بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق التجارة / الأمراض الأخلاقية في التجارة / الخيانة
الأمراض الأخلاقية في التجارة

الخيانة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

HIYANET

‘Hıyanet’, sözlükte hainlik, nankörlük, emanete ters hareket, ahde vefasızlık, ahdi gizlice bozarak hakka aykırı davranmak anlamındadır. [1]

Hıyanet eden kimseye ‘hain’ denilir. Hıyanet, birisine kendisini güvenilir tanıttıktan sonra, o güveni bozacak ve hakka aykırı iş yapmak demektir. Hıyanet, İslâm ahlâkında münafıklık özelliği olarak sayılmış ve haram kabul edilmiştir. Çünkü Müslüman, herkesin malı, canı ve namusu konusunda kendisinden güvende olduğu kimsedir. Emanet ve hıyânet malda olduğu gibi sözde de olur.

Hıyanetin zıddı ‘Emanet’tir. İslâm ahlâk anlayışını gönlünde taşıyan bireyin doğruyu söyleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine, verilen sırrı saklayacağına tereddütsüz bir biçimde inanılır. Müslüman için doğru sözlülük, yaratanın kesin ve bağlayıcı talebi olarak vazgeçilmez bir görevdir.

Hıyanetin unsurları, hıyanet eden yani hâin, hıyanet edilen şahıs, hıyanete konu olan durum ve hıyanet yöntemidir. Birinci unsurla ilgili yüce kitabımızda birçok ayet bulunmaktadır. “İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.” [2]

Yüce bildirim, bizlere hainin özelliklerini vermektedir. Hainlerin birinci özellikleri verdikleri sözlerinde durmamalarıdır. Hıyanet eden kimse ilk olarak bu özelliğiyle hareket etmekte ve verdiği sözden dönmektedir. Hainlerin ikinci özellikleri lanetlenmiş olmalarıdır. Bu halleriyle Allah (c.c.)’ın sevgisinden yoksun kalmış, gazabını kazanmışlardır. Hainlerin bir başka özellikleri kalplerinin katılığıdır. İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış, yumuşak kalpli ve anlayışlı insanların hainlik yapmaları mümkün görülmeyecek bir durumdur.

Hainlerin başka bir özelliği de bozucu olmaları, doğru ve hak olanı bildikleri halde değiştirmeye çalışmalarıdır. Onlar aynı zamanda hainliklerine zemin hazırlamak ve ihanetlerini meşrulaştırmak için unutma bahanesini de kullanabilen insanlardır.

Burada hainliği görülen insanların özellikleri ayrı ayrı sıralandıktan sonra, Hz Peygamber (s.a.v.)’e onları affetmesi emredilmektedir. Bunun anlamı, hainlik yapanın ihanetinin ancak kendisine zarar vereceği, başkalarına zarar verme imkânının olmadığı, onların kendilerine kötülük yaptıklarıdır. Ayet bir taraftan hainlik yapanın ihanetinin kendisi için zararlı olacağını dolaylı olarak haber vermekle beraber; bir taraftan da ihanete uğrayan kişinin sergileyeceği tavrı da bildirmektedir. Buna göre ihanet edilen kişi durumu öğrendiğinde en güzel davranış biçimi olarak hainlik yapan kişiyi affetmelidir. Çünkü onun kötülüğünün zararı kendisinedir ve o kaybedeceği kadar kaybetmiştir. Hainlik yapılan kişi affettikten sonra, çevreden gelen tepkilere veya yönlendirme gayretlerine aldırış etmeyecek, hak yolda gidişini engelleyecek, azim ve sabrını kıracak hiçbir eğilime itibar etmeyecektir. Bu hıyanete uğramış insanın sergileyebileceği en yüksek seviyeli, faziletli davranış biçimidir.

Hıyanet konusu söz veya maddi özellik taşıyan bir cisim olabilir. Çoğu zaman söze ihanetin diğerlerine göre daha ağır sonuçlar doğurduğu, yıkıntılara, derin ailevi veya toplumsal yaralara sebep olduğu bilinen bir gerçektir.

Hıyanetin yöntemi ise hainin özelliklerinden bahsedilirken dolaylı olarak işaret edildiği üzere sözden dönme, tahrif yani bozma ve değiştirme ve son olarak da unutmadır. Bu üç yöntem ihanet işaretleri olarak da görülmelidir. Sözünden dönen, bozucu ve fazlaca unuttuğunu söyleyerek bazı sorumluluklardan kaçmaya çalışan insanların ihanetlerinden korkmak ve buna göre tedbirli olmak gerekir.

Konuyla ilgili diğer ayetler şöyledir: “(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.” [3]

Yüce kitabımız bizlere hainler karşısında tavır takınmamız gerektiğini haber vermektedir. Buna göre ortaya çıkan bir meselede hainler grubunda yer alınmamalı, Allah (c.c.)’ın hak olarak indirdiği Kur’an-ı Kerîm’e göre davranılmalı, Allah (c.c.)’ın öğrettikleri ve öğretileriyle her hangi bir yargıya ulaşılmalıdır.

“Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.” [4]

İslâm ahlâk sistemi içerisinde hıyanet büyük bir hatadır. Ancak ayetteki hitaba bakıldığında bu hatanın insanı iman dairesi dışına çıkarmadığı anlaşılmaktadır.

