بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / صفات السياسي الفاضل / السلوك تجاه التجار والحرفيين
صفات السياسي الفاضل

السلوك تجاه التجار والحرفيين

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

KARŞI DAVRANIŞLAR

Müslüman

siyasetçi, toplumun içinde önemli bir yeri olan tüccar ve esnafa karşı

davranışlarında aşağıdaki hususları her zaman göz önünde bulundurur ve eksiksiz

olarak uygulamaya dikkat eder.

İslâm

dini, ticareti ve genel olarak çalışmayı dinin ve dünyanın selameti için

gerekli görür. İslâm dininde ticaret ile alış-verişin bir yeri ve değeri

bulunmaktadır. İslâm’a uygun esaslar dâhilinde icra edilmesi halinde, yüce bir

ibadet ifa edilmiş olur. Ticaret, insan hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır.

Herkes doktor veya mühendis olmak zorunda değildir. Buna rağmen herkesin

alış-veriş yapmak zorunda olduğu yani satıcı veya alıcı olduğu muhakkaktır.

Çiftçi ürününü, sanatkâr eserini, doktor kabiliyet ve hünerini, eczacı ilaçlarını

satmaya mecburdur. Aynı şekilde her insan, evine yiyecek, içecek ve giyecek

almak gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş yapmak zorundadır.

İşte bütün bu ihtiyaçların giderilmesinde tüccar büyük bir hizmeti ifa

etmektedir.

İslâm

dinine göre alış-veriş, iki tarafın rızasıyla bir malı başka bir mal veya para

ile değiştirmektir. Bu ifadeyi Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de çeşitli yerlerde

kullanır: “Ey İman Edenler! Karşılıklı

rızaya dayalı ticaret dışında aranızda mallarınızı batıl yollarla yemeyiniz. Ve

kendinizi öldürmeyiniz. Şüphesiz Allah sizi esirgeyecektir.”

“..Allah bilmektedir ki, içinizde (gece

namazına güç yetiremeyen) hastalar bulunacak, (bu sebeple gece namazını terk

etmeye size ruhsat verdi). Bir kısmınız Allah’ın lütfundan (rızk) aramak üzere

(ticaret ve ilim tahsili için) yer yüzünde yol tepecekler, (bu da ruhsatın

ikinci nedenidir. Üçüncü sebep de şudur ki) diğer bir kısmınız da Allah yolunda

çarpışacaklardır.”

Kurtubî

bu ayetin tefsirinde şöyle der: ‘Allah Teâlâ bu ayette, kendisi ve ailesinin

nafakasını kazanmak, ihsan ve ikramda bulunmak için helâlinden para kazanmaya

çalışanların derecesini Allah (c.c.) yolunda cihad edenlerinki ile eşit

tutmuştur. Bu, helal para kazanmanın cihad seviyesinde bir ibadet olduğunu

gösterir. Çünkü Yüce Allah her ikisini bir arada zikretmiştir.’

Başka

bir ayette de Cenâb-ı Hak yine şöyle buyurur: “Namazı kılınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin.

Allah’ı çok zikredin, umulur ki kurtulursunuz.”

Kur’an-ı

Kerim’de ticaret hayatına ilişkin olarak geçmiş ümmetlerin ibretli olaylarını

anlatan ayetlerin tamamı onüç yıl süren Mekke döneminde inmiştir. Esnaf ve

tüccarın ahlâkî eğitimini esas alan bu ibretli ve hikmetli kıssaların

arkasından M.S. 622 yılında Medine’ye hicret edilince artık, doğrudan İslâm

toplumuna yönelik vahiy ve sünnet mesajı gelmiştir.

Medine’ye

hicret sırasında yolda indiği nakledilen ‘Mutaffifin sûresi’nin ilk ayetlerinde

şöyle buyurulur: “İnsanlardan alırken

ölçüp tarttıklarında tam alan, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise

eksik yapan hilecilere yazıklar olsun! Onlar, büyük bir günde

diriltileceklerini, o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklarını düşünmezler

mi?” Gerek bu ayetler ve gerekse mealini aşağıda vereceğimiz ayetlerde

ortak nitelik, ticari ve iktisadi hayatta haksız kazancı önlemek ve risk

ilkesini hâkim kılmaktan ibarettir.

Allah

(c.c.) tarafından ticaretin helal kılınışının sebebi, insanın ihtiyaçlarının

meşru yoldan karşılanmasıdır. Böylece insanlar arasında, hırsızlık, yağmacılık,

hilekârlık, yankesicilik gibi kötülükler önlenir, düşmanlık kapıları kapanır,

toplumda dirlik ve düzen sağlanmış olur.

Halkın

muhtaç olduğu malı piyasaya sürmeyip, bir yerde hapsederek fiyatların

yükselmesini beklemek ve ondan sonra satmak suretiyle, istifçilik ve

karaborsacılık yapmak, dinimizde haram kılınmıştır. İdareciler bunun yakın

takibini yapmalıdır.

Gerçekte

yüce dinimiz ticareti ne derece övmüş ise, bu işi yaparken ahlâkî olmayan,

kanuna uymayan yollara saparak topluma zarar vermeyi de o ölçüde yasaklamıştır.

İslâm

Dininde ticaret-kesb (kazanç), helal mal kazanmak, demektir. Bütün ibadetlerin

kabul olması, helal lokmaya bağlıdır. İslâm âlimleri, “İbadetler on kısımdır,

dokuz kısmı helal kazanmaktır. En üstün kesb yolu, silahla ve kalemle cihattır.

