التجارة عبادة
TİCARET İBADETTİR
Dinimiz İslâm, insanın hem Rabbi ile hem nefsiyle ve hem de diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenler. Ayrıca İslâm, insanların dünya ve ahiret ile ilgili meselelerini ele alarak çözüme kavuşturur. Konumuz olan ticaret ahlâkıyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin. Haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki sizi çok esirgeyendir.” [1]
Mümin hayatı boyunca yaptığı her işi Allah (c.c.)’ın rızası ve hoşnutluğu için ibadet niyeti ile yapmalıdır. Bu sebeple mümin her konuda olduğu gibi ticarette de uyulması gereken ahlâkî kuralları öğrenmeli, öğrendiklerini uygulamada titiz davranmalıdır. Ticari ilişkilerimizde Allah (c.c.) bizden dürüst ve güvenilir olmamızı istemektedir. Herkes her malın, her ürünün değer ve özelliklerini bilemez. Satıcıya, güvenilir tüccara düşen bu güveni sarsmayıp hesap gününü unutmamaktır. Farz olan ibadetlerde nasıl hassas davranıyorsak ticaret işlerimizde aynı ibadet duyarlılığı içerisinde olmamız gerekmektedir.
Allah Rasûlü: “Güvenilir mümin tüccar kıyamet gününde şehitlerle beraberdir.” [2] buyurarak tüccardaki güven ve doğruluk özelliğine dikkatimizi çekmiş, neticesinde elde edeceği makamı haber vermiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Hiç kimse kendi elinin emeğini yemekten daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın peygamberi olan Davud (a.s.) kendi elinin emeğini yerdi.” [3] buyurarak helal kazanca teşvik etmiştir. Allah (c.c.) da: “Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabindan korkuyorum.” [4] buyurarak kazancını düşünen, diğer insanları ve ahiret gününü hesaba katmayan kişinin sonunun kaybetmek olduğunu haber vermektedir. Allah (c.c.), müminlere ticaret yaparken başkalarının haklarını gözetmelerini ölçü ve tartıyı tam yapmalarını helal kazançtan ayrılmamalarını emretmektedir. Satıcı ile müşteri arasındaki pazarlıkta fiyatı artırmak için satışa karışmayı, ayıplı malın ayıbinı saklamayı, ortada olmayan bir malı satmayı, inandırıcı olmak için yemine başvurmayı yasaklayan peygamberimiz: “Yemin mala rağbet ettirir zannedilir; gerçekten malın bereketini alır götürür.” [5] buyurmaktadır.
O halde mümin tüccar, helal kazanca ulaşmak için yalan söylemez, müşterilerine hainlik etmez, sözünü yerine getirir, sattığı malı övüp aldığı malı kötülemez, borcunu zamanında öder, alacağı için de borçluyu sıkıştırıp zora koşmaz.
El emeği ve alın teriyle geçinen her Müslüman; ister tüccar, ister işveren, isterse işçi olsun, çalışma hayatında ibadet içerisinde olduğunu devamlı şekilde hatırda tutarak dürüst olmalıdır. Zira dürüstlük helal kazancın da ilk şartıdır. Hud sûresinde yer alan “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” [6] ayeti, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şahsında bütün Müslümanları kapsamaktadır. Yine Kur’ân-ı Kerim’de, doğru ölçüp tartmanın sık sık ifade edilmesi, [7] bir şeyi ölçerek aldıklarında tam tartan, verdiklerinde ise ölçü ve tartıyı kendi çıkarlarına kullanan kimseler hakkında Yüce Allah’ın: “Vay onların haline!” [8] diye buyurması ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in de; “geçmiş milletlerin helakine sebep olan günahlardan birinin eksik ölçüp tartmaları olduğunu beyan etmiş bulunması,” [9] konunun önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Müslüman tüccar, müşteriye mal satarken; işçi, tezgâhının başında çalışırken; işveren, işçisinin hakkını ve emeğinin karşılığını hesap ederken, Rabb’inin huzurunda ibadetteymiş gibi doğruluk ve dürüstlükten asla ayrılmamalıdır. Her şeyden önce tüccar, dürüstlüğü ve sözüne güvenilirliği ile müşterisine güven vermelidir.
