بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / أنواع الجهاد / الجهاد بالمال
أنواع الجهاد

الجهاد بالمال

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

MAL İLE YAPILAN CİHAD

‘Malî cihat’ yani ‘Mal ile Yapılan Cihat’, cihadın çeşitlerinin beşincisidir. Bu da geçen dört çeşit cihadın adeta bir şartı durumundadır. Çünkü genel bir çalışma için malî cihat diğer dördünde de geçerlidir.

Öğretim ve eğitim yoluyla yapılan cihat, eğitim ve öğretim araç ve gereçlerini sağlamak ve öğretmek için paraya ve malî güce gerek duyar.

Dil ile yapılacak olan cihat, medya için, kitap için, yayın için, gazete ve der­giler için buna gerek duyar.

El ile yapılan cihat, her türü silah alımı için, hazırlık için, şehitlere ve esirlere infak için malî güce gerek duyar.

Siyasî cihat, çalışanlar için ve uzmanlar için ve belirli güç araçları sağlamak için yine mala gerek duyar.

Gerçekten yeterli malî bir güçten ve bütçeden yoksun olan bir cihat yürümez. Bunun içindir ki, Allah (c.c.) mal ile cihadı can ile yapılan cihat ile aynı tutmuş ve şöyle buyurmuştur:

“Hiç kuşkusuz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutla­ka cennet vermek üzere- canlarını ve mallarım satın almıştır.” [100]

Mal ile yapılacak cihat konusundaki ayet-i kerimeler şöyledir:

(Rasûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiye) ölçüp biçen ancak Allah’tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah Teâlâ’nın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah’tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” [101]

“(Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik..) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur’an ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!” [102]

“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” [103]

Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.”

“Onlar, başka değil, sırf ‘Rabbimiz Allah’tır’ dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah Teâlâ’nın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.” [104]

“Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size ‘Müslümanlar’ adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlâ’nızdır. Ne güzel Mevlâ’dır, ne güzel yardımcıdır!” [105]

“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.” [106]

“Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.” [107]

“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” [108]

“İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihat edenler var ya, işte bunlar, Allah Teâlâ’nın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir.” [109]

“Musa’dan sonra, Beni İsrail’den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: ‘Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım’ demişlerdi. ‘Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?’ dedi. ‘Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?’ dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.” [110]

“Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).”

“Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah Teâlâ’nın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!” [111]

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah Teâlâ’nın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” [112]

“Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” [113]

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah Teâlâ’nın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah Teâlâ’nın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”

“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.”

“Eğer sana hile yapmak isterlerse, sunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.”

“Ve (Allah ), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”

“Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.”

“Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.”

“Simdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah Teâlâ’nın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.”

“Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.” [114]

Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.”

“Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kil; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kil!”

“Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.” [115]

“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.” [116]

“Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun ki hep birbirinizdensiniz içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, Ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O’nun katındadır.” [117]

“Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin.” [118]

“Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?”

“Ehl-i kitaptan bir grup söyle dedi: ‘Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.”

“Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın. (Rasûlüm) De ki: Doğru yol ancak Allah Teâlâ’nın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) ‘Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).’ De ki: Lütuf ve ihsan Allah Teâlâ’nın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah Teâlâ’nın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.”

“Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir.”

“Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, ‘Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur’ demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.”

“Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever.”

“Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” [119]

“De ki: Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yakup oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak O’na teslim oluruz.” [120]

“Ancak, bundan sonra tövbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” [121]

“De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim’in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.” [122]

“Size Allah Teâlâ’nın ayetleri okunurken, üstelik Allah Rasûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.” [123]

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” [124]

“Hep birlikte Allah Teâlâ’nın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah Teâlâ’nın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” [125]

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” [126]

“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.” [127]

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah Teâlâ’nın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” [128]

“İman etmiş olanlar: Keşke cihat hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! Derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur.” [129]

“Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmeyecektir.” [130]

“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür.” [131]

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” [132]

“Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [133]

“Bedevîlerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.” [134]

“Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.” [135]

“Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.” [136]

“Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke’de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.” [137]

“Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.” [138]

“Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” [139]

