بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / التجسس
الأرشيف — محتوى قديم

التجسس

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Tecessüs’ kelimesi, ‘cess’ fiilinden türemiştir. ‘Cess’ sözlükte, hastalığı veya sağlığı anlamak için nabız yoklamaktır ki, el ile dokunmak, haber ve durum araştırmak anlamlarına gelir.

Tecessüs ise, herhangi bir şeyi dikkat ve gayretle araştırmak demektir.

Türkçe’de kullanılan ‘Casus’ kelimesi de aynı kökten gelmektedir.

Tecessüs, bir şeyin iç yüzünü araştırmak, gizli tarafını ve kusurunu aramak, araştırma merakı, şeklinde olumsuz bir anlama sahiptir. İnsanların birbirlerinin gizli durumlarını, ayıp ve kusurlarını araştırıp ortaya dökmeleri ‘tecessüs’ terimi ile ifade edilmiştir.

İnsanlar hata edebilirler, kusurları olabilir, hatta günah bile işleyebilirler. Hiç kimse melek olmadığına göre, hatasız ve kusursuz insan olmaz. Ancak müslümana, toplum içinde kardeşlerinin hatalarının ve kusurların gizlenmesi, saklanması tavsiye edilmiştir. Açıktan açığa işlenen günahlar ise, ‘Nehy-i ani’l-Münker’ (kötülüklerden sakındırma) çalışması ile ortadan kaldırılmaya çalışılır.

Müslümanın gizlice işlediği, ancak kimseye zarar vermeyen bir suçu (günahı) araştırılmaz. Kimileri kendi noksanını, günahını ve hatasını ayıp sayar. Bu kendine ait olan ayıbın ortaya konulmasından hoşlanmaz. İslâm da gizli suçların, ayıpların, kişiye ait eksik durumların, gizli sırların araştırılmasını ve ortaya konulmasını helâl görmez.

Bu konuda Kur’an şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Zan’dan çok kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli hallerini araştırmayın) Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkadan çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan iğrenip tiksindiniz. Allah’tan ittika edin (hakkıyla sakının). Kuşkususz Allah, Tevvâb’tır (tevbeleri çok kabul eden), Rahîm’dir.” (Hücûrât sûresi, 49/12.)

Bu âyet-i kerime, müminlere üç önemli kötü davranıştan uzak kalmalarını emrediyor: Zan, tecessüs ve gıybet. Her üç davranış da İslâm toplumunun diriliğine, birliğine, güvenine ve kardeşliğine zarar veren davranışlardır.

İslâm, bir cemaat (toplum) dinidir. Cemaatin bütün bireyleri diğer kardeşlerinin haklarını korudukları gibi, birbirlerinin iyi durumunu isterler, kötü duruma düşmelerini istemezler. Onlara ait şeref, iffet, namus, haysiyet gibi değerleri kendi haysiyetleri kadar korurlar. Onların sakladığı, duyulmasını istemedikleri gizli hallerini, ayıp ve kusurlarını araştırıp diğer insanlara yaymazlar. Onları toplum içinde küçük düşürmezler. Halk arasında kötü tanınmaları için uğraşmazlar. Hatta onların bu gibi kusurlarını gizlemeye çalışırlar. Çünkü böylelikle hem çirkin şeyler insanlar arasında yayılmaz, hem de mümin bir insan diğerlerinin arasında değerini kaybetmez.

Yukarıdaki âyet-i kerimenin, müslümanların kardeş olduğunu vurgulayan âyetlerden hemen sonra gelmesi de dikkat çekicidir.

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müslümanların eksiklerini, ayıplarını araştırmayın. Zira her kim müslümanların ayıplarını araştırırsa Allah (c.c.) onun ayıbını takip eder, sonunda evinin içinde bile olsa onu rezil ve rüsvay eder.” (Ebû Dâvud, Tirmizî.)

Allah (c.c.) müminler arasında her türlü çirkinliğin ve kötü işlerin yapılmasını isteyenleri, yani bunu yapanları dünya ve ahirette acıklı bir azapla tehdit ediyor. (Nûr sûresi, 24/19.)

İnsanlara ait günahların, kusurların veya hataların araştırılıp ortalığa yayılması, şüphesiz ki çirkin işlerin yayılmasını istemektir, buna sebep olmaktır. Peygamberimiz bununla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Müslümanlarını gizli hallerinin (ayıplarının) peşine düşerseniz, onları ifsat edersiniz (fesada uğratır, bozarsınız).” (Ebû Dâvud.)

İfsat olmuş, bozulmuş, iyi durumunu kaybetmiş kişilerin bulunduğu toplum sağlıklı olamaz. Öyleyse, mü’minler din kardeşlerinin ayıplarını ve kusurlarını ifşa edici (ortaya dökücü) değil, örtücü olmalıdır.

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu:

“Zandan kaçının, çünkü zan sözlerin en yalanıdır. Tecessüste bulunmayın, birbirinizin iç yüzünü araştırmayın, birbirinizin sözlerine (kötü niyetle) kulak kabartmayın. Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırtınızı dönmeyin. Allah’ın emrettiği gibi kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz, ona hakaret etmez. Takva buradadır, takva buradadır, diyerek göğsünü işaret etti.” (Buhârî, Müslim.)

“Bir kul dünyada bir kulun (ayıbını) örterse, Kıyamet Günü de Allah onun ayıbını örter.” (Müslim.)

Müslümanların kendilerine ait, hiçbir zaman saldırılması gereken hakları, haysiyet ve şerefleri vardır. Bunları korumak diğer müslümanların görevidir. Gizli hallerin araştırılmaması müslümanların diğerleri üzerinde bir hakkıdır. İnsan onuruna yakışan da onu şereflendirmek, toplum içinde rezil ve rencide etmemektir. İslâm’da insana, insan olma onuruna yakışır bir şekilde davranma emredilirken, onun hiçbir şekilde taciz edilmesine izin verilmemiştir.