بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / الأرشيف — محتوى قديم / إفشاء السلام
الأرشيف — محتوى قديم

إفشاء السلام

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

Müslümanın önemli ahlâkî, toplumsal ve sosyal görevlerinden birisi de gerek akraba, dost ve tanıdıkları ve gerekse tanımadığı diğer müslüman kardeşleriyle karşılaştığı zaman, Allah (c.c.)’ın selâmı, yardımı, bereketi, ihsanı ve esenliği sizin üzerinize olsun, anlamına gelen “Esselâmü Aleyküm” diyerek selâm vermek; kendisine selâm verilen kimselerin de “Ve Aleykümü’s-Selâm” diyerek veya daha güzelini ilave ederek selâmlarını almaktır.

Medenî insan topluluklarının hemen bütününde, insanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman görüşmeye ve konuşmaya başlangıç olarak bir kısım kelimeler ve deyimler kullanır veya bir takım hareketler yapar ve ardından asıl konuya geçerler. Bu bir tür, kısaca insanların birbirini karşılama ve kabul törenidir. İslâm dininde bunun adı, “Selâmlaşmak” veya selâm vermek, almaktır.

Selâm, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Selâm, İslâm’ın sevgi ve rahmet kapılarının anahtarıdır. Müslüman gönüllerdeki sevgi hazinelerine anahtarla girilir. Allah (c.c.)’ın rahmet ve mağfiret deryalarına bu gemi ile dalınır. Selâm, müslümanların bir diğeri üzerindeki karşılıklı haklarından biridir.

Allâh’ü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’in bir çok âyetlerinde selâmlaşmaktan ve selâmın faziletlerinden bahseder.

“Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere izin istemeden ve (ev) sahiplerine selâm vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Nûr Sûresi, 24/27.)

Yine aynı konuda,”Bir selâm ile selâmlandığımız zaman, ondan daha güzeli ile selâmı alın veya onu ayniyle karşılayın. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını hakkiyle arayandır.”(Nisâ Sûresi, 4/86.)

Ebû Hureyre’nin naklettiği bir Hadîs-i Şerif’e göre, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: ”Allâh’ü Teâlâ, Âdem (a.s.)’i yarattığı zaman : ”Git sen oturan meleklere selâm ver, senin selâmını nasıl karşılayacaklarını dinle. Zîrâ onların karşılığı senin ve senden sonrakilerin selâmı olacaktır” buyurdu. Bunun üzerine Hz.Âdem,”Esselâmü Aleyküm”dedi, melekler de “Esselâmu Aleyke ve Rahmetullah” diye karşılık verdiler. “Ve Rahmetullah” kelimesini ilâve ettiler.

Selâmlaşma konusunda gerek Kur’ân âyetlerinde ve gerekse Hâdîs-i Şerif’lerde ısrarla önemsenilerek durulmakta, selâmlaşmanın nasıl yapılacağı öğretilmekte ve müslümanların selâmlaşmasına özel bir ağırlık verilmektedir. Çünkü İslâm, öncelikle kendi bünyesinde barış ve huzur toplumu hedeflemekte ve müslümanların birbirini tanıyan, seven, sayan, haklarını gözeten ve birbirinin yardımına koşan bu mutlu toplumun bireyleri olmasını istemiştir.

Müslümanlar birbirlerine selâm verdikçe, Cenâb-ı Hakk’ın nûrû, feyzi, rahmeti, bereketi üzerlerinde tecellî eder. Bundan dolayı da aralarında ülfet, muhabbet (sevgi), tesânüd (dayanışma) hayır ve bereket, mutluluk ve esenlik meydana gelir. Allah (c.c.) ‘ın adının anılmadığı yerde ise hayır ve bereket olmaz.

Başka bir Hadîs-i Şerif’te şöyle buyuruluyor: ”Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Onu yaptığınız taktirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız” (Tâc Tercümesi, 5/720.)

“Ey insanlar ! Selâmı aranızda yayınız, başkalarına yemek ikram ediniz, akrabalarınızı ziyaret ediniz. Bunları yaparsanız, selâmetle cennete girersiniz.”

Selâmı önce vermek Allah (c.c.) katında daha faziletlidir. Resûlullah (s.a.v.): “İnsanların Allah katında en makbul olanı, önce selâm verenlerdir” buyurarak bunun önemine işaret etmişlerdir.(Tâc Tercümesi, 5/722.)

Herhangi bir vasıtada olanın yaya yürüyene, yürüyenin oturana, yukarıdan aşağı gelenin, aşağıdan yukarıya gidene, azlık çokluğa, arkadan gelen önden gidene, gençlerin yaşlılara, babanın çocuklarına ve eşine selâm vermesi de Resûlullah (s.a.v.)’ın adetlerindendir.

Hadîs-i Şerif’te: “Ailenizin yanına girdiğiniz zaman selâm verin ki, size ve ev halkına bereket olsun” buyurulmaktadır. (Tâc Tercümesi, 5/727.)