İkinci derecede ticaret, üçüncüsü ziraat, dördüncüsü sanattır.” demişlerdir.

Hem rızkını temin etmek, hem de İslâm’a insanlara hizmet etmek için mal

kazanmak gerekmektedir. Mal hayırlıdır, çünkü mal, Müslümanın yardımcısıdır.

Peygamber (s.a.v.) “Elinin emeği,

alnının teri ile ye; dinini satıp yeme! Helale, harama dikkat ederek çalışıp

kazanan kimseyi Allah (c.c.) çok sever”

Buyurmuşlardır. İslâmiyet, dine ve insanlığa hizmet sebebi olan ticareti teşvik

etmiş ve rızk kazanmanın ikinci yolu olarak ticaret gösterilmiştir. Yine Rasûlullah

(s.a.v.) “Ticaret yapınız! Helal paranın

onda dokuzu ticarettedir.” Buyurmuşlardır.

Hz.

Ömer (r.a.) ‘Çalışınız, kazanınız! Allah Teâlâ (c.c.) gökten para

yağdırmışlardır. Bu sözler, “İslâmiyet, ticarete, sanata, ferdin istihsal

kapısının üstün olmasına, genişlemesine, ekonomik sahada ilerlemeye mani

oluyor.’ diyenleri yalanlamaktadır.

Ticaret

insanları birbirine bağlayan en büyük bir bağdır. Milletler de fertler gibi,

ticaretle birbirine bağlanırlar. Bu suretle ticaret, milletlerin en sağlam bir

bağıdır. Allah (c.c.) rızıkların çoğunu ticarete koymuştur.

Rasûlullah

(s.a.v.) “Rızkın onda dokuzu ticarette”

Buyurmuşlardır. Bu suretle, hilesiz, hud’asız ticaretle meşgul olanlar,

fertleri, milletleri birbirine bağlar ve rızkı da bollaştırmak suretiyle,

cemiyet içerisinde en büyük vazifeyi yapmış olurlar. Bu gibi tacirler de

cemiyetin en büyük kimseleri olmuş olurlar. Peygamberimiz (s.a.v.) çoluğunu-

çocuğunu geçindirmek için ticaretle meşgul olurdu. Alış-verişte kıl kadar

doğruluktan ayrılmazdı. Onun doğruluğunu ve yüksek ahlâkını düşmanlar dahi

tasdik ettiğinden, kendisine “MUHAMMED’ÜL EMİN” unvanı verilmiştir.

İslâm

dini, insanın hem maddi hem de manevi yönüne itina gösterip, ikisinin arsında

sağlam bir denge kurmaktadır. İnsanın gıdası mesabesinde olan ibadetleri

emrettiği gibi, maddi tarafı için temel teşkil eden, ticaret, san’at, tarım ve

benzeri şeyleri de emretmektedir. Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Keriminde, ticaret

ve alış- veriş konusunda şöyle buyurmaktadır “Allah satışı mübah, faizi haram kılmıştır.”[1]

Peygamber (s.a.v.) de ticaretle ilgili

olarak şöyle buyurmaktadır: “Günahların

öyleleri vardır ki, geçimi sağlamak için sarfedilen gayretten başka bir şey

onları affettirmez.” (Tirmizi). Görüldüğü gibi ticaret, geçim kaynağı

olduğu kadar, büyük ve anlamlı bir ibadet biçimi olarak da Müslümanın hayatına

girmektedir.

Hz

Ali (r.a.) valisine gönderdiği talimatta şunlar istemektedir:

‘Sonra

ticaret ve sanat erbabı gibi bir grup oturduğu yerde çalışır, bir kısmı şuraya

buraya mal götürür, bir kısmı da elinin emeğiyle geçinir, cümlesi hakkında iyi

muamele et ve başkaları tarafından da o suretle muamele edilmesine dair

vasiyetlerde bulun. Çünkü bunlar memleket için hayra vesile olur ve menfaatlere

vasıta olurlar. O hayır ve menfaati senin toprağındaki, denizindeki,

ovalarındaki, dağlarındaki uzak uzak yerlerden ve başkalarının gidemeyeceği

yahut cür’et edemeyeceği mevkilerden getiriyorlar. Bunlar memleket için sulh ve

huzur sağlayan insanlardır. Ne herhangi bir huzursuzluk ve herhangi bir sorun

çıkarmalarından korkulur, ne de fesatlıklarından endişe edilir. Gerek

kendilerinin yanındaki, gerek memleketinin diğer sahalarındaki işlerini takip

et. Mamafih şurasını da bil ki, bunların çoğunda aşırı bir tamah, çirkin bir

hırs ile beraber menfaatlerde ihtikâr, alım satımda hile olur. Bu ise halk için

zarar, vali için ise ayıptır.

Binaenaleyh

ihtikâra (karaborsacılık) engel ol. Çünkü Efendimiz (s.a.v.), ihtikârı yasakladılar.

Alım-satım doğru tartılarla olmalı ve alanı da satanı da ezmeyecek, mutedil

fiyatlar üzerinden yapılmalıdır. Kim senin yasağından sonra ihtikâra yaklaşırsa

aşırı gitmemek şartıyla hemen cezalandır.

[1] Bakara sûresi, 2/275.