بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أسس الأخلاق الحميدة / الأخلاق الحميدة / التزكية
الأخلاق الحميدة

التزكية

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

TEZKİYE

‘Tezkiye, ‘zekat’ kelimesinin de aslı olan ‘zeka’ fiilinden gelir. ‘Zeka’, sözlükte temizlik, paklık, artıp büyümek, malın zekatını verme manasında nema, feyiz ve bereket anlamlarına gelir. ‘Tezkiye’ ise temizlemek, geliştirmek, feyizlendirmek, büyütmek ve temize çıkarmak demektir. Aynı kökten gelen ‘zekat’, Allah’ın bereketlendirmesinden meydana gelen nemadır, artıştır ve temizliktir. Bu, dünyalık ve ahiretlik işler hakkında kullanılmaktadır. ‘Zekât’ aynı zamanda zengin Müslümanların, Allah’ın hakkı olarak fakirler için ayırdıkları paydır. Bununla onlar, mallarının bereketinin artmasını isterler. Ya da ‘zekat’ ibadetiyle nefislerini tezkiye etmeyi (temizlemeyi) arzu ederler.

Yine aynı kökten gelen ‘ezka ‘ daha temiz, daha iyi ve daha feyizli anlamındadır. ‘Ölen kimselerin iyilikle anılması, iyi ve olumlu yönlerinin zikredilip, gerekmedikçe kötü hal ve durumlarının anılmaması’ da tezkiyenin dini literatürdeki terim anlamlarından bir tanesidir. Hz. Peygamberin(s.a.v.) hadislerine dayanan bu ilke, Müslümanlar arasında iyiliklerin artması ve özendirilmesi, İslam kardeşliğinin pekiştirilmesi, kötülüklerin ise örtülmeye ve önlenmeye çalışılması anlamını taşır. ‘Zekiyy’ kelimesi de aynı kökten türemiştir. Tertemiz, günahsız demektir ki Hz. İsa (a.s.)’nın bir özelliğidir. Cebrail (a.s.), Meryem’e (a.s.) ‘tertemiz’ (zekiyy) bir çocuk müjdelemek için görevlendirilmişti.

Bir başka ayette ise, suçsuz, masum, tertemiz anlamında geçmektedir. Türkçe’de kullanılan ‘zeki-akıllı’ kelimesinin peltek ‘ze’ harfi ile yazıldığını ve farklı bir fiilden türediğini hatırlayalım.

Kavram Olarak Tezkiye ‘Tezkiye’ kavram olarak, ‘nefsini temizlemek, onu şirk, günah, nifak, rics, cehalet, kötü duygular ve benzeri şeylerden temizlemek, ona itaati ve takvayı öğretmek’ anlamlarına gelmektedir. Allah (c.c.) nefsi, insana ait iç benliği düzene koydu ve ona hem takvasını hem de fücurunu (isyan etmeyi) öğretti.

Nefis, hem isyan ve hem de itaat edebilecek bir özellikte yaratıldı.

Bundan sonra kim nefsini tezkiye ederse (temizlerse) kurtulur, onu günahla örtüp-saran da yıkıma uğrar. Allah (c.c.) bunun yanında nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu, rüşd ve sapıklık yollarını göstermiştir. İnsan nasıl hareket ederse doğru yola gider, nasıl inanır ve yaşarsa sapıtır, zarara uğrar; hepsini göstermiştir.

İnsanlara bunu açıklayacak elçiler ve elçilerle beraber apaçık beyyineler (belgeler-ilâhi kitaplar) gönderilmiştir. İnsan nefsine, itaat etme veya isyan etme yeteneği verilmiş ve bunlardan hangisini seçeceği onun kendi iradesine bırakılmıştır. İnsan fücur (günaha gitme) yollarına girmez, takva elbisesini yırtıp atmazsa nefsini ‘Tezkiye’ etmiş olur. İnsanları mutlak anlamda yalnızca Allah tezkiye edebilir. Çünkü mutlak yaratıcı ve meydana getirici O’dur.

