بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / الرشوة
الأرشيف — محتوى قديم

الرشوة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Haksız bir menfaat elde etmek için kişilere çıkar sağlama; lehe hüküm vermesi için hakime verilen mala veya para; başkasının malını haksızlıkla yeme yollarından biri. Rüşvetle ya hak edilmeyen bir menfaat ele geçirilmekte veya başkasının hakkına tecavüz edilmektedir.

Rüşvet yalnız alan için değil veren ve aracılık yapan için de haramdır. Allah Teâlâ; “İnsanların mallarından bir kısmını bile bile, günah işleyerek ele geçirmek için iş basındakilere yedirerek mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin” (El-Bakara, 2/188) buyurmuştur.

Rüşvetin devlet dairelerine, özellikle mahkemelere girmesi çok büyük bir suçtur. Resul-i Ekrem Efendimiz “Hüküm vermede rüşvet verene ve alana Allah lanet etsin” (Tirmizi, Ahkam, 9) diye beddua etmiştir. Bir memurun rüşvetle haksızlık yapması çok kötü bir iştir. Rüşvet, bir hakkı araştırmak, bir işi yapmak için de alınamaz. Bu zaten memurun görevidir. Devlet memurlarının hediye almaları da dinimizce rüşvet sayılmıştır. Peygamberimizin, zekat toplamak için gönderdiği bir memurun, dönüşünde:

“Bu sizindir, şu anda ban verilen hediyedir” demesine Rasûlüllah (s.a.v.) çok kızmış ve “Eğer doğru söylüyorsan, git, anne babanın evinde otur ve bu hediyeler sana gelsin, görelim” (Müslim, İmare, 26/30) buyurmuş, böylece memura ancak rüşvet düşüncesi ile hediye verilebileceğini anlatmıştır.

Rüşvet dört kısımda ele alınır.

1- Hakim veya idareci olabilmek için verilen rüşvet.

2- Hakimin lehinde hüküm vermesini sağlamak için verilen rüşvet

3- Bir kimse ile idarecinin arasını düzeltmek karşılığında üçüncü kişiye verilen rüşvet. Burada rüşvet ya idareciden gelecek bir zararı önlemek veya meşru bir menfaat elde etmek istemektir.

4- Bir kimsenin malına ve canına bir zarar vereceğinden korktuğu kişiye verdiği rüşvet.

Birinci ve ikinci maddede tarafların her ikisi içinde vermek veya almak haramdır. Üçüncü madde de yalnız alana haram, verene haram değildir. Dördüncü maddede hüküm aynıdır. Çünkü bir müslümanın müslüman kardeşinin malına çalına zarar vermemesi gerekir.

Ayrıca rüşvet kabul eden hakimin vermiş olduğu hüküm geçerli değildir. Aynı zamanda böyle bir hakim adalet sıfatını kaybeder ve fasık olur, görevine de son verilir. Devlet görevinde çalışan memurların ve hakimin almış olduğu hediyeler de rüşvet sayılır. Onlar bu görevde olmasalardı kendilerine hediye verilmeyecekti. Hediye vermekten maksatları işlerini gördürmektir. Hatta rüşvet alan hakim doğru karar vermiş olsa bile yine aldığı haramdır. Çünkü hüküm vermek onun görevidir. Ayrıca başka bir şey alması gerekmez.

Rüşvet alan bir kimse almış olduğu mala dinen sahip olamaz; onu geri vermesi gerekir. Bir kimsenin dinine gelecek bir zararı önlemek için rüşvet vermesi bir çare ise verebilir. Bu, veren haram olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) dine dil uzatan şairlere ve aleyhte bulunmalarını istemediği kimselere bir şeyle verirdi. Bu konuda müellef-i kulub’a zekattan pay verilmiş olması yeterli bir delildir” (İbn Abidin, IV, 303, vd., V, 272)

Rüşvet toplumsal bir hastalıktır. Rüşvetin yaygınlaştığı yerlerde halkın birbirine ve devlete karşı besledikleri güven duygusu yok olur. Herkes yapılan işlerden, özellikle mahkemelerde verilen kararlardan şüphe eder; her işin, her kararın arkasında rüşvet var zanneder, rüşvetsiz iş yapılmayacağına inanır. Bu inanca namuslu insanların da kapılması, rüşveti toplumsal bir felaket haline getirir. Artık doğru dürüst hiçbir şey yapılamaz olur. Giderek devlet çarkı işlemez, işler zamanında yapılamaz hale gelir; haksızlık her yanı sarar, diğer ahlaksızlıklar çoğalır. Bütün bunların alışkanlık haline gelmesi, toplum hayatını temeklinden sarsar hatta büsbütün çökertir. Rüşvet liberal ekonomilerde ve demokratik rejimlerde çok sık rastlanan toplumsal bir hastalıktır.

Rüşvetin sadece topluma değil, onu alana da zararı vardır. Az çok dini inancı olan insanlar, er geç yaptıkları işin kötülüğünü anlayacak ve vicdanları rahatsız olacaktır. Asıl önemlisi de üç beş kuruşluk menfaat sağlamak için rüşvet alanların Allah’ın lânetine müstehak olmaları ve dünyaları için ahiretlerini kaybetmeleridir. İslâmın hakim olduğu toplumlarda rüşvet olayı asgari sınıra çekilir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in rüşvet alan da verene de lânet ettiği ve ikisinin de cehennemlik olduğunu ifade ettiğini bilen müslümanlar mutlaka bundan uzak dururlar.