بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / صفات السياسي الفاضل / إقامة العدل التام
صفات السياسي الفاضل

إقامة العدل التام

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Müslüman siyasetçiye göre gerçek adaletin ölçüsü hakka

uymaktır. Hak neyi gerektiriyorsa onu yapmak, hak kime ait ise onu sahibine

vermek, hak kimden alınması gerekiyorsa ondan almak, hak ile hükmetmekten

ayrılmamak, her konuda hakkı ölçü almak, herkesin ve her şeyin hakkını

korumakla adalet yerine getirilir.

Müslüman siyasetçiye göre adalet, başkalarının gelişi-güzel istek ve

yönlendirmelerinden etkilenmeyen, istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kurallarına

uymakla gerçekleşen ruhsal denge ve ahlâkî olgunluktur. İtidal ve adalet

kavramlarıyla ifade edilen bu denge ve olgunluğun oluşması sonucu, insanın

davranışları da tüm aşırılıklardan uzak olacaktır.

Müslüman siyasetçi, işlerin içinden öylesini seçer ki ‘hak’ hususunda en

ortası yolu, adalet bakımından en yaygını olur; halkın rızasını en çok çeker.

Zira kamuoyunun hoşnutsuzluğu, kişilerin razı olmasını hükümsüz bırakır;

kişilerin kızgınlığı ise halkın nazarında kaynar gider.

Müslüman siyasetçi, adalet ahlâkını, dinî bir emir ve toplumsal düzenin

temeli olarak görür, adaletle davranan ‘adil’ kimseleri takdir eder, adaletten

ayrılarak haksızlık yapan ve zulme sapmış olan zalimleri de hem kötüler ve hem

de onların karşısında durur, zulmü yok etmek için çalışır.

İslâm toplumunun düzeninde ‘Kitap’ ve ‘Mizan’ vardır. Müslümanlar kitaba

uyarak mizanı yerine getirirlerse, yani ölçülü davranıp aşırılığa, yanlış

yollara sapmazlarsa, adaleti sağlarlar. Mizanın dengesi bozulduğu zaman, adalet

kaybolur gider. İnsanlar en doğal haklarını bile alamazlar. Toplumdaki zalimler

gücü ellerine geçirdikleri zaman da zulümler artar. Güç ve iktidar, adaletin

emrinde olmalıdır. O zaman hukukun üstünlüğü sağlanır ve insanlar haklarına

kolaylıkla ulaşırlar. Kendini hukukun üstünde gören güçler, adalet anlayışını

çiğner geçerler.

Müslüman siyasetçi, adaletin mülkün temeli olduğunu aklından asla çıkarmaz

ve bütün faaliyetini buna göre gerçekleştirir.

Müslüman siyasetçi, kendi nefsi ve yakınları hakkında, tebaası arasında ve

kendilerine meyil beslediği insanlar hakkında, Allah (c.c.)’a ve Allah

(c.c.)’ın kullarına karşı adaletten asla ayrılmaz. Şayet böyle yapamazsa

zulmetmiş olduğunu bilir. Çünkü Allah (c.c.)’ın kullarına zulmedenin, Allah

(c.c.)’ın kulları adına davacısı Allah’tır. Allah (c.c.) da birinin hasmı oldu

mu, o kimsenin tutunabileceği bütün deliller batıldır. Ölünceye yahut tevbe

edinceye kadar kendisiyle harp içinde bulunur. Dünyada zulüm kadar Allah

(c.c.)’ın lütfunu tebdil eden (değiştiren), kahrını çabuklaştıracak bir şey

olamaz. Zira Cenâb-ı Hak zulüm altında inleyenlerin inkisarını (bedduasını)

işitiyor, zalimleri ise gözetleyip duruyor.