بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / الإجابة
الأرشيف — محتوى قديم

الإجابة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘İcabet’, başka birisine cevap vermek, onun istediğini kabul etmek, ihtiyacını karşılamak demektir. İcâbet etmek; kabul etmek ve muvafakat göstermek demektir.

Cenâb-ı Hakk’ın kulun duasına icabeti, duayı kabul etmesi demektir.

Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Ey Muhammed, eğer kullarım beni sorarlarsa, şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Dua edenin duasını, dua ettiğinde kabul ederim. Benim emrime uysunlar ve bana itaat etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.” (1)

Yapılan meşru bir davete icabet İslâm’ın teşvik ettiği bir ameldir. Hadis’i şerifte; “Çağırdığı zaman davetine icabet etmek, Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarındandır.” (2) buyurulur. Başka bir hadis’te, müslümanın davetine icabet etmeyenin Allah (c.c.) ve Rasûlüne karşı gelmiş sayılacağı bildirilir. (3)

Düğün, nişan, doğum v.b. sevinçli zamanlarda yapılan davete katılmak iki şekilde olur. 1. Yardım istenmesi halinde, isteğin yerine getirilmesi. 2. Düğün yemeği (velîme) gibi önemli bir toplantıya bizzat katılmak. Davetin meşru olması yanında aşağıdaki hususlarında gözetilmesi İslâm adabındandır.

1. Zengin-yoksul ayrımı yapılmamalıdır. Bir kimse yalnız, zengin ve şöhretli kişilerin davetine katılır, yoksul ve güçsüz kişilerin davetine katılmazsa, İslâm’ın yasakladığı gurur ve kibir hastalığına yakalanabilir. (4) Hz. Peygamber (s.a.v.), zengin, yoksul ve köle ayrımı yapmaksızın Ashab-ı kiramın davetlerine katılırdı. (5)

2. Gidilecek yerin uzaklığı davete katılmaya engel teşkil etmemelidir. Hasta ziyareti, cenazeye katılma, davete icabet ve bir arkadaşı ziyaret ne kadar uzak yerden yapılırsa, ziyaret edilen kişinin gönlü o kadar sevinçle dolar. Nitekim, Allah Resûlü (s.a.v.), uzakça bir yeri örnek vererek şöyle buyurmuştur: “Eğer Gamim denilen yerde bulunan Kürâ’a davet edilsem, şüphesiz icâbet ederdim”. (6) Bu Hadiste adı geçen Kürâ’, Medine’ye birkaç mil uzaklıkta bulunan bir yerin adıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ramazan ayında Medine’den çıkıp oraya vardığında, orucunu bozar ve yolculuk sırasında namazlarını Kür’a’dan itibaren seferi olarak kılmaya başlardı.

3. Nafile oruç tutanın orucu bozması. Farz oruç dışında nafile oruç sebebiyle davetten geri kalmamak gerekir. Orucu bozmak, davet sahibini sevindirecekse, müslüman kardeşinin ikramını yemekten elde edeceği sevap, nafile orucunun sevabından daha üstündür. Bu orucu başka bir günde kaza eder. Hadis-i şeriflerde nafile oruç için böyle bir kolaylık yer almıştır.

Davet edilen yerde Allah (c.c.)’ın yasakladığı şeyler varsa, böyle bir davete icabet edilmez. İçki, kumar, fuhuş bulunan, kadın ve erkeklerin ortak eğlendikleri yerler buna örnek verilebilir. Böyle bir davete icabet haram veya mekruh olur.

4. Davete icabetin amacı, sırf karın doyurmak için değil, Allah (c.c.)

Rasûlünün rızasını kazanmak olmalıdır. Davete giderken Hz. Peygamberin sünnetine uymak için hareket etmeye niyetlenmelidir. Niyet, amellerin özü ve ödül kaynağı olmasının sebebidir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

“Ameller niyetlere göredir. Her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah ve Rasûlüne ise, onun hicreti Allah ve Rasulüne olmuş bulunur. Kimin hicreti de ulaşmak istediği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için olursa, onun hicreti de bunlar için yapılmış sayılır”

Davete icabet etmekle ilgili bu hadisleri emir olarak gören bazı İslâm bilginleri icabetin vacip, bazıları ise mendup olduğunu söylemişlerdir. İslâm hukukçuların çoğunluğu, düğün yemeğine (velîme) katılmanın vacip olduğunu söylerken, Hanefiler bunu müstehap kabul etmişlerdir.

İcabet, mutlu İslâm toplumu bireylerinin arasındaki bağları daha da güçlendirmenin sağlam ilkelerinden ve güzel ahlâkın sonuçlarından birisidir.

-----------------------------

(1) Bakara sûresi, 2/186.

(2) Nesai, Cenaiz/52.

(3) Müslim, Nikah/110.

(4) Nahl sûresi, 16/49

(5) İbn Mace, Nikâh, 25

(6) Buhârî, Hibe/2.