Nefsin hangi yolla ve nasıl tezkiye edileceğini ancak O bilir. Fücurdan, günahtan, isyandan sakınabilmenin, doğru yola (hidayete) girebilmenin yöntemini o bildirir. Rabbimizin bildirdiği ’Tezkiye’ yollarına uymayıp da kendini temize çıkaranlar, bir anlamda kendilerini üstün görenler (kitap ehli olanlar) yanılıyorlar.

“Nefislerini ‘tezkiye’ edenleri görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini tezkiye eder (arındırır). Onlar bir hurma çekirdeğindeki ince iplik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.” Allah’ın insanları tezkiye etmesine aracı olanlar şerefli elçilerdir. Onlar, Rabbimizin bildirdiği emir ve hikmetlerle insanların nefislerini her türlü İslâm dışı şeylerden temizlerler. “Öyle ki içinizden kendinizden size ayetlerimizi okuyacak, sizi tezkiye edecek, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir peygamber gönderdik. Allah (c.c.), gönderdiği Kitabı gözardı edenleri ve onu az bir para karşılığı satanları ahirette tezkiye etmeyecek, onları temize çıkarmayacak. Allah (c.c.)’a verdiği sözden dönenlerin durumu da bundan farklı değildir. İnsanlardan kim nefsini ‘tezkiye’ ederse, bu kendi lehinedir, bunun kazancı kendisinindir. Nefislerini tezkiye edip arınanlar için öldükten sonra şüphesiz ‘Adn’ cennetleri vardır.

Onlar orada temelli kalacaktır. Kim tezkiye yaparsa (arınırsa) o elbette kurtulmuştur. Görüldüğü gibi ‘tezkiye’ Kur’an’ın bir emri ve bir ibadet eylemidir. Bu anlamda ‘tezkiye’ takvaya ulaşmak için bir çaba, insanı Allah’tan uzaklaştıracak her şeyden kaçma, nefsi fücur sayılan şeylerden alıkoymaya gayret göstermektir.

Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden kimse: "Ramazanın tamamında (namaza) kalktım, tamamında orucumu tuttum" demesin." (Hadisi Ebu Bekir'den rivayet eden Hasan Basri der ki:) "Bilemiyorum, (Aleyhissalatu vesselam) bu sözüyle kişinin nefsini tezkiye etmiş olmasını mı mekruh addetti veya "uyumak da lazım yatmak da" mı de(mek iste)di?" Kelime anlamından hareketle, temizlenmek, arı olmak, pak olmak, aydınlanmak, nemâlanmak ve hayır yönünden çoğalmak demek olan tezkiye, bir başka deyişle İslâm’ın bir başka adıdır.

Yukarıdaki hadiste de Peygamber Efendimiz nefis tezkiyesinin gizlilik yönünün olması gerektiğini, nefsin hoşuna giden davranışlardan kaçınmamız gerektiğini bizlere ifade etmektedir. Nefsin tezkiyesi, müminin hayatında başlı başına bir faaliyettir. Bunun nasıl olacağı Kuran’da anlatılmaktadır.

Peygamberlerimiz (s.a.v.) de bunu yaşayarak Müslümanlara öğretmiştir. Nefis Tezkiyesinin Anlamı Nefis tezkiyesi üç anlamda kullanılmaktadır:

1- Onu kirletecek her türlü küfür, cehalet, yanlış inançlar, kötü duygular ve kötü huylardan temizlenmek.

2- Bu gibi kötü şeylerden temizlendikten sonra ona, iman, irfan, güzel ahlâk, iyilik duygusu, takva gibi güzel şeyleri aşılayıp, çevresine hayır ve bereket yayacak duruma getirmektir. Bu iki anlamda nefis tezkiyesi Allah’ın insan üzerinde bir hakkı olmakla beraber insanın faydasınadır. Bu tezkiye işi, yapması yönüyle kişiye, sebep olması yönüyle de Allah’a nispet edilir.