“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarf ettiklerini (mehirlerini) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah Teâlâ’nın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” [140]

“Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de (onlarla savaşıp) galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten), harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” [141]

“Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş var.” [142]

“O gün (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner.” [143]

“Ama Firavun o peygambere karşı gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde muaheze etmiştik.” [144]

“İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.” [145]

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” [146]

“Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz.” [147]

“Sonra Allah, Rasûl’ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.” [148]

“Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir.” [149]

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.” [150]

“Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” [151]

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın!” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.” [152]

“ (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." [153]

“Allah ‘a inanın, Rasûlü ile beraber cihat edin” diye bir sûre indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber olalım, dediler. [154]

“Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir.” [155]

“Bedevîlerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını angarya sayar ve sizin basınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri) o kötü belâ kendi baslarına gelmiştir. Allah çok iyi işiten, çok iyi bilendir.” [156]

“Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.” [157]

Daha önceki bölümlerde, müşriklere karşı yürüteceğimiz cihadımızda mal, can ve dil ile savaşmamız konusuna değinmiş ve Rasûlüllah (s.a.v.)’ın bu husustaki hadislerini sunmuştuk.

Müslümanlar dünyada değişik özellik ve imkânlara sahiptirler. Kimisi başka yetenekleri olmadığı için sadece malıyla cihat yapabi­lir. Kimisi malı olmadığı için sadece nefsiyle (canıyla) cihat yapabilir. Kimisi sadece ilmiyle cihat eder. Bir başkası sadece siyasî cihat yapmaya gücü yeter. Kimisi sadece diliyle cihat yapabilir. Kimi de cihadın her türünü yapmaya imkânı vardır. Allah (c.c.) hiçbir nefse gücünün üzerinde olanı yüklemez.

Müslümanları sınayan bir kimse, onun mal noktasında cimri olmadı­ğını görür. Fakat yeter ki ikna edilip inandırılmış olsun. Meşru ve uygun olan gösterilsin. Bundan dolayı cihat görevini yüklenen kimseler, kendileri için gerekli olan mali cihadı, önceden tespit etmeleri ve aylık ve yıllık bütçelerini yapma­ları gerekir. Bunu tespit ettikten sonra en uygun olan şekliyle meseleyi ilgili kimselere aktarmalıdır. Böyle bir durumda kendi mallarıyla bu görevi yük­lenmiş bulunan Müslümanları kaybetmemelidirler.

Meselâ görüyoruz ki, kimi Müslümanlar kendileri kitap yayınında, gazete, dergi çıkarmakta, kendisini öğrenmeye veren birilerine yardımcı olmakta ve benzeri gibi şeylerde yardım edebilme imkânları vardır böyle bir şeye katıl­mayı da bir ihtiyaç görmektedir... Cihad görevini yüklenen kimse, kendisin­de uygun gördüğü şeylerde kullanılmak üzere gerekli olan malı nereden sağlayacak bunu bilmelidir.

Mal ile yapılan cihat, zekâtın dışında yer alır. Ancak imkân dâhilinde bazı cihat yollarına zekâttan da harcama yapabiliriz. Meselâ fakir bir genç vardır. Biz bunu ilme ve öğrenmeye ayırmak istiyoruz. Kendisini bu yönde yetenekli ve yararlı görüyoruz. O zaman mademki o kimseye biz bu görevi vermişiz. Yapacağımız şey şudur: Zekâttan ken­disine bir maaş bağlayacağız, burs vereceğiz. Bu gencimiz, geçimini kimseye muhtaç olmadan bura­dan sağlayacaktır.

Aynı şekilde, fakir bir kimse var, bunu asker yapmak istiyoruz. Ya da adam Allah (c.c.) yolunda cihat ediyor, fakirdir, infak etmek istiyoruz. Adam bu hizmet için ayrılmış, elinde fazlaca da bir maddî gücü yoktur. Veya adam borçlu­dur. Hatta bu borcu, kendi hanımının mehri de olsa verecektir. İşte bütün bu gibi hallerde maddî gücü olmayan bu kardeşlerimize zekâttan gereken ihtiyaçları verilebilir. O halde bizler, imkân dâhilinde zekâttan da yararlanacağız. Çün­kü cihat için gerekli olan şeylerin temini buna bağlıdır.

