بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أمراض الأخلاق الذميمة / الأخلاق الذميمة / الاعتراض
الأخلاق الذميمة

الاعتراض

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

İTİRAZ

‘İtiraz’, bir kimsenin söz veya eylemini kabul etmeyerek ona muhalefet etmek, karşı koymak ve reddetmektir. İnsanın herhangi bir konu hakkında katılmadığı noktaları söyleyerek karşı çıkmasına da itiraz denilebilir. [1]

İtiraz, yanlış söz ve eylemlerin ortaya çıkması ve doğrunun bulunması için normal kabul edilse bile, itirazdan çoğunlukla tartışma ve hasımlaşma doğmaktadır. Bunun için de kötü ahlâk hastalıklarından sayılmıştır. Fakat kişi eğer itiraz ettiği noktanın gerekçesini düzeltme amacıyla ve iyi niyetle söyleyip çözüm yöntemini de gösteriyorsa bu itiraz haklı görülebilir. Buradan anlıyoruz ki itiraz daha çok kişinin taşıdığı niyete göre olumlu veya olumsuz sayılmıştır. Yani insan sırf muhalefet olsun diye itiraz ediyorsa bu hoş karşılanmayan türdendir. Ama hakikatin ortaya çıkması için itiraz ediyorsa bu da haklı olan itirazdır ki yerinde bir davranış olarak görülmektedir.

İtirazın iki boyutu olduğunu ve bunun birinin hakkın ortaya çıkması için yapıldığını, diğerinin ise sırf körü körüne tartışmak için yapıldığını belirtmiştik. Nitekim birinci tür itirazın doğru bir davranış olduğunu ve nebevî bir metod olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz: “(Ey Muhanımed!) Rabbi'nin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış. Doğrusu Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.” [2]

Bu ayet bir çok konuya açıklık getirmekle birlikte konumuzla ilgili tarafı ise şudur; kişinin tartışma anında eğer itiraz ettiği bir nokta varsa tatlı bir dile sahip olması, soylu bir davranış göstermesi, aklî ve ilgi çekici fikirler öne sürmesi ve polemik, tartışma ve karşıtlıklar içine düşmemesi gerektiğini ifade etmektedir. Başkalarıyla en güzel şekilde mücadele eden kimse, suçlamalara, çarpık fikir ve iğneli sözlere yönelmez; karşısındakini matetmek ve tartışmada kendi üstünlüğünün alkışlanması için onunla alay da etmez. Çünkü bu tür davranışlar inatçılık ve dikbaşlılığa neden olur. Bunun tam tersine öğüt veren kişi karşısındakini alçak gönüllü ve basit bir şekilde ikna etmeye çalışır ve karşısındakinin çarpık fikir ve kısır döngülere girdiğini gördüğü zaman onun daha çok sapıtmaması için tartışmayı bırakır. [3]

İkinci tür itirazın ise yersiz olduğu, sadece laf ebeliği cümlesinden ve boş bir uğraş olduğu ise açıkça ortadadır. Bu hem zamanın israfına sebep olur hem de insanların hiç yoktan yere birbirlerini üzmelerine neden olur. Ayrıca bu türden davranış inkarcıların tutumlarını da andırmaktadır. İnkârcılar sırf kendilerini tatmin etmek için sürekli itiraz ederler ve hakkı kabule yanaşmazlar. Kendi arzuları için hakka boyun eğmezler. Bu durumu çok güzel özetleyen Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisi vardır ki bu hadis münakaşa esnasında soğukkanlı ve aklıselim olunması gerektiği, eğer hak belli olmuşsa onu kabul etmek gerektiği ve boşuna itiraz edilmemesi gerektiğini anlatır: “Kim haksız olduğu bir münakaşayı terk ederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münakaşayı terk edene de cennetin ortasında bir ev kurulur.” [4]

Konunun bir diğer yönü de itirazın kime karşı ve nasıl yapılacağı meselesidir. Ayrıca yapılan itirazın kırıp-dökmeden ve uygun yöntemlerle yapılması meselesidir. Çünkü itiraz edeyim derken daha büyük sorunlara neden olma ve karşıdakinin kalbini kırma tehlikesi her zaman ihtimal dâhilindedir. Bir atasözümüzde belirtildiği üzere ‘kaş yapayım derken göz çıkartmak’ gibi bir duruma insan her an düşebilir. İşte bunun için insan kabul etmediği bir konuda fikirlerini söylerken çok dikkat göstermelidir ki görüşleri dikkate alınsın. Haklılık payı varsa eğer hakkı teslim edilsin.

