بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / الألفة
الأرشيف — محتوى قديم

الألفة

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

‘Ülfet’, uygun kimselerle görüşmek, konuşmak, güzel geçinmek demektir.

İnsanlar, dünyanın her yerinde toplu olarak yaşarlar. Dünyada herkes birbirine muhtaçtır. Toplum bireyleri birbirleriyle güzel geçinirlerse Allah (c.c.) da o toplumu sever ve başarıya ulaştırır. İslâm, güler yüzlü olmayı, gönül yıkmamayı ve insanlarla güzel ilişkiler kurmayı ve bunları sürdürmeyi emreder.

İslâmî kaynaklarda toplumsal barış, uzlaşma ve kaynaşmayı ifade eden kavramlar arasında en yaygın kullanılanı ‘Ülfet’ kelimesidir. Özellikle Cahiliye kabileciliği ve asabiyet duygusunun yıkımlarıyla büyük bir parçalanma ve nefret döneminden sonra, İslâm toplumu için barış, uzlaşma ve kaynaşma özel bir önem kazanmış; âyet ve hadislerde gerek ülfet kelimesi ve türevleriyle ve gerekse ‘ünsiyet, sulh, ıslah’ gibi başka kelimelerle müslümanlar arasında barış ve kardeşliğe dayalı güçlü bağlar kurulması amaçlanmıştır.

Allah (c.c.) buyurur: “Ve onların kalplerinin arasını uzlaştırdık. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerinin arasını uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Çünkü O, daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfâl sûresi, 8/63.)

Yüce Allah bu âyette, kendi eğitim sisteminin amacını belirlemektedir. Allah, Kur’an-ı Kerim’i insanların kalplerini kaynaştırmak için göndermiştir. Düşmanlıkları ortadan kaldırmak, insanları birbirine yaklaştırıp kaynaştırmak ve sonunda onları kardeş yapmak insanlık görevinin bir gereğidir.

Ülfetin ve kardeşliğin oturduğu temel değer, madde değil, sevgidir. Maddi değerler belki kalplerin ısınması için yardımcı olabilir ama para ile kardeşliği satın almak mümkün değildir. Onun için sevgiyi büyütüp beslemek, geliştirmek ve zenginleştirmek her müslümanın görevidir. Temelinde sevginin bulunmadığı kardeşlik, geçici ve yüzeyseldir. Sevginin olduğu yerde kabalık, düşmanlık, kin ve nefret yoktur.

Ülfetin karşıtı ‘Uzlet’, yani bir köşeye çekilip kendi başına yaşamaktır. Meşru bir sebep olmadan insanlardan kaçmak doğru bir davranış değildir.

Peygamberimiz buyurdu: “Mü’min ülfet eder ve kendisi ile ülfet edilir. Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı insanlara yararlı olandır.” (Müsned)

Toplumsal barış ve uzlaşma için çok önemli bir ahlâkî görev olan Ülfet’in gerçekleşmesi için en önemli yol, din duygusunun güçlendirilmesidir. Çünkü din duygusu, düşmanlıkları ve zıtlıkları önleyerek yardımlaşma ve dayanışmayı sağlar. Nitekim Hicretten önce Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri arasında uzun yıllar süregelen kin ve düşmanlıklar, bu kabilelerin müslüman olmasıyla ortadan kalkmış ve kardeş olmuşlardır. Aynı durum, İslâm tarihi boyunca dünyanın bir çok yerinde gözlenmiştir.

Toplumda ‘Ülfet’in gerçekleşmesi için, tanıdık olsun veya olmasın sünnete göre selâmlaşmanın yaygınlaştırılması, birbiriyle karşılaşan müslümanların müsafaha yapmaları, iyilik ve ikramda bulunmak gibi güzel ahlâk davranışlarının yanında, küskünlerin barışması ve barıştırılması da önemli görevdir. Kur’an-ı Kerim’de genellikle bir ülke veya kentteki huzursuzluk veya kargaşa ortamı “ifsad”, barış ve güvenlik ortamı da “ıslah” kökeninden türemiş kelimelerle ifade edilerek ifsadın kötülüğü ve ıslahın da yararları ve gerekliliği vurgulanır. Pek çok âyette iyi işler için yaygın olarak, barış anlamındaki sulh ile aynı kökten olan “salih” ve “salihat”; iyi müslümanlar için “salihin” ve “salihun” kelimelerinin kullanılması da iyilikle barış, iyi müslüman olmakla barışçı olmak arasındaki ilişkiye işaret etmesi bakımından önemlidir. Yine Kur’an’da ilke olarak “Barış daha hayırlıdır.” (Nisâ sûresi, 4/128.) buyurulur ve aralarında çatışma çıkan müslümanların barıştırılması emredilir. (Enfâl sûresi, 8/1.)

Hz. Peygamber (s.a.v.) de, müslümanların uzun süre dargın durmalarını yasaklamış, dargınları barıştırmayı “sadaka” diye değerlendirmiştir. (Buhârî.)