“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” [5] İhanetin o derecesi vardır ki; gözlere yansımıştır, bakışları etkisi altına almış adeta gözlerden nefret ve hıyanet ışıkları çıkmaktadır. İhanetin tehlikeli biçimlerinden birisi budur. Ancak bir de kalplerde gizlenen ihanet vardır ki; bu hıyanetin en tehlikeli biçimidir. Onu bilen ancak Allah (c.c.)’tır. İnançlı insana düşen bütün tedbirleri aldıktan sonra gerisini Yüce Rabbimize havale etmektir.

“Allah, inkar edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi.” [6]

Hıyanet inanç boyutunda olduğunda sonuçları dayanılamayacak nitelikte olabilmektedir. Nitekim Hz. Nuh (a.s.) ve Hz. Lut (a.s.)’un eşlerinin içerisine düştükleri durum bunun açık işaretidir.

Aldatma ve hile hıyanetin iki temel yansıma biçimidir. Kur’an buyuruyor: “Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.” [7]

“Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah'tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve müminlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz o mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [8]

“(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun. Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.” [9]

Şeytan, ademoğlu ile daha başlangıçta giriştiği mücadelesini hıyanet üzere kurmuş, insanlara boş sözlerle yalan vaatlerde bulunmuş, daha sonra verdiği sözlerden dönmüş, ihanet etmiş ve ona uyanlar, onun sözünü dinleyenler de büyük zarara uğramışlardır. Çünkü şeytanın verdiği sözleri yerine getirebilecek gücü yoktur. O, inançlı insanlar için güçsüz bir düşmandır. Ancak hıyanete dayalı kandırma yönteminden kaynaklanmak üzere kimi gafil insanları aldatmakta, onları boş kuruntularla kandırmaktadır.

“De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaat etmezler.” [10]

Zalimler için hıyanet zülüm sistemlerini devam ettirmek bakımından vazgeçilmez bir yöntemdir. Önce menfaatlerine uygun davranan insanlara vaatlerde bulunurlar veya gariban insanları vaatlerle kandırırlar sonra istediklerini elde ettiklerinde sanki hiçbir şey söylememiş gibi çekip gitmek sûretiyle insanları aldatırlar, hıyanetten çekinmezler. Onlar aslında kendilerini aldatmakta, kendilerine hıyanet etmektedirler de bunun farkında değildirler.

Hıyanet kimi zaman da hile biçiminde karşımıza çıkar. Kötü niyetli insanlar, hıyanetlerini hilelerle gizli yollardan yapmaya çalışırlar. Konuyla ilgili ayet şöyledir: “Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” [11]

Müslümanların uymak zorunda oldukları kurallardan biri de emaneti gözetmek ve ehline vermektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) henüz Peygamber olmadan önce kendilerine el-Emîn lâkabı verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’i seven ve sevmeyen herkes onu Emîn lakabıyla çağırırdı. Zira Peygamberimiz (s.a.v.) öğrenmiş olduğu bir sırrı hiç bir kimseye söylemez saklanmak üzere bırakılan eşyayı her şart altında korurdu.

Peygamberlerde bulunması gerekli olan sıfatlardan birinin de ‘emanet’e riayet olduğu düşünülürse, bu ahlâk kuralının ne derece önemli olduğu ortaya çıkar. İnsanın kendisine karşı emaneti gözetmesi dünya ve Ahiret hayatı ile ilgili görevlerini yapması, yararlı ve iyi olanı seçmesi, şehvet ve öfkesine hakim olmasıdır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor; “Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab)ına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder. Allah bununla size gerçekten ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyla işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyla görücüdür.” [12] Emanetle ilgili olarak başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır; “Biz emaneti göklere yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan (a gelince: O, tuttu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o çok zulmedici, çok cahildir.” [13]

Hıyanet Hastalığından Kurtuluş Yolu

Allah (c.c.)'a, kendimize ve insanlara karşı emanetleri yerine getirmek ve hıyanet etmemek iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olmanın şartlarındandır. işlediğimiz her fiilin muhasebesini yapmalı ve alnımızın akıyla hesabını verebilmeliyiz. Emanetin bir yük, bir sorumluluk olduğunu bilmeliyiz.

İnsanlar Peygamber (s.a.v.)’e daha peygamberlik gelmeden önce nasıl ‘Emin’ diyorlardı ise, Müslüman da O’nun ümmeti olarak aynı özelliği kendisinde yaşamalı ve çevresinin güvenilir insanı olmalıdır. Çevresindeki insanlar, ister Müslüman olsun, isterse olmasın bu durum aynı olmalıdır.

Hıyanet asla cezasız kalmaz ve hain insanlar mutlu olamazlar.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.

[2] Mâide sûresi, 5/13.

[3] Nîsâ sûresi, 4/105.

[4] Enfal sûresi, 8/27.

[5] Mümin sûresi, 40/19.

[6] Tahrim sûresi, 66/10.

[7] Nîsâ sûresi, 4/142.

[8] Enfal sûresi, 8/63.

[9] İsra sûresi, 17/64.

[10] Fatır sûresi, 35/40.

[11] Ali İmran sûresi, 3/120.

[12] Nîsâ sûresi, 4/58.

[13] Ahzab sûresi, 33/72.