Hangi konumda bulunursa bulunsun, Müslüman; alacağı parayı helal ettirmeye çalışırken, üzerine bilhassa ‘kul hakkı’nın geçmemesi için titiz davranmak mecburiyetini duymalıdır. Sevgili Peygamberimiz, ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, satışı kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış; [10] gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alış verişin bereketini, Allah (c.c.)’ın yok edeceğini [11] bildirmiştir. Ayrıca müşterinin bilgisizliğinden faydalanıp, onu aldatmanın ticaret ahlâkına uygun olmadığını “Bizi aldatan bizden değildir.” [12] uyarısıyla ifade etmiştir.
Ticaretini doğru ve dürüst olarak yapan kişinin her zaman yüzü ak, kazancı da helaldir. O hem dünyada, hem de ahirette kazananların safında yer alacaktır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.), doğru sözlü ve güvenilir tüccarın ahirette, Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacağını müjdelemiştir. [13]
İslâm dini, insanın hem maddi hem de manevi yönüne itina gösterip, ikisinin arasında sağlam bir denge kurmaktadır. İnsanın gıdası gibi olan ibadetleri emrettiği gibi, maddi tarafı için temel teşkil eden, ticaret, san’at, tarım ve benzeri şeyleri de emretmektedir. Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’inde, ticaret ve alış veriş konusunda şöyle buyurmaktadır. “Allah satışı mübah, faizi haram kılmıştır.” [14]
Peygamber (s.a.v.) de ticaretle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Günahların öyleleri vardır ki, geçimi sağlamak için sarfedilen gayretten başka bir şey onları affettirmez.” [15]
Görüldüğü gibi ticaret, geçim kaynağı olduğu kadar, büyük ve anlamlı bir ibadet biçimi olarak da Müslüman’ın hayatına girmektedir.
Yüce dinimiz İslâm; haram kazancın kişiyi dünya ve âhirette perişan edeceği düşüncesini inananların gönlüne yerleştirerek, manevî bir zabıta ve oto kontrol sistemi kurmuştur. Dolayısıyla dürüst ve namuslu olmayı, erdemli olmanın temeli sayan bir mümin, bu anlayışı inancından almaktadır. Çünkü ticarî kazancın vazgeçilmez şartlarından birisi çalışmak ise, diğeri de ibadet şuuru içerisinde dürüst olmaktır. Dürüstlük, Allah (c.c.)’a imandan sonra gelen en önemli bir kulluk ve insanlık görevidir.
Dinimizde bir kural vardır. ‘İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır.’ Ticaret erbabı da, toplumumuzun insanlara en çok faydası dokunan bir kesimidir. Her insan, yiyecek, içecek, giyecek gibi ihtiyaç duyduğu şeyleri bizzat temin edemez. Ticaretçi; ülke ülke, il il dolaşarak insanların istediği malı, istediği eşyayı temin ederek toplumun yararlanmasına sunar. Hem kendisi kazanır, hem ülke ekonomisine katkıda bulunur, hem de toplumun ihtiyacını karşılar. Bu bakımdan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) güvenilir ve doğru bir ticaretçinin kıyamet gününde sıddıklarla, şehitlerle beraber olacağını müjdelemişlerdir.
Tüccarın bu değeri yanında, onlara sorumlulukları da şu şekilde hatırlatılmıştır:
”En temiz kazanç, o ticaretçinin kazancıdır ki; konuştuğunda yalan söylemez, müşterilerine hainlik etmez, vaadlerini yerine getirir, sözünden dönmez. Satmak için aldığı malı daha ucuza alayım diye kötülemez. Satarken daha pahalıya satayım diye de malını övmez. Borçlarını zamanında öder, bekletmez; alacakları hususunda borçlusunu sıkıştırıp zora koşmaz.” [16]
İbadetlerde olduğu gibi ticaret konusunda da doğruluk, dürüstlük ve duyarlılık her müslümanın özelliği olmalıdır. Bu, Allah Teâlâ’nın; “Ey iman edenler, Allah'dan korkun ve doğrularla bir olun.” [17] emrinin gereğidir.
