بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق التجارة / أخلاق التجارة / الغنى والفقر
أخلاق التجارة

الغنى والفقر

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

ZENGİNLİK VE FAKİRLİK

Zenginlik, bir insanın dünyada mal ve para varlığının diğer insanlara oranla daha çok olması; fakirlik ise orta halli insanlara göre mal varlığının daha az olması, kendisi ve ailesinin geçimini zorlukla sağlaması şeklinde tanımlanmaktadır.

Tarih boyunca insanların büyük çoğunluğu hep zengin olmak ve fakir olmamak arzusu ile yaşadı ve öldüler.

Dünya hayatının geçici olduğu herkes tarafından bilinmekle birlikte onun nimetleri üzerine kimler ne hesaplar ve planlar yaptı, ne hayaller kurdu? Kimi buldum, dedi; kimi aradı. Kimi güldü, kimi ağladı. Kimi doydu, kimi aç kaldı. Karnı tokların gözü karnı açlarda, karnı açların gözü karnı toklarda oldu. Malın en çoğunu bulan da hiç bulamayan da ‘bana bu kadar yeter’ diyemedi. Şu dünya varlığı ne garip bir varlık ki, deniz suyunu içenin harareti dinmediği gibi, onu elde edenlerden hiç kimse ‘şu kadarı yeter’ diyemedi. Çok bulan az bulandan daha hırslı oldu. Mal hırsı bir ömür boyu aldı götürdü her insanı.

Annesinden doğar doğmaz ağlamaya başlayıp bir şeyler istedi insan. Süt verildikçe sustu. Tekrar ağladı. Tekrar verildi. Dili söz yapmaya başlayınca bu sefer konuşarak istedi. ‘Ver’ sözcüğü ilk kullandığı sözcüklerden oldu. İstedi aldı. Aldı, yedi, içti ve büyüdü. O büyüdükçe istekleri de büyüdü ve çeşitlendi.

İnsan, karnını doyurmak için, bir dilim istedi. Ama ambarlar dolduracak kadar verildiğinde bile yeter demedi. Bir lokma, dedi, ama bin lokmaya bile razı olmadı. Çocuklarım için istiyorum dedi, ama elindekini çocuklarından esirgedi. Yaşamak için gerekli dedi, değersiz miktarlar için öldü. İyi bir gelecek için diye yola çıktı, en büyük geleceği ihmal etti. Ne midesi kadara razı oldu, ne de ömrü kadara! Fani için ebedî gibi çalıştı; ama ebedî için fani kadar dahi özen göstermedi.

Parasıyla, tarlasıyla, evi ve dükkânıyla, hazineleriyle dünya varlığı peşinde koşuşturan insan ilk defa mı serap görüyor? Rüyalarımıza giren, beynimizi işgal eden mal edinme arzumuz, zenginlik hayalimiz suç mu? Mala malik olmak, servetler içinde yüzmek yasaklanmışın peşinde koşmak mıdır? Paraya, mülke çalışan yandı mı?

‘Malı mülkü olan cennetlik oldu’ sözü ne kadar yanlış ise, ‘malı mülkü olan yandı’ sözü de o kadar yanlıştır. Ne zengin olmak kazanmaktır, ne de fakir olmak kaybetmektir. İnsanın erkek veya kadın olması cennetlik veya cehennemlik olmasını göstermediği gibi, fakir veya zengin olmak da iyi veya kötü olmayı göstermiyor. Erkek olarak yaratılan bir insan, erkek olarak; kadın yaratılan bir insanın da kadın olarak nasıl bir kulluk yaşadığına bakılacak ve ona göre karşılık bulacaktır. Zengin/fakir de öyle. Zenginlik bir sınav türü, fakirlik başka bir sınav türüdür. Kimse fakirliğine yanmayacak. Zenginliğiyle de kimse gülmeyecektir. Gülünecek ve ağlanacak şeyleri ameller belirleyecektir. Zengin şükür sınavından, fakir ise sabır ve sebat sınavından geçecektir.

Zenginin elindeki mal onun olduğu sayılsa bile, onda kalmayacağı kesindir. Dilese de dilemese de onları başkalarına yani mirasçılarına bırakıp bu dünyadan gidecektir. O, biriktirdiği servetinin hesabını verirken, başkaları bıraktığı üzerinde keyif sürecektir.

