الطمع
Tama’, bir şeyi şiddetle istemek, ümit etmek ve onu haram yollardan elde etmek için gayret göstermektir. İnsan arzularının aşırısı olan Hırs’a da aynı anlam verilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de, tama’ konusunda: “Vay o kimsenin haline ki, mal toplamış ve onu saymaktadır. Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder. Hayır, öyle değil! Celâl’im hakkı için o, Hütâme’ye atılacaktır. Sen (ey Habibim) Hütâme’nin ne olduğunu bilir misin? O, Allah’ın (c.c.) tutuşturulmuş ateşidir. Ki, tırmanıp kalplere çıkan bir ateş! O, onların üzerine kapatılacaktır. Uzun sütunlarla çevrilmiş olarak.” (Hümeze sûresi, ) buyurulmaktadır.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Eğer Ademoğluna iki vadi dolusu altın verseler yine, keşke üç dere dolusu altın olsaydı, der. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.” (2) Yine buyurdu: “Ne mutlu o kimseye ki, İslâm yoluna hidayet edilmiştir, yeteri kadar geçim sahibidir ve ona kanaat etmektedir.” (3)
“Cebrail, benim kalbime şunu fısıldadı ki, hiçbir kul, rızkını tamamlamayınca ölmez. Hak Teâlâ’dan korkun. Dünyayı düşünerek, acele etmeden isteyin. Yani yeteri kadarından fazlasını istemeyin. Halkın en çok şükredenleri olun. Üzerinize reva gördüğünüz şeyleri siz de halka reva görün. O zaman tam bir mü’min olursunuz.” (4)
Hırs ve şiddetli arzu, her ne kadar ilim elde etmek, ibadet ve iyiliklerde bulunmak konularında övülen bir durum ise de, soyut olarak nefsin hayvani lezzetlerini karşılamak için olduğu zaman çirkindir. Bu hal, tüm aşağılığıyla beraber bir çok kötülüklerin de doğmasına neden olur. İnsan bu hastalığa yakalandığı zaman, bilincine hakim olamaz ve önünde olan tehlikeleri göremez. Denizdeki balıkların oltaya takılması, kuşların ve bütün av hayvanlarının tuzağa tutulması hep tama’ ve aşırı istek belâsıdır.
Hz. Musa (a.s.): “Ya Rabbi, Senin kullarından en zengin kim vardır? dedi.
Hak Teâla buyurdu: “Benim kullarımdan en zengini, kendisine kanaat verdiğim kimsedir.”
Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki: “Tama’, ebedi köleliktir.” Çünkü bu çirkin huya kendisini kaptıran kimsenin insanlara ihtiyacı çoğalır. Bunun için her zaman köle gibi davranmaya, başkalarından sürekli ricalarda bulunmaya mecbur olur. Tama’ ettiği kimsenin kötü olan işlerine hoşgörülü olur. Bu ise hür doğmuş bir kişi için tutsaklıktan başka bir şey değildir.
Tama’kâr insan bu huyu nedeniyle zengin olur, sanılmamalıdır. O insan, çok şeyden yoksun, aşağılık, fakirlik ve ihtiyaç korkusu ile her zaman fakirdir.
Yaşı yetmişlere ve seksenlere gelmiş ve fakat tama’ hastalığından halâ kendisini kurtaramamış insanlara ne demelidir? Bu fakirler de bin yıl yaşayacakmış gibi eli ayağı titreyerek yine mal kazanmaya, sağlam gelir kaynakları kurmaya çalışırlar. Hatta bir kısmı da bu yaşlarına rağmen, kazanç uğruna yalan, hile, ikiyüzlülük gibi günahları işlerler. Sonunda ecel gelip bu dünyadan göç edince, varisleri, onun biriktirdiği sevgili mal ve paralarını taksim edip kendi arzularına göre de harcarlar.
Kibir ve ucb gibi hastalıklara sebep olan Nafile ibadetleri ve ahireti unutturan Mübahları yapmak da tama’ olur. Tama’ın zıddı Tefviz’dir.
Tama’ ve hırs hastalıklarından kurtulmanın beş yolu vardır:
Birinci Yol: Yapılan iş ve amellere dikkat ederek insan kendi masraflarını kısmalıdır. Kullandığı elbiselerini uzun süre giymeli, yeme ve içmede iktisat etmeli ve nefsini dizginlemelidir. Buna dayanabilirse tama’ sahibi insan, kendisini bu hastalıktan kurtarabilir. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse iktisatlı harcarsa sıkıntı çekmez.” Yine buyurdu: “Üç şey vardır ki, insanların kurtuluşu onlardadır:
1. Gizli olsun, açıkta olsun Allahu Teâlâ’dan korkmak.
2. Tedbirli harcamada bulunmak ve gerek zenginlik ve gerekse fakirlik hallerinde orta derecede olmak.
3. Kızgınlık ve hoşnutluk anlarında aşırıya gitmemek.”
İkinci Yol: Yeteri kadar rızık bulununca, geleceği düşünerek uzun emeller beslememek, bunları elde etmek için rahat ve huzurunu kaçırmamaktır. Nitekim şeytan ona der ki: “İhtimaldir ki ömrün uzun olacaktır. Yarın eline bir şey geçmeyebilir. Bugün çalışıp kazan ve hiç dinlenme. Nerede olursa olsun talep et ve vakit geçirme.”
