بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق الجهاد والحرب / أخلاق الحرب في المجتمع المسلم / أحكام القتال والغزو
أخلاق الحرب في المجتمع المسلم

أحكام القتال والغزو

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

KITAL (SAVAŞ) VE GAZVE HÜKÜMLERİ

Büreyde (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) bir ordunun veya seriyyenin başına komutan tayin ettiği zaman, -özellikle komutana- Allah (c.c.)’a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiye eder ve sonra şunları söylerdi:

“Allah’ın adıyla ve Allah’ın rızası için savaşın. Allah’ı inkâr eden kâfirlerle çarpışın. Gaza edin fakat ganimete hıyanet etmeyin, haksızlıkta bulunmayın, ölülerin vücutlarına sataşıp burun ve kulaklarını kesmeyin, (önünüze çıkan) çocukları öldürmeyin!”

Müşrik düşmanlarla karşılaşınca onları önce üç şeyden birine çağır: Bunlardan birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artık dokunma!

Önce İslâm’a davet et. İcabet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onları yurtlarından muhacirler diyarına hicrete davet et. Ve onlara haber ver ki, eğer bunu yapacak olurlarsa Muhacirler‚ va’d edilen bütün mükâfat ve vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten imtina edecek olurlarsa bilsinler ki, Müslüman bedevîler hükmündedirler ve Allah’ın müminler üzerine cari olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey’den kendilerine hiçbir pay ayrılmayacaktır. Müslümanlara birlikte cihada katılırlarsa o hariç, (o zaman ganimete iştirak ederler.)

Bu şartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste, müspet cevap verirlerse hemen kabul et ve onları serbest bırak.

Bundan da imtina ederlerse, onlara karşı Allah’tan yardım dile ve onlarla savaş. Bu durumda bir kale ahalisini kuşattığında onlar senden Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nün ‘ahd ve emanını’ talep ederlerse kabul etme: onlar için, kendine ve ashabına ait bir eman tanı. Zira sizin kendi ahdinizi veya arkadaşlarınızın ahdini bozmanız, Allah (c.c.)’ın ve Rasûlü (s.a.v.)’nün ahdini bozmaktan ehvendir.

Eğer bir kale ahalisini kuşattığında onlar, senden Allah (c.c.)’ın hükmünü tatbik etmeni isterlerse sakın onlara Allah (c.c.)’ın hükmünü tatbik etme, lakin kendi hükmünü tatbik et. Zira Allah (c.c.)’ın onlar hakkındaki hükmüne isabet edip etmeyeceğini bilemezsin. [31]

Abdullah İbnu Avn anlatıyor: ‘Nâfi’ye yazarak savaştan önce (müşrikleri İslâm’a) davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: ‘Bu İslâm’ın başında idi. Rasûlullah (s.a.v.) Benî Müstalik’e ani baskın yaptı. Adamları gafildi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cüveyriye (r.a.) validemizi esir almıştı. Bunu bana Abdullah İbnu Ömer (r.a.) rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştı.’ [32]

Ebu Mûsa (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) ashâbından birini herhangi bir iş için gönderince şu uyarıda bulunurdu; “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.” [33]

Semure İbn Cündeb (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın.” [34]

İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.)’ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Rasûlullah (s.a.v.) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı.” [35]

Nu’mân İbnu Mukarrin. (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) ile birçok gazvelere katıldım. (Şunu gördüm): Rasûlullah (s.a.v.), şafak sökünce, güneş doğuncaya kadar mukateleyi durdururdu. Güneş doğunca öğle vaktine kadar tekrar mukateleye geçerdi. Tam öğle vaktinde mukateleyi durdurur, güneş batıya meyledinceye kadar ara verirdi. Meyledince, ikindi vaktine kadar mukatele eder, ikindi vaktinde ikindi namazını kılıncaya kadar ara verir, sonra tekrar mukateleye geçerdi. Ashab derdi ki: ‘Bu vakitte (yani güneşin zevali vaktinde) yardım rüzgârları eser, müminler namazlarında orduları için dua ederler.’ [36]

İsâm el-Müzenî (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) bir ordu veya seriyye yola çıkardığı zaman, askerlere şunu tenbih ederdi: “Bir mecsid görür veya müezzini işitirseniz, orada kimseyi öldürmeyin.” [37]

El-Hâriss İbnu Müslim İbni’l-Hâris babasından Müslim İbnü’l-Hâris (r.a.)’den naklediyor: Rasûlullah (s.a.v.) bizi bir seriyye ile gazveye gönderdi. Baskın mahalline vardığımız zaman, atını hızlandırdım ve arkadaşlarımı geçtim. Köy halkı beni imdat çığlıklarıyla karşıladı. Ben onlara: Lâilâhe illallah deyip kendinizi koruyun dedim. Öyle yaptılar. Arkadaşlarım beni bu davranışım sebebiyle ‘Ganimeti bize haram ettin’ diyerek ayıpladılar. Rasûlullah (s.a.v.)’ın yanına dönünce, yaptığımı ona haber verdiler. Rasûlullah (s.a.v.) beni çağırttı. Yanına varınca davranışımdan dolayı takdir etti ve: “Bilesin, Allah (c.c.) senin için, o kurtardığın insanlardan her birisi sebebiyle şu kadar sevap yazmıştır.” buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bana: “Sana kendimden sonra bir tavsiye yazacağım” dedi ve yazıp, üzerini mühürleyip bana verdi. [38]

Cündeb İbn Mekîs (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) benim de katıldığım bir seriyye gönderdi. Orduya Benu’l-Mülevvah kabilesine baskın yapılması talimatını verdi. Yola çıktık. Kedîd isimli mevkiye geldiğimiz zaman el-Hâris İbnu’l-Bersâ el-Leysî ile karşılaştık. Onu yakaladık. Bize:

- Ben Müslüman olmak arzusuyla geliyordum. Memleketten de Rasûlullah (s.a.v.)’a gitmek düşüncesiyle ayrılmıştım’ dedi. Kendisine:

- Eğer Müslüman isen bizim sana bir gün bir gecelik bağımız zarar vermez, dediğin gibi değilsen sana karşı tedbirimizi tam yapmış oluruz, dedik ve bağlarını daha bir sıkıladık. [39]

Ebu Said (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) Benî Lihyan kabilesine bir askerî birlik göndermeye karar vermişti: “Her iki kişiden biri atılsın, sevapta ortak olacaklar.” buyurdu. [40]

[31] Müslim, Cihad, 3; Tirmizî, Siyer 48, Diyât, 14; Ebu Dâvud, Cihad, 90.

[32] Buharî, Itk, 13; Müslim, Cihad,1; Ebu Dâvud, Cihad, 100.

[33] Müslim, Cihad.

[34] Ebu Dâvud, Cihad, 121; Tirmizî, Siyer, 28.

[35] Buharî, Cihad, 147, 148; Müslim, Cihad. 24; Muvatta 3; Tirmizî, Cihâd, 19; Ebu Dâvud,

Cihad, 34; İbnu Mâce, 30.

[36] Tirmizî, Siyer, 46; Ebu Dâvud, Cihad, 111; Buharî, Cizye, 1.

[37] Ebu Dâvud, Cihad 100; Tirmizî, Siyer, 2.

[38] Ebu Dâvud, Edeb, 110.

[39] Ebu Dâvud, İmâret, 137.

[40] Müslim, İmâret, 1896.