Allah (c.c.) yolunda infak olunan mal, sahibi için Allah (c.c.) nezdinde büyük bir ecre (sevaba) vesiledir. Tirmizî ve Nesaî rivayet ediyor. Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allah (c.c.) yolunda kim bir nafaka verirse, onun için yediyüz katı sevap vardır.”

Müslim ve Nesaî rivayet ediyor. Ebu Saîd (r.a.) demiştir ki: ‘Hz. Peygam­ber (s.a.v.)’e bir kişi yularlı dişi bir deve getirdi ve bu Allah (c.c.) yolunda sadakadır’ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bundan dolayı kı­yamet gününde hepsi de yularlı olmak üzere yedi yüz deve verilecektir.”

İmam Malik dışında altı hadis kitabında geçen bir hadis şöyledir:

“Kim, Allah (c.c.) yolunda bir gaziyi donatırsa, o kimse de gaza etmiş gibidir. Kim de savaşa katılan gazinin geride kalanlarının ihtiyacını giderirse, o da gaza etmiş gibidir.”

[100] Tevbe sûresi, 9/111.

[101] Müzzemmil sûresi, 73/20.

[102] Furkan sûresi, 25/52.

[103] Ankebut sûresi, 29/69.

[104] Hac sûresi, 22/39-40.

[105] Hac sûresi, 22/78.

[106] Bakara sûresi, 2/190.

[107] Bakara sûresi, 2/194.

[108] Bakara sûresi, 2/216.

[109] Bakara sûresi, 2/218.

[110] Bakara sûresi, 2/190.

[111] Enfâl sûresi, 8/15-16

[112] Enfâl sûresi, 8/39.

[113] Enfâl sûresi, 8/42.

[114] Enfâl sûresi, 8/60-67.

[115] Âl-i İmrân sûresi, 3/146-148.

[116] Âl-i İmrân sûresi, 3/157.

[117] Âl-i İmrân sûresi, 3/195.

[118] Âl-i İmran sûresi, 3/200.

[119] Âl-i İmrân sûresi, 3/71-77.

[120] Âl-i İmrân sûresi, 3/84.

[121] Âl-i İmrân sûresi, 3/89.

[122] Âl-i İmrân sûresi, 3/95.

[123] Âl-i İmran sûresi, 3/101.

[124] Âl-i İmran sûresi, 3/102.

[125] Âl-i İmran sûresi, 3/103.

[126] Âl-i İmran sûresi, 3/104.

[127] Muhammed sûresi, 47/4.

[128] Muhammed sûresi, 47/7.

[129] Muhammed sûresi, 47/20.

[130] Muhammed sûresi, 47/35.

[131] Tahrîm sûresi, 66/9.

[132] Saf sûresi, 61/2-4

[133] Saf sûresi, 61/11.

[134] Fetih sûresi, 48/16.

[135] Fetih sûresi, 48/17.

[136] Fetih sûresi, 48/22.

[137] Fetih sûresi, 48/25.

[138] Mümtehine sûresi, 60/8.

[139] Mümtehine sûresi, 60/9.

[140] Mümtehine sûresi, 60/10.

[141] Mümtehine sûresi, 60/11.

[142] Tevbe sûresi, 9/12.

[143] Tevbe sûresi, 9/16.

[144] Tevbe sûresi, 9/14.

[145] Tevbe sûresi, 9/19.

[146] Tevbe sûresi, 9/24.

[147] Tevbe sûresi, 9/25.

[148] Tevbe sûresi, 9/26.

[149] Tevbe sûresi, 9/27.

[150] Tevbe sûresi, 9/28.

[151] Tevbe sûresi, 9/29.

[152] Tevbe sûresi, 9/38.

[153] Tevbe sûresi, 9/41

[154] Tevbe sûresi, 9/86.

[155] Tevbe sûresi, 9/88.

[156] Tevbe sûresi, 9/98.

[157] Tevbe sûresi, 9/123.