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şeytan sizi yarınki fakirlikle korkutup size kötü işleri emreder.” (Bakara sûresi, 2/268.)
Şeytan, yarının fakirlik korkusuyla, bugünden bir çok zahmetlere katlanmanı ister. Sonra da bu korkuyla düştüğün sıkıntılara bakıp sana güler. Çünkü gelecek gelmez ve yarınlar bitmez. Gelse bile onun zahmet ve eziyeti bugünkünden az değildir. Bundan kurtulmanın yolu, hırs sahibinin hırsı yüzünden rızkını atmayacağını bilmesidir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) bir gün İbni Mes’ud’un yanından geçiyordu. Onu çok kaygılı ve kederli gördü. Ona dedi ki: “Gönlüne çok keder verme! Sana ne mukadder kılınmışsa o olsa gerektir. Senin nasibin olan şey elbette sana ulaşacaktır.” Bilinmelidir ki kulun rızkı hiç ummadığı yerden gelebilir. Allah (c.c.) buyurdu: “Her kim Allah’tan (c.c.) korkarsa, Allah (c.c.) ona (darlıktan) çıkış yolu gösterir ve ummadığı yerden rızık verir.” (Talak sûresi, /2-3.)
Üçüncü Yol: Eğer tama’ etmeyip sabrederse en fazla sonuçta sıkıntı çekeceğini, fakat tama’ edip sabretmezse hem sıkıntı çekeceğini, insanlar arasında aşağılık bir duruma düşeceğini, ahirette ise tehlikeli cezalara çarptırılacağını bilmektir. Tama’ etmeyip sabrederse sevap kazanır, halk tarafından sevilip övülür. Eğer tama’ ederse hem güç olur, hem halk içinde sevilmez ve hem de gönlü kırılır. Sonuç itibariyle, hem Allah 8c.c.) katında ve hem de halkın içinde beğenilir kişi olmaz.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Mü’minin izzeti, insanlara ihtiyaçsızlık duymasındandır.”
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Bir kişiye senin ihtiyacın varsa, sen onun erisin. Bir kimsenin sana ihtiyacı varsa sen onu emiri olursun. Eğer bir kimseye ihtiyacın olmazsa onunla eşit olursun.”
Dördüncü Yol: Tama’ın peşinden niçin koştuğunu düşünmektir. Düşün ki, bu tama’ın peşinden niçin koşuyorsun? Eğer yiyip içmek, şehvet arzularını tatmin etmek için ise, bunlar tamamen hayvanlarda olan arzulardır. Peygamberler (a.s.) ve evliya (r.a.) hangi uğurda gayret gösterdi ve hangi amellere çalıştı iseler, onlar gibi çalışmak ve onların peşinden koştuğu emellerin peşinden koşmak insana değer kazandırır. Yüksek emeller peşinde koşmak varken basit emel ve arzular peşinde koşmak elbette ki akıllı insana yakışmaz.
Beşinci Yol: Malın afetlerinden çekinmektir. Dünyada bir insanın malı çok olursa afet tehlikesi de çok olur. Ahirette de fakirlerden çok daha sonra Cennete girer. Akıllı olan kimse, dünyada kendisinden daha yoksul kişilere bakarak haline şükreden insandır.
Bu konuda da Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Öyle bir kişiye bakın ki dünyada sizden daha aşağı bir durumda olsun.”
Şeytan insana her zaman şu telkinlerde bulunur: Niçin kanaat edersin, falan kimsenin şu kadar malı vardır ve dilediği gibi yaşamaktadır. Falan alim, filan iman ehli çekinmeden şu günahları işlerler. Zenginleri düşün. Onların ibadetleri yoktur veya çok azdır.
Gerçekte ise mutluluk bunun aksidir. Müslüman olarak her zaman dinde yüce kişilere bakmalı ve onları örnek almalıdır. Dünyada fakirlere baktığın zaman kendini zengin görür ve rahat edersin.
Ebu Hazım der ki:
“Her şey iki kısımdır. Bunlardan birinci kısım benim nasibimdir ve ne olursa olsun bana ulaşır. İkinci kısım ise başka kimselerin nasibidir. Yer ve göktekiler bir araya gelseler başkalarının nasibini bana getiremezler. Bir kimse nasibinde olmayan şeyleri istemekte ısrar etse ne işe yarar”