Münakaşanın en fazla yapıldığı alan mezhep ve inanç konularıdır. Çünkü tartışma duygusu insanın yaratılışında vardır. Kişi kendisinin sevap alacağına inanırsa tartışma konusunda daha da hırslanır. Bu durumda hem insanın tabiatı, hem dini duyguları, onu tartışmaya sokmak için yardımlaşır. Aksine insan, ehl-i kıble hakkında dilini tutmalıdır. Bir bid’atçi gördüğü zaman onunla tartışmaya girmemeli, nazik bir şekilde nasihatte bulunmalıdır. Çünkü münakaşa, karşı tarafa aldatılma duygusu verir. Münakaşaya giren kimseler başkalarına üstünlük sağlamaya çalışır. Netice de tartışmaya girildiği için bid’at, onun kalbinde iyice yere der. Kişi, başkasına yaptığı nasihatin fayda sağlamadığını anlayınca kendisiyle meşgul olmalı ve onu yalnız bırakmalıdır.

Münakaşaya girmeyi adet haline getirip insanların övgüsünü alan ve bu sebeple izzet ve ikram gören kişide bu helak edici özellikler güçlenir. Kendisinde kızma, kibir, riya, makam sevgisi ve üstünlük duygusuna kapılmak gibi özellikler toplanan kimse, artık bunlardan kurtulmaya güç yetiremez. Bu özelliklerin sadece biriyle başa çıkmak bile çok zordur.

Başkalarının sözünü eleştirmek bazen kullandığı sözcüklerdeki dil, diziliş, öncelik sıralaması; bazen bilgi eksikliği bazen de dilin yaptığı aşırılıkları ortaya koyup yanlışları tespit bakımından yapılmaktadır. Nasıl olursa olsun yanlışları ortaya çıkarmanın haklı bir dayanağı yoktur. İlla itiraz yapılacaksa en uygunu şöyledir:

Anlam bakımından eleştiri, ‘Senin söylediğin gibi değil, şu konularda hatalısın.’ şeklinde olur.

Konuşanın maksadı bakımından eleştiri, ‘Bu söz doğru, fakat sen bununla yanlış bir maksat güdüyorsun.’ şeklinde olur. [5]

Önüne gelen her şeye itiraz eden kimse, genelde insanlar arasında hoş karşılanmayan bir tiptir. Dahası insanlar bu gibi kimselerden uzak durmaya çalışırlar. Çünkü böylesi insanlarla yapılan işler genelde başarıya ulaşamaz. Ayrıca işin bir de unutulmaması gereken saygı boyutu vardır. Büyüklere itiraz etmenin saygıya zarar getireceğini bilip buna göre hareket eden küçüklerin çoğunlukla başarılı ve toplumda saygıdeğer oldukları görülmektedir. Yaş ve ilim bakımından büyük olan kimseler, gençlerin ve kendilerinden küçük kimselerin saygılı olmalarını, konuların detaylarını henüz anlamadan itiraz edilmemesini isterler. [6] Çünkü bir tarafta tecrübe denen hazine vardır diğer tarafta ise olayların arka planını görmekte zorlanan tecrübesizlik mevcuttur.

İtiraz Hastalığından Kurtuluş Yolu

Müslüman birey, her davranış ve konuşmasında Allah Resûlünü kendisine örnek edinmiş insandır. Bu konuda da O’nu örnek alması gerektiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in insanlara hangi zaman ve durumlarda itiraz ettiği, itirazının şekil ve tarzının nasıl olduğu bellidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti dikkatle incelenip ona göre davranışlar düzenlendiği taktirde hiçbir problem yaşanmayacaktır.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Nahl sûresi, 16/125.

[3] Tefhimu’l-Kur’an, Ebu’l-A’lâ el-Mevdudi.

[4] Tirmizi, Birr, 58.

[5] Dilin Afetlerinden Korunma, İmam Gazali, trc.Abdullah Durmuş.

[6] Tasvîr- i Ahlak, A. Rıfat.