بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / التأني
الأرشيف — محتوى قديم

التأني

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Teenni’, yavaş iş görme, ağırdan alma, tedbirli davranma, acele etmeme, düşünüp taşınarak hareket etme anlamlarına gelir.

Teenni ile sabır, mana bakımından birbirine yakın olan şeylerdir. Ama aynı şey değildirler.

İnsanın, sonu gelmeyen arzu ve istekleri birbirini izler durur. Din, ahlak ve ilim onları meşru sınırlar içine almaya çalışır. İnsanın bunca ihtiras v isteklerine rağmen, ömrü pek o kadar uzun değildir. Yapılvak çok şey, düzeltilecek bir konu vardır. Ömür sermayesini planlı, programlı şekilde harcamasını bilenler, az-çok insanlıktan yana başarılı ve feyizli hizmetle verirler. Derdi ve kaygısı sadece şahsi çıkan ve nefsâni istekleri olanlar ise, ciddi hiçbir hizmette bulunmadan dünyayı terk ederler.

İnsanın arzu ve istekleri bir sınır tanımadığından, onların gerçekleşmesinde o, çok aceledir. Hayra ve iyiliğe çabuk kavuşmak, şer ve kötülükten, sıkıntı v üzüntüden acele kurtulmak ister. Geçen iyi ve kötü olayları çabuk unutabilir bir yapıya sahiptir.

Oysa bilerek, neticesini hesaba katarak, fayda ve zararlı taraflarını düşünerek sabırla yapılan bir iş; bilmeden, neticesini hesaba katmadan acele yapılan bir çok işte hem hayırlı, hem de yararlıdır. Mesele çok iş yapmak, çok söylemek değil, Allah’ın rızasına uygun olanı seçip, kısa ömrü feyizli bir hava içinde amacına ve yaratıldığı hikmete yöneltmektir. Unutmamalıyız ki, hiç birimiz her arzuladığımızı elde etmeden peşinde, koştuklarımızın çoğuna erişmeden, arzu ve isteklerimizin bütününü gerçekleştirmeden, başladığımız işlerin tamamını bitiremeden dünyadan ayrılmak durumundayız.

Kur’an ve sünnet bu konuda bize, iyi düşünüp sonra istekte bulunma terbiyesini öğretir. Öfke ve acele ile hareket ettiğimiz zaman, zararlı çıkacağımızı, neticede pişman olacağımızı, teenni ile hareket etmenin, çok daha iyi olacağını haber verir. Bilhassa insan fıtratında olan aceleciliğin iyi bir şey olmadığını öğütler:

“İnsan (karakteri gereği) aceleden (acele hareket etme duygusuyla) yaratılmıştır” (El-Enbiya, 21/37).

İlim adamları, bu konu ile ilgili olan diğer ayetleri de dikkate alarak, bu ayetin hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır.

a Kurtubî’ye göre, acele üzerine oluşturulup acele olarak yaratılmıştır.

b- İbn Kesir’e göre, insan çoğu işlerinde ve durumlarında acelecidir.

c- Alaaddin Ali’ye göre, insan yapısı ve aceleden olarak yaratılması tabiatın acelecilik üzere kurulması ile ilgilidir.

d- Er- Razi’ye göre, insanlar aceleci olarak yaratılmışlardır. Yani acelecilik onların huyu ve karakteridir.

e- Himyeri lûgatına göre, insan çamurdan yaratılmıştır. Çünkü “acel” bu lûgata göre çamur demektir.

f- Ahfeş’e göre, insan ivedi bir emirle yaratılmıştır ki o, “kün” emridir. Bu son iki yorum pek itibâr görmemiştir.

g- İnsan çoğu zaman sabırsızlık gösterdiği için, sanki aceleden yaratılmıştır. Bu tabir, sabırsızlığın mübalağa ifade eden şeklidir” (Er-Razi, Et-Tefsirul-Kebir, Mısır 1937, XXII. 171 vd.; Et-Taberi, Camiul-Beyan, Mısır 1954, XVII, 26 vd,; El-Kurtubi, El-Camiu- li Ahkâmi’l- Kur’an, Kahire 1967, XI 288 vd. İsmail B. Kesir, Tefsirul-Kuranü’l- Azim, Beyrut 1969, III, 178 vd.).

Böylece Kur’ân Kerim’in tam otuz yedi yerinde insanın aceleci olduğu, bir çok şeyleri acele edip istediği açıklanarak bunun, insanın mayasında doğuştan bulunduğuna işaret edilmiştir. Ayrıca bu konuda, ilgili ayeti açıklar mahiyette başka bir ayette şöyle duyurulmaktadır: “İnsan hayra dua eder gibi, kötülük için dua eder. Zaten çok acelecidir” (El-İsra 17/11).

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) ashaptan birine (Eşec Abdulkays’e) şöyle buyurmuştur: “sende iki özellik var. Allah onları sever. Hilm (yumuşaklık şefkatli, olma) ve teenni.

El- Müzenî’nin rivayet ettiğine göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) “İktisadlı olma, teenni ile, güzellikle ve doğru dürüst hareket etme, peygamberliğin hasletlerindendir” buyurmuştur.

Abdulmuhaymin’in babasından ve onun da dedesinden naklettiğine göre, sevgili Peygamberiz (s.a.v.) “Teenni ile hareket etmek Allah’tan ve acele ile hareket etmek de şeytandır” (Et- Tirmizi, Es- Sunen, Birr, 66) buyurmuştur.

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Makbul olanı, acele ile hareket etmek değil, insanın gazab ve sinirlenme halinde, nefsini yenerek teenni ile hareket etmesidir” (Muhammed b. Allan, Delilu’l, Falihin, Mısır, 1971, I, 189).

Habbab b. Eret’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) Kâbe’nin gölgesinde bürdesine sarıldığı bir sırada, ona sıkıntılarımızı arz edip şikayette bulunduk ve “Bizim için Allah’a yalvarıp dua etmez miydiniz?” dedik. O, şu cevabı verdi: “Sizden evvelki ümmetlerin zamanında, adam toprağa gömülür, demir testerelerle vücudu ikiye bölünür ve eti kemiğinden ayrılırdı. Fakat bu onu dininden, imanından çevirmezdi. Vallahi Allah bu işi (dini) tamamlayıp kemâle erdirecek. Öyle ki, insanlar San’a’dan Hadramevt’e kadar hiçi bir şeyden korkmadan gidecekler. İnsanlar yalnız Allah’tan korkacaklar ve koyunları için, dağ başındaki kurttan çekinecekler. Fakat siz acele ediyorsunuz (teennide bulunmuyorsunuz)” (Muhammed b. Allan, Delilı’l- Falihin, I, 175)

Tarih boyunca peygamberler, ilim adamları, bilginler, fatihler, veliler, devlet adamları, çeşitli engelleri aşarak büyük başarıları elde eden insanlar, acele ile değil, hep teenni ile hareket emişlerdir. Büyük zaferler, teenni ile hareket etmenin ürünüdür. Teenni ile hareket etmek, insanı dünya hayatında her türlü başarıya ve ahirette ve Cennet’e götürür. Teenniyi elde eden bırakıp acele etmek, insanın hem dünya hem ahirette perişan olmasıan sebep olur.