Rabbimiz (c.c.) mal biriktirme ve çoğaltma hırsını bilerek içimize yerleştirdi. Ne yapacağımızı, hangimizin daha güzel amellerin sahibi olacağını görmek diledi. Maldan kaçın, biriktirmeyin, de demedi. Aksine yarattığı nimetleri mümin kullarına helal kıldı. Yiyin, için buyurdu. Zengin kullarının şükreder olmasından razı olduğunu bildirdi. Onlara büyük sevaplar vaat etti. Bir verene on, yedi yüz verdi. Çoluk çocuğuyla oturup yediğini sadaka saydı. Verdiği zenginliğin izlerini görmekten razı olduğunu duyurdu. Zenginlere verdiğini iyi kullanırlarsa onlara asıl zenginlik olan cennet nimetlerini vereceğini haber verdi.

Rabbimiz (c.c.) serveti, mal biriktirmeyi, zenginliği bize yasak etmedi. Kasalarınız olmasın, demedi. Aksine çalışın Allah (c.c.) ve Rasûlü görsün, dedi. [1]

Zenginlik Güzeldir

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında servetleriyle İslâm’ı ayağa kaldıranlar Kur’an-ı kerim’de ölümsüzleştiler. Allah (c.c.) onlara altından ırmaklar akan cennetler vaat etti. Müslümanın o bereketli nesli örnek alarak zengin olmayı istemesi ve bunun için de çalışması doğaldır. Keşke bütün müminler yeryüzü nimetlerinin tamamına sahip olsalar da, şeytan batılı şımartacak kaynaklardan yoksun olsa! Müslümanın zengin olması güzeldir, hoştur. Müslümandaki zenginlik arzusu da mubah bir arzudur.

Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allah (c.c.)’tan korkanın zengin olmasında bir sakınca yoktur.” [2]

Bir orduyu bedelsiz, dünyalık bir beklenti olmadan donatanlar, Bilalleri, Habbabları (r.a.) doyuranlar zenginlikleri sayesinde yapabildiler bu yaptıklarını. Zenginliğin ne alt sınırı ne de üst sınırı vardır. Dileyen Allah (c.c.)’ın lütfettiği kadar zengin olabilir. Büyüdükçe olgunlaştıktan sonra, onun elinden doyan yetimlerin sayısı arttıkça, şımarıp azmadıkça zenginliği ile beraber Allah (c.c.)’a yakınlığı da artacaktır. O zaman da zenginlik onun için namaz gibi, oruç gibi bir ibadete dönüşür. Ne mutlu böyle zenginlere! Bu zenginliğin adı bile Müslüman için bir zenginliktir. Malı bile Allah (c.c.)’a kul ettirmek kadar güzel bir amel olabilir mi?

Bütün nimetler gibi zenginliği oluşturan kaynakların da bir fitne nedeni olduğunu bilmek gerekmektedir. Fitne ise, iki tarafı keskin bir alettir. Hayırlı işlere kullanıldığında hayır, şerli işlere kullanıldığında da şer üretir. Malın kendisi değil, elde edilme türü ve kullanıldığı alan kaydırıcıdır. Zenginliğin kaynağı olan nimetlerin elde edilmesinin bir başka yönü dünyaya yön verilmesidir. Müslümanların yönlenen yerine yön veren olmaları, imanlarının gereğidir.

Şükreden bir zengin sabreden bir fakirle aynı cennette bulunacaktır. Yeter ki zenginin şükrü, elindeki nimetlerin çapı ile uyumlu olsun. Rasûlullah (s.a.v.) ashabından bazılarının zengin olması için dua etmiştir. Pek çoğu da O’nun sağlığında zengin oldular. Rasûlullah (s.a.v.), Enes bin Malik (r.a.) için şöyle dua etmişti: “Allahım! O’nun malını ve çocuklarını artır. Ona verdiğine de bereket ver.” [3]

[1] Nurettin Yıldız, Zengin Kim, Anadolu Gençlik Dergisi.

[2] Müsned, Ahmed b. Hanbel.

[3] Buhari, Müslim.