بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أمراض الأخلاق الذميمة / الأخلاق الذميمة / الحقد
الأخلاق الذميمة

الحقد

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Hıkd, başkasından nefret etmek, kalbinde o kimseye karşı kin ve nefret duyguları beslemek demektir. İntikam almak veya karşılığını vererek rahatlamak mümkün olmayan ve kalpte bulunan gizli düşmanlık ve intikam duygusudur. [1]

Müslümanın kendisine öğüt verenlere karşı böyle bir kin beslemesi haramdır. Ona hıkd değil, aksine sevgi beslemesi ve itaat etmesi gerekir. Çünkü o kimse, Allah (c.c.)’ın emrini yerine getirmiştir. Onu sevmek ve ona saygı duymak gerekir. Zulüm eden kimseye karşı hıkd haram değildir. Bir alacaklı ölse, bunun hakkı vârislerine ödenmezse, kıyâmette kendisine ödetilir. Zâlimi affetmek faziletli bir davranıştır. Uhud gazâsında Resûlüllah (s.a.v.)’ın mübârek yüzü yaralanıp, mübarek dişi kırılınca, Ashâb-ı kirâm (r.a.) buna çok üzüldüler. Dua et, Allah (c.c.) onların cezalarını versin, dediler.

Peygamber (s.a.v.): “Ben la’net etmek için gönderilmedim. Hayır dua etmek için, her yaratılmışa merhamet etmek için gönderildim” ve “Ya Rabbi! Bunlara hidayet et. Bunlar seni tanımıyorlar, bilmiyorlar.” buyurdu. Düşmanlarını affetti ve bütün olanlara rağmen lanet etmedi.

Hadisi şerifte: “Sadaka vermekle mal azalmaz. Allah Teala, affedenleri aziz eder. Allah rızası için affedeni, Allah Teala yükseltir.” buyuruldu.

Gülabâdi diyor ki, bu Hadis-i şerifte bildirilen sadaka, farz olan sadaka, yani zekât demektir. Tevazu edenin ibadetlerine daha çok sevap verilir. Günahları daha çok affedilir. İnsanın yaratılışında hayvani ruhun arzuları bulunmaktadır. Malı ve parayı sever. Gazap, intikam ve kibir sıfatları ile görünmeye başlar. Bu hadisi şerif, bu kötü huyların ilacını bildiriyor. Sadakayı, zekâtı emrediyor. Affederek, gazabı, intikamı ve kibiri temizliyor. Hadisi şerifte, affetmek, mutlak olarak ve şartsız bildiriliyor. Mutlak olan emir, usûl kurallarına göre geneldir. Birkaç şeye mahsus değildir. Hakkını almak mümkün değilse de, affetmek iyidir. Mümkün ise, daha iyidir. Çünkü hakkını geri almaya kudreti var iken affetmek, nefse daha güç gelir. Zulüm edeni affetmek, hilmin, merhametin ve şecaat’in en üstün derecesidir. Kendisine iyilik etmeyene hediye vermek de, ihsanın en üstün derecesidir. Kötülük edene ihsanda bulunmak, insanlığın en yüksek derecesidir. Bu sıfatlar, düşmanı dost yapar. Hz. İsa (a.s.) buyurdu ki, 'Diş kıranın dişi kırılır. Burnu kulağı kesenin, burnu kulağı kesilir, demiştim. Şimdi ise, kötülük yapana karşı, kötülük yapmayınız. Sağ yanağınıza vurana sol yanağınızı çeviriniz, diyorum.'

Şeyh İbn-ül Arabi diyor ki, 'Kötülük edene iyilik yapan kimse nimetlerin şükrünü yapmış olur. İyilik edene kötülük yapan kimse, küfran-ı nimet etmiş (nankörlük, iyilik bilmezlik) olur.'

Hakkını alan kimseden yalnızca hakkını geri almak, fazlasını almamak, (intisar) olur. Affetmek, adaletin yüksek derecesi, intisar ise, aşağı derecesidir. Adalet iyi kimselerin en yüksek derecesidir. Affetmek, kimi zaman zalimlere karşı acizliği gösterebilir. Zulmün artmasına da sebep olabilir. İntişar, her zaman zulmün azalmasına, hatta yok olmasına sebep olabilir. Böyle zamanlarda intişar etmek, affetmekten daha efdal ve daha sevap olur. Hakkından fazlasını geri almak ise, (cevr) zulüm olur. Cevr edenlere azap yapılacağı bildirilmiştir. Zalimi affeden, Allah Tealâ’nın sevgisine kavuşur. Zalimden hakkı kadar, geri almak, adalet olur. Kâfirlere karşı da adaletli davranılır. Fakat gücü yettiği halde affetmek, güzel ahlâktır. Resûlullah (s.a.v.) bir kimsenin zalime beddua ettiğini görünce “İntisar eyledin!” buyurdu. Afv eyleseydi, daha iyi olurdu.

Zülkarneyn Peygamber değildi, diyen alimler dediler ki, fakat O’na peygamberlerde bulunan sıfatlardan dördü verilmişti. Bunlar, gücü varken affederdi. Va’d ettiğini (söz verdiğini) yapardı. Hep doğru söylerdi. Rızkını bir gün evvelden hazırlamazdı. Zulmün çokluğu kadar affetmenin de sevabı çok olur.

Hıkd’dan doğan kötülükler onbir çeşittir: Haset, şemâtet, hicr, aşağı görmek, yalan, gıybet, sırrı ifşa, alay etmek, eziyet vermek, hakkını ödememek ve bağışlanmaya engel olmak.

Hıkd eden kimse, iftira, yalan, yalancı şahitlik, gıybet, sırrı açıklamak, alay etmek, haksız olarak incitmek, hakkını yemek ve ziyareti kesmek gibi günahlara yakalanır. “Kendisinde üç şey bulunmayan kimsenin bütün günahlarının afv ve mağrifet olunması umulur: Şirke ve küfre yakalanmadan ölmek, sihir yapmamak ve din kardeşine hıkd etmemek.”

Hadisi şerifi sihir yapmanın İslâm’da yeri olmadığını göstermektedir. Sihir, (büyü) yapmak olup haramdır. Sihir yapana Farsça’da (cadu) denir. Sihir vasıtasıyla her dilediğini yapacağına inanırsa kafir olur. Sihrin tesirine inanmayan da kafir olur. Sihrin diğer ilaçları gibi, Allah Tealâ dilerse tesir edebileceğine inanmalıdır.

Hadis-i şerif’te: “Allah Tealâ, Şa’banın on beşinci gecesi bütün kullarına merhamet eder. Yalnız müşriki ve müşahini afv etmez.” buyuruldu.

Müşahin, bid’at sahibi kimselere denilir. Ehl-i sünnet ve’l-Cemaa’t i’tikadında olmayan kimseye (Bid’at sahibi) denir. Dört mezhepten birinde bulunmayan kimse ehli sünnet fırkasından ayrılmış olur. Ehli sünnet i’tikadında olmayan da, kâfir olur yahut bid’at sahibi olur.

Hıkd hastalığının sebeplerinden biri gazaptır. Gazap eden, yani başkasına kızgın olan kimse ondan intikam alamayınca kalbindeki gazabı hıkd halini alır. Gazap, kanın hareketinin artmasından (tansiyonun artmasından) meydana gelir. Allah (c.c.) için gazaba gelmek iyidir. Kişinin dine olan gayretinden kaynaklanır.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.