İbn-i Ömer (r.a.) diyor ki: Bir satıcı, malını müşterilerine övüyordu. Rasûlullah yanına vardı, övdüğü malı yokladı. Malın kalitesi düşüktü. Buyurdular ki : “Her malı kendi değerine göre satmalısın, bizi kandıran bizden değildir.” [18]
Ebu Hureyre (r.a.) sütüne su katan bir süt satıcısını gördü. Yanına yaklaştı ve sordu: “Ey zavallı! Kıyamet günü sana, su katarak sattığın sütlerden şu suyu ayır bakalım, denildiğinde ne yapacaksın?” [19]
O halde dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp ailemize temiz rızık, helal lokma yedirmeliyiz. Bu dünyada başkalarına dünyalık kazandırma uğruna, kendi ahiretimizi yıkmamalıyız. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz, sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep ibadette de hassasiyetleri de göz önünde tutarak dürüstçe olmalı, dünyada da, ahirette de yüzümüz ak olmalıdır.
Bu konularda gönlünde Allah (c.c.) korkusu ve O’nun rızasını kazanma amacı olanlar, bu hususta son derecede titiz ve duyarlı olurlar. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleri, ticaretle geçinen ve oldukça büyük servet sahibi zengin bir kimse idi. Ancak ilimle meşgul olduğundan ticârî işlerini vekili vasıtasıyla yürütür, kendisi de yapılan ticaretin helâl dairesi içinde olup olmadığını, ibadetindeki hassasiyetini de ortaya koyarak kontrol ederdi. Çünkü O, her haliyle Rasûlullâh (s.a.v.)’in, Hz Amr (r.a.)’a buyurduğu:
“Ey Amr, salih kişi için salih mal ne güzeldir!” [20] gerçeğini yaşamakta ve helâl ile haram hususunda takvâ ölçüleriyle hareket etmekteydi. Çünkü helâl ve harama dikkat etmek, bizlere emanet edilen malın temizliği ve âhirette hesabinın verilebilmesi açısından en büyük zorunluluktur.
Bu güzelliklerin yanında hadîs-i şerîfte buyurulan:
“İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, kişi malı helâlden mi, haramdan mı aldığına hiç aldırmaz.” [21] şeklindeki gafletlerin de yaşanması, ne kadar üzücü durumlardır.
Îmân ve takvâ doğrultusunda kullanılmayan bir malın kişiyi kötü huylara ve alışkanlıklara götüreceği âyet-i kerîmede Mûsâ (a.s.)’ın dilinden ne güzel ifade buyurulur:
“Mûsâ: ‘Rabbimiz! Doğrusu Sen Firavun'a ve erkânına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Sen’in yolundan şaşırmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar...’ dedi.” [22]
Bu sebeplerden dolayı Müslüman, Rabb’inin rızasını ve dolayısıyla sonsuz ahiret hayatını kazanmak için nasıl ibadetlerini eksiksiz, hatasız ve kusursuz yerine getirmeye gayret ediyorsa; aynı şekilde ticaretinde de Rabb’inin gözetiminde olduğunu unutmadan ibadet şuuru ve niyeti içerisinde eksiksiz, kusursuz yerine getirmeye çalışmalıdır.
[1] Nisa sûresi, 4/29.
[2] Sünen-i İbn-i Mace 2/276, 2146.
[3] Sahih-i Buhari Muhtasarı, 6/36, 967.
[4] Hud sûresi, 11/84.
[5] Sahih-i Buhari Muhtasarı 6/385, 973.
[6] Hud sûresi,, 11/112.
[7] En’âm sûresi, 6/152; Hûd sûresi, 11/85; İsra sûresi, 17/35.
[8] Mutaffifin sûresi, 83/1-3.
[9] Tirmizi, Büyu’, 9.
[10] Buhari Büyu’, 58, 64, 70; Müslim, Büyu’,11.
[11] Buhari Büyu’, 26; Müslim İman, 117.
[12] Müslim, İman, 164.
[13] Tirmizi, Büyu’, 4; İbn Mace, Ticaret, 1.
[14] Bakara sûresi, 2/275.
[15] Tirmizi, Büyu’, 5.
[16] Et-Tergib, 2/586.
[17] Tevbe sûresi, 9/119.
[18] Keşfü'l Hafa, 2/266.
[19] Nüzhetün Nazirin, 146.
[20] Ahmed b. Hanbel, IV, 197, 202.
[21] Buhârî, Büyû, 7, 23.
[22] Yûnus sûresi, 10/88.