç yoludur. Buna karşılık haksız kazanç temin etmenin başlıca yolları ise, emeksiz kazanç demek olan sömürü, hırsızlık, riba, gasp ve rüşvet gibi her çeşit yolsuzluklardır.
Kur’an-ı kerim ve sünnette helal kazanç yolları ile ilgili olarak yer alan temel ilkeler, genel olarak her devir ve dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir. İnanmış insanlara düşen görev, bu ölçüler çerçevesinde hareket edip iş ve ticaret hayatının kendi tabîî ve meşru seyri içinde gelişmesini sağlamalarıdır. Bu da dinin insan ilişkileri ve iş hayatıyla ilgili olarak koyduğu açıklık, dürüstlük, güven, sözünde durma ve gayr-i meşru yollara yönelmeme gibi temel ilkelere bağlı kalmakla mümkündür.
Günümüzde ticarî hayat, genelde ikili ilişkiler şeklinde ve kapalı devrede seyretmekte, hukukî yaptırımların nüfuz alanı ise oldukça sınırlı tutulmaktadır. Bu durum karnı tok ama gözü aç olan kimseleri, haksız yollardan kazanç temin etmeye sevk etmektedir. Meşru kazanç, ancak helal ve haram ölçülerini bilip bu ölçüleri aşmamakla elde edilebilir. Aksi halde kazancında dürüst ve duyarlı olmayan, başkalarının hakkını çeşitli hilelerle gasp eden, insanları hak ettikleri şeylerden yoksun bırakan zalim kişi ve kadroların, çağdaş soygunları sürüp gider.
Dini bildirimler, edinilen tecrübeler ve yaşanan gerçekler, hak ve adalet sınırını ihlal edip haram lokma ile beslenenlerin ibadet ve faaliyetlerinin faydasız, gayr-i meşru yollarla sağlanan kazanç ve kârının da bereketsiz olduğunu açıkça ortaya koymuştur. [9]
Öyleyse meşru kazanç, huzurlu hayat ve temiz toplum için sağlam bir zeminin oluşturulması şarttır. Bunu da ancak ahlâki olgunluğa eren, hak ve haram yemekten sakınan, kendine, çevresindekilere ve Yaratanına karşı sorumluluk duygusuna sahip olan dürüst insanlar gerçekleştirebilir. “O halde Allah'ın rızk olarak size bağışladığı meşru nimetlerden yararlanın ve iman ettiğiniz Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.” [10]
[1] Bakara sûresi, 2/168.
[2] Maide sûresi, 5/3.
[3] Necm sûresi, 53/39-41; Müzzemmil sûresi, 73/20.
[4] Bakara sûresi, 2/188,275; Şuara sûresi, 26/181-183.
[5] Feyzulkadir.
[6] Tirmizî, Tefsir, Kehf; İbnu Mâce, Fiten, 33.
[7] Bakara sûresi, 2/292; Nisa sûresi, 4/32; Necm sûresi, 53/39.
[8] Buhari, Buyû, 15; Mûsned, IV, 141.
[9] Bakara sûresi, 2/275–279.
[10] Maide sûresi 5/88.