3- Nefsin temiz olduğuna, gerekli feyzi alıp gelişmiş olduğuna hükmetmek ve onu hep temize çıkarmak. (Nitekim şahitlik yapanı tezkiye etmek bu anlamdadır.) Ancak bu şekilde nefsi temize çıkarmak yanlıştır. Yaptığı amelin sonucunu bilmeden, kaderin sırlarına ulaşmadan nefsi temize çıkarmak bir böbürlenme ve gurura kapılmadır. Kur’an şöyle diyor: “Nefsinizi tezkiye etmeyin (temize çıkarmayın). Allah takva sahibini (günahlardan korunanı) daha iyi bilir.” Takva sahibi olmadan, Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeden (kalbim temiz) diyenlerin yanlış yaptıkları açıkça görülmektedir. Kalp temizliğinden anlaşılması gerek ‘iyi insan, içi dışı iyi olan’ ise bunu yine Kur’an-ı Kerim çok iyi tanımlamaktadır. İşte ‘iyi insan’ın özellikleri: “Yüzlerinizi bazen doğu, bazen batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik sahibi o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler.

Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Bir de antlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.”

“Bununla beraber iyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir.” Bu ayetler ‘iyilik sahibi’ insanların takvalı, dindar olması gerektiğini ifade etmektedir. Nefsi temizlemenin en kestirme yolu, takva sahibi olmaktır. Takvanın kapsamı, bunun en geçerli yol olduğunu gösterir. Zaten insanın nefsine fücuru ve takvayı öğreten Rabbimizdir. Nefsi temizleyip kurtuluşa ermek, şüphesiz fücuru terk edip takvaya sarılmakla mümkün olabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle derdi: “Allah’ım, Benim nefsime takvasını ver ve onu temizle. Sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen onun velisi ve mevlâsısın.” Takva sahibi müminler, nefislerini şirkle, isyanla, kötü ahlâk ve kötü düşüncelerle, Rabbe karşı cahillikle, yüz kızartıcı hatalarla kirletmezler.

İslâm’ın açık ölçülerine uyanlar, Allah’ın koyduğu sınırlara dikkat edenler, helâlı bilip haramdan uzaklaşanlar, şüphesiz temiz bir kalbe sahip olurlar. Bu, nefis tezkiyesidir. Müminler, Dininin kötü dediği ve haram saydığı şeyleri yanılma veya hata etme sonucu yaparlarsa, bütün bunlara tevbe ederler, pişman olular, itaat ve dua ile nefislerini arındırırlar. Hz. Ebu Bekir anlatıyor: "Bir adam, Resûlullah (s.a.v)'ın yanında bir başkasını medh u sena etmişti. "Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Sonra da şu açıklamayı yaptılar: "Falancayı zannederim, ona Allah kâfidir. Ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem (çünkü Allah herkesi benden iyi bilir).

O’ndan (böyle bir fazilet) biliyorsa- ‘falanca şöyle şöyledir’ desin." Nefis tezkiyesi için özel törenlere, uzun uzun şartlara, yedek yardımcılara ihtiyaç yoktur. İslâm’ın her şeyi ve onu hakkıyla yaşamanın yolları bellidir. İnsanın kendi kafasından yeni, bağlayıcı ve hatta işi zorlatıcı kurallar koyması gereksizdir. Tarih boyunca tarikat geleneğinde “nefis tezkiyesi” en önemli bir hedeftir. Pek çok tarikat anlayışı bu iddia çevresinde şekillenmiştir. Bu her müslümanın yerine getirmesi gereken bir ibadet olmasına rağmen, sanki belli akımların önem verdiği, ya da yapabildiği bir uğraşı haline gelmiştir. Nefis tezkiyesi gayretlerine Kur’an’ın ve sünnetin terbiyesi, öğretileri ve öğütleri yanında, bir kitabın, bir ilim adamının, güzel ahlaklı bir kimsenin, bir cemaat eğitiminin, ibret verici olayların ve örneklerin, tefekkür ve zikrin faydaları inkâr edilmez. Ancak bilinmeli ki ‘tezkiye’ başlı başına bir ibadettir ve her Müslüman Kur’an’ın öğrettikleriyle bunu yapmakla yükümlüdür.