بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / أنواع الجهاد / الجهاد السياسي في دولة إسلامية فاسدة
أنواع الجهاد

الجهاد السياسي في دولة إسلامية فاسدة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

BOZULMUŞ BİR İSLAMÎ DEVLETTE SİYASÎ CİHAD

İslâmî bir devlette bozulma türleri, görüntüleri birçoktur. Hükümetin Emir’i yani başkanı zalim olabilir. Fasık olabilir. Ehil olmayan kimseleri yönetime getirebilir. Müslüman olmayanları getirebilir. Böyle bir hükümete tam anlamıyla şer’î bir bağlılık olamaz. Ne içte ne de dışta tam bir sadakat gösterilemez ve yaptıkları bütünüyle onaylanamaz.

Böyle bir durumda dikkat edeceğimiz noktaları şöylece belirleyebiliriz:

Şayet Emir ve hükümeti Allah (c.c.)’ın hâkimiyetini halen tanıyorlarsa, başka bir şeriatın üstünlüğünü kendi İslâm şeriatından üstün kabul etmiyorlarsa, bunlar bu takdirde fasık kimselerdir. Bizimle bunlar arasındaki sınır ise na­mazdır. Şayet namazlarına bağlı ve namazı kılan kimseler ise, kendilerine karşı savaşmayız. Eğer başka yollardan bunları hükümetten ayırma gücümüz varsa, sağlıklı bir yoldan kendilerini azleder, ayırırız. Şayet namazlarına bağlı kimseler değillerse, onları ayırıncaya dek kendileriyle savaşırız. Onlar için aralarında Allah (c.c.)’ın sınırını çizer ve hakkını ikame ederiz.

Rasûlullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyuruyor: “İmamlarınızın hayırlıları sizin onları sevdiğiniz ve onların da sizi sevdikleridir. Sizin onlara dua ettiğiniz (veya onlarla namaz kıldığınız) ve onların da size dua ettikleri kimselerdir. İmamla­rınızın kötüleri ise sizin kendilerine buğz ettiğiniz ve onların da sizlere buğz ettikleri, sizin kendilerine lanette bulunduğunuz ve onların da size lanet et­tikleri kimselerdir. Ya Rasûlallah bunları terk edip kendileriyle savaşmayalım mı dedik? Hayır, aranızda namaz kıldıkları sürece, hayır aranızda na­maz kıldıkları sürece, hayır aranızda namaz kıldıkları sürece. Dikkat, bir kimse üzerine biri vali olur da, onu Allah (c.c.)’a masiyet olan bir şeyde görürse yaptığı masiyetten ona ikrah etsin. Ama bir eli itaatten çekmesin.”

Bir diğer hadiste ise: Onlarla savaşmayalım mı? dediler. “Hayır, namaz kıldıkları müddetçe.” buyurdu.

Hanefî âlimlerinin içtihadı şöyledir: İmam fasık olunca, azli hak eder. Ancak sağlıklı yollardan görevden azil imkânı var ise yapılır. Hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

“Sizden emir olarak gönderdiğim bir adam emrime itaat etmedi, onu görevden alıp onun yerine itaat eden bir kimseyi geçirmekten aciz mi kaldınız?”

Şayet barış yoluyla sağlıklı bir şekilde o kimsenin görevden alınması güç ise, adam namaz da kılıyorsa, bu durumda bizim siyasî cihadımız nasıl olmalıdır?

1- Bizim böylelerine karşı tutumumuz sürekli olumsuz olacaktır. Olumsuz tavır takınacağız. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Ey Ka’b b. Acere, Allah (c.c.)’a sığınarak, benden sonra gelecek olan Emirlerden dikkatini çekerek Allah (c.c.)’a sığınıyorum. Kim onların kapılarına gider­se ki onları yalanlarında doğrularsa, yaptıkları zulümde onlara yardımcı olursa o, benden değil, ben de ondan değilim. Benimle birlikte havuzumun başına gelmeyecektir. Kim de onların kapılarını çiğnemezse, yalanlarında onları doğrulamazsa, zulümlerinde onlara yardımcı olmazsa, o bendendir, ben de ondanım ve benimle birlikte havuzun başına gelecektir.”

2- Her zaman onların karşısında olmak, İslâm’a aykırı olarak yaptıkları hareketlerinde çekinmeden onların yüzlerine karşı hatalarını söylemek, gerektiğinde karşı koymak, nasihat etmek. Nitekim İbn Mes’ud (r.a.) diyor ki: ‘Bu­günkü emirler (yöneticiler) gibi ileride sünneti terk eden emirler gelecek, eğer siz o emir­leri kendi başlarına buyruk bırakırsanız, onlar da tıpkı bunlar gibi sünneti değiştirirler. Şayet sünnet konusunda onlara karşı tavır alırsanız, size her şeyi batırıp gömen büyük felaketi getiriverirler.’

“Cihadın en faziletlisi, zalim sultan nezdinde çekinmeden adaletli sözü söylemektir.”

Bu bakımdan delil ve hüccetlerle karşılarına dikilmek gerekir.

“Şehidlerin efendisi durumunda olanlardan biri Hz. Hamza (r.a.), diğeri de zalim bir sultanın huzuruna gidip ona Allah (c.c.)’ın emirle­rini ve nehiylerini anlatıp, bu sebeple öldürülen adamdır.”

