المباهاة
‘Mübahat’, ahlâki faziletlerin dışındaki şeylerle övünmektir. Övünme ya insan fiziğinin kuvvetli ve güzelliği ile yahut da makam, mevki, mal, mülk, itibar, rütbe ve mertebe gibi şeylerle olur.
Mübahat’ın karşıtı ‘Tevazu’ (alçakgönüllülük)dur.
Fiziki güzellik, Allah (c.c.)’ın insana verdiği bir lütuf ve ihsandır. İnsan kendi isteği ile güzel olamaz. Esas itibariyle Allah (c.c.) insanı ‘Ahsen-i Takvim’ olarak yani en güzel şekilde yaratmıştır. Fakat daha güzel, daha yakışıklı, daha zeki, bilgili, becerikli, hünerli, cesaretli, maharetli ve daha cömert insanlar olduğu gibi; gözleri, endamı, kibarlığı, güzel konuşması ve benzeri özelliklerle onların birbirlerinden farklı oldukları da tartışmasız bir gerçektir. Bedensel özürlü insanların da diğerlerine göre herkes tarafından kusurlu görüldüğü de bir gerçektir. Fakat bu insanların duaları ve yapabildikleri ibadetleriyle Allah (c.c.)’a yakın bir kul olmalarına engel yoktur. Şüphesiz ki, gönül ve ahlâk güzelliği, vücut güzelliğinden çok daha üstündür. İşte mübahat hastalığına yakalanan ve vücudu güzel olup çevresindekilere gururla bakan fakat ahlâkı kötü olan insan bu durumu ile değerli ömrünü zayi eder ki, bu çok büyük bir kayıptır. (Tasavvufî Ahlâk, M. Z. Kotku.)
‘Mübahat’ın ilacı: Vücudundaki kuvvetle, gençliği ve güzelliğiyle övünen kümse düşünmelidir ki, o geçici ve yok olucu (fani) bir yerde bulunuyor. Ömür bahçesi bir gün ecel rüzgarı ile sarsılıp hayat yaprakları dökülecek ve toprak olacaktır. Ecel gençliğini, güzelliğini ve kuvvetini toz gibi uçuracak, sanki bir zamanlar hiç olmamış gibi bir kılığa büründürecektir. Güzellik denilen şey aslında fasit bir kandan ibarettir. Gerçekte basit görülen bir maddeden meydana gelir. Aslı bu olan varlıkla bir gün yok olması da kesin olduğu halde övünmek akla uymaz.
Bilginlerden Tavûs-ı Yumnî, Arap emirlerinden Yezid b. Mihleb’i, gençlik ve emirlik gururu ile dopdolu, büyüklenme kadehinden sarhoş olmuş, geçici olmak gerçeğinden gaflete düşmüş bir halde görünce ona öğüt verir.
- Ey genç! Tuttuğun yanlış yoldur, haramdır, günahtır. Hak Teala’nın
gazabını üzerine çekeceğin bir hata üzeresin!
Emir gururundan başını kaldırıp da bilginin nasihatine kulak asmaz ve ‘sen benim kim olduğumu ve makamının yüceliğini biliyor musun?’ diye cevap verince bilgin, hikmet dolu yüksek manâları içinde toplayan şu sözleri söyler:
- Ben seni iyi bilirim. Evvelin dağınık pis bir nutfe, sonun pis bir laşe ve sen bu iki hal arasında güçsüz bir pislik ve idrar taşıyıcısın.
Şafii mezhebi bilginlerinden Ebu Muhammed Baki de büyük ve bu yüksek mana ve ince düşünceleri anlatan sözün tesiri altında kalarak, şu nazmı söylemişti. “Görünüşüyle övünen kişiye şaşarım. Öncei pis bir nutfe oldu. Güzel bir surete büründükten sonra da pis bir laşe olur. Öyle onun büyüklenip övünmesi bu iki nokta arasında taşıdığı pislikledir.”
Eğer övünme ve iftihar asılla, neseple, soy-sopla ise, Allah Resûlü (s.a.v.) de bunu da yasaklamışlardır. Ümmetinin ölüler üzerine ağıt yakarak yüksek sesle ağlamasını, yıldızlardan bilgi çıkarmayı ve neseple övünmeyi kötülemişlerdir.
Neseple övünmenin ilacı şudur: Böyle bir kişi dikkat etsin ki, iftihar edip övdüğü, heyecanlanarak sevinç gösterdiği şey kendinden başka bir zatın sıfatı başka bir kimsenin ilim ve marifetidir. Halbuki başkasının sahip olduğu kemal ile iftihar, gayret ve hamiyet sahibi kimselerce ayıptır. Babalarla, dedelerle övünmek, onların sahip olduğu faziletler benimdir, demektir. Söz gelişi onlardan bazıları sağ olsa ve kendisiyle övünen kimseye “övündüğün şey bizim üstünlük ve sıfatımız, ilim ve marifetimizdir. Sen bizim sıfatımızla nasıl övünürsün?” deseler, hakkı olmayan vasıflarla övünen kimse şaşırarak susacak ve bu itiraza hiçbir cevap bulamayacaktır.
Eski Yunanda filozof Sokrat zamanında nesebi şerefli fakat kendisi şeref ve hayadan yoksun bir kimse vardı. Sokrat’a “Sen soyunun asil olmadığını hatırlayıp insanlar arasında utanç duymaz mısın?” dedi. Buna karşı büyük feylesof şu cevabı verdi: “Utanç duymağa sen benden daha uygunsun ve hayadan çıkmaya sen benden daha yakınsın. Zira sen şerefli bir nesebe sahip olmakla beraber, kendin şerefli bir nesle malik olamadın. Ben ise Allah (c.c.)’ın lafzıyla şerefli bir nesle başlangıç oldum.”
Eski Yunan yöneticilerinden biri genç bir filozof’a yücelik taslayıp ona karşı övününce fazilet sahibi genç şu cevabı vermiş: “Eğer övünmenizin nedeni güzel elbiselere ve geniş evlere sahip olmanız ise, o halde iyilik, güzellik, elbise ve evin kendisine aittir. Sen esasında iyilik ve faziletin aslından yoksunsun. Sahip olduğun atlarla övünüyorsan, hikmetten uzaklaşırsın ve tembel olduğunu açıklamış olursun. Çünkü gayretli olmak atın kendisine aittir. Eğer bir takım kişilerin, babalarının ve dedelerinin ilim ve marifetiyle övünüyorsan, her biri sahip olmadığın, ama övündüğün yüksek değerleri bir bir isterlerse, sen yalnız kalırsın, sonbaharda sararmış bir bahçeye dönersin.”