Her türlü iyilik ve esenliğin birbirimizin üzerine olmasını dilemek ve bunu karşı tarafa Allah (c.c.)’ın istediği deyimlerle bildirmek olan selâmlaşmayı hiçbir zaman ihmal etmemek gerekir.

Müslümanlar kardeş oldukları için birbirlerini ister tanısın, ister tanımasın, karşılaştıklarında veya iletişim araçlarıyla görüştüklerinde selâmlaşırlar.Topluluklar karşısında veya medya programlarında da söze yine selâm ile başlamak gerekir.

Bir topluluktan veya bir buluşmadan ayrılırken de selâm vermek sünnettir. Hadîs-i Şerif’te: ”Sizden biriniz bir topluluğa girdiğiniz vakit selâm versin. Ayrılmak istediği vakit de yine selâm versin. Bunlardan ilki sonuncusundan daha gerekli değildir.” (Tâc Tercümesi, 5/744.)

Uzaktaki birine selâm göndermek, ulaştırmak veya gelen selâmı almak da sünnettir.

Selâm vermek ve almak çok önemli bir ahlâk, disiplin ve iletişim olayı olduğu için, dünyanın en düzenli ve disiplinli ordularından biri olan bizim silahlı kuvvetlerimizde, emniyet teşkilâtımızda, okullarımızda ve kurumlarda mensupları karşılaştıkları zaman belli kurallar ve şekillerde birbirlerine selâm verir ve alırlar.

Aynı hava koridorunda karşılaşan iki uçak pilotunun yerden binlerce metre yüksekte selâmlaşmasından, internette elektronik olarak karşılıklı sohbet yapan insanların selâmlaşma ve tanışmalarına kadar bütün selâmlaşmalar insanlara mutluluk vermektedir. Elbette bunu Allah (c.c.)’ın istediği şekilde yapmakta insanlarımız için sayısız faydalar vardır.

Selâm, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerinden biridir. Her türlü belâ ve afetten, her türlü eksiklikten, her fenâ (yok olma) ve zevalden salim ve münezzeh olan Allah’ü Teâlâ’nın (Es Selâm) ismidir. Bunun için müslümanlar Abdu’s-Selâm (Selâm’ın kulu) ismini çocuklarına isim olarak da verirler.

Selâm, aynı zamanda cennet bahçelerinden birinin adıdır. Bu bahçenin adı Dâru’s-Selâm’dır.

Selâm, kelime ve söz olarak çok kısa olmasına rağmen anlamı çok olduğundan, gönüllerdeki kini, şiddeti, kızgınlığı söndürüp bunun yerine ülfet, ünsiyet ve sevgi yerleştiğinden dolayı çok kolay gerçekleşen bir dini törendir.

Selâm, aynı zamanda bir zikirdir. Selâmla birlikte Allah’ın ismi anılmaktadır. Bu da Allah’ın rızasını kazanmaya, büyük mükafat ve sevaba vesile olmaktadır.

Selâm, millî kültürümüzde, sanat ve edebiyatımızda lâyık olduğu yeri almış, binlerce şiir, öykü, roman, tiyatro ve diğer eserlerde sayısız olayda ifadesini bulmuştur.

Büyük şâir ve Allah dostu Yunus Emre de dünyaya veda şiirinde şöyle demişti:

Şu dünyadan gider oldum, Ben gideyim gelen gelsin

Kalanlara selâm olsun, Şu dünyada kalan kalansın,

Acep halim n’olur? Diye Ahret hakkım helal olsun,

Soranlara selâm olsun. Diyenlere selam olsun.

Selâm, Allah (c.c.)’ın ve Resûlü’nün (s.a.v.) bildirdiği şekilde verilip alındığı müddetçe selâmdır. Yoksa bir kısım müslümanların kullandıkları merhaba, günaydın, iyi günler, iyi akşamlar, hayırlı sabahlar, iyi geceler gibi kelime veya deyimler kısa bir zaman dilimi için iyilik dileği bildirdiklerinden dolayı hiçbir zaman İslâm’daki geniş anlamlı Selâm’ın yerini tutamazlar.

İslâm, hangi ırk, cins ve renkte olursa olsun herkese ve kıyamete kadar bütün zamanlara hitap eder. Bu sebeple selâm, İslâm’ın da, Allah’a (c.c.), Resûl’üne ve O’nun getirdiklerine inanan bütün mü’minlerin selâmıdır. Uzakdoğu’da, Japonya’da ve Endonezya’daki bir müslüman, batıda Amerika’daki bir müslümanla veya Kırım’daki bir müslüman, Güney Afrika’daki bir müslümanla karşılaştığı zaman aynı selâmı vermektedir. Evrensel din olmanın doğal gereği de budur.

Selâma karşılık veremeyecek durumda olanlara selâm vermek mekruhtur.

Yemek yiyene, Kur’ân okuyana, hutbe dinleyene selâm verilmemelidir. Ayrıca işlediği günahları açıkça söylemekten çekinmeyen fâsık kimselere de selâm vermek mekruhtur.

..... Ve selâm hidayet üzerinde olanlara olsun.