3- Uygun düşen her bir fırsatı değerlendirerek fesadı kuşatma altına almak gerekir. İyi bir araştırma ve değerlendirme ile meseleyi ele almalı, insanlara uyarılarda bulunmalıdır. İnsanlara gereken öğütler verilmelidir. Şa­yet mümkünse bazı mubah olan hilelere de başvurabilir. Nitekim bazı yer­lerde fakihler gıybet yapılmasına izin vermişler ve mubah saymışlardır. Şöyle ki:

Görevinin ehli olmayan devlet yetkililerini her fırsatta halka anlatmak gıybet değildir. Adam fasık ya da hizmetten gafil bir kimse ise bu ve benzeri kimselerin gıybetleri caizdir. Bunun anlatılması, özellikle amme üzerinde velayet yetkisi bulunan kimseler hakkında vaciptir. Zira böyle uygun olma­yan bir kimsenin alınıp yerine daha salih ve ehliyetli bir kimsenin getirilmesi için bu­nun anlatılması gerekir.

Bir de insanlar tarafından durumu bilinmeli ki, du­rumuna göre muamele olunabilsin. Görünüşe bakıp aldanmasın. Onun dü­zelmesi ve durumunu değiştirmesi noktasında üzerine düşeni yapması için gereken gayretin gösterilmesi gerekir.

4- İçinde yaşadığımız çağda dünya devletleri değişik cihazlardan yararlanarak güçlerini korumaktadırlar. Bu itibarla Müslümanların da aynı şekilde bozuk düzen olan bir devlet içerisinde, İslâmî bir yaşantıya gidebilmesi için üzeri­ne düşeni yapmalılar. Kimisi eğitim-öğretim ile ilgili konulara ve çalışma­lara eğilmeli, kimisi yapılan işlerin tenkidine yönelmeli, kimi Müslümanlar ise gerekli bildiri ve ilân işlemlerini, kimisi kötülükleri önleme hizmetlerini ele almalıdır. Kimi içişlerine ve kimi de dışişlerine bakmalıdır. Kimisi malî yönden hizmetleri yürütürlerken, kimisi de başkaca hizmetleri yürütmelidir. Meselâ devlet başkanıyla görüşülecek ve yapılacak çalışmaları, orduya yö­nelik çalışmaları, kısaca her biri kendi çerçevesinde mutlak surette bir hiz­meti alıp yürütmek zorundadır. Asla işi yağcılığa ve onlarla geçimliliğe götürme­den yürütmelidir.

5- İster dil ile cihadda olsun, ister eğitim yoluyla cihadda olsun her Müslüman bu konuda iyice yetişmelidir. Müslüman bu cihadı yaparken na­sıl bir yol izlemesi gerekir, bu hususta elinde genel bir hüküm bulabilsin. Aksi takdirde bozuk bir yola girebilir, halkın genel gidişatına uyabilir. Bu ise sakıncalıdır.

6- Bir takım Müslümanlar el ile cihad görevini yüklenmelidirler. Ancak bunu yaparlarken devlet ile herhangi bir çatışmaya ve savaşmaya girişme­melidirler. Ancak toplumdaki Müslüman fertler üzerinde gerekeni yapmalıdır. Meselâ uyuşturucu maddeleri, kumar aletlerini, çıplak ve müstehcen resimleri, içkiyi, açılıp saçılmayı ve benzeri şeyleri ele alıp bunlarla gereken mücadeleyi yapmalıdır. Bu konuda hemen güç kullanmaya başvurmadan, buna meydan bırakmadan gerekeni yapmalıdır. Ancak tüm gücünü kullandıktan sonra, gerektiğinde el ile de karşı konulabilir.

7- Yavaş yavaş ve tedrici olarak adım adım kötülükleri düzeltmeye çalışıl­malı, böylece İslâmî bir hükümete doğru gidilmeli, ta ki adil hükümet kuruluncaya dek görev sürdürülmelidir.

Bütün bu anlattıklarımız aslında Müslüman olduğunu söyleyen ve bu­nu itiraf eden bir devlette geçerlidir. Görevlileri, idarecileri namaz kılan bir devlet için geçerlidir. Ancak ne var ki, böyle bir hükümet İslâm’dan yan çizmekte ve fesada doğru yönelmektedir. İşte böyle bir devlette yapılacak olanlar yukarıda ele aldığımız şeylerdir.

Ancak bu bozulma tüm İslâm devletinde değil de, belli bazı bölgele­rinde olmuş ise, bölgenin diğer kısımları veya diğer İslâmî bölgeler, hak olan Halife’ye boyun eğmişlerse, Halife de İslâm’a göre gerekeni yapıyorsa, bu takdirde yapılacak olan şey, hak olan İmam ister güç kullanarak, ister onlara karşı savaş açarak bunu önlemekle yükümlüdür.

Aynı şekilde inhiraf ve bozulma sadece bir bölgede mevcutsa, bu, fısk yuvası haline dönüşür. Başka taraftaki İslâm’ı yaşayan adalet yurdu savaşla da olsa, onları hakka yöneltmekle görevlidirler.