TAHARET

 

Sözlükte ‘temizlik’ anlamına gelen ‘Taharet’ kelimesi maddi kirleri ve pislikleri gidermeyi ve güzellikle bağdaşmayan özelliklerden sıyrılmayı ifade ettiği gibi ruhu kötülüklerden arındırmayı da belirtmek için de kullanılır.  

 

Aynı kökten gelen ‘tuhr’ da ‘temizlik’ anlamına gelir. Temiz olan şeye ‘Tâhir’, temizleyici olan maddeye ‘Tâhur’ ve ‘Mutahhir’ temizlemeye ‘tathir’ denir.

Fıkıh ilminde her türlü maddi temizliğe ‘taharet’ adı verilir. Dini bir terim olarak ‘Taharet’, manevi kirlilik halinden (hades) ve maddi pisliklerden (habes) temizlenmek, ibadet yapabilmek için yapılması gereken zorunlu bir faaliyettir.

 

Abdest ve gusül almak bir temizlenme fiilidir. Dolayısıyla müminler ibadet etmek için abdest alırlar, gerekirse gusül yaparlar. Hayızlı kadınlar da hayızlarının sonunda temizlenirler, yani gusül abdesti alırlar. Kur’an-ı kerim, bütün bunları ‘Taharet’ veya bunun fiil şeklinde kullanımı ile anlatmaktadır. Kur’an-ı kerim, hayızdan temizleninceye kadar kadınlara yaklaşılmamasını, [1] namaz için abdest alınmasını, cünüplük halinde yıkanılmasını emrediyor. [2] Bütün bunların sebebi Allah (c.c.)’ın müminleri temizlemek (tathir etmek) istemesidir.   

      

                                                           Kur’an’da Taharet

 

Kur’an-ı Kerim’de taharet iki farklı anlamda kullanılmaktadır. Bunlar;

A. Cisim temizliği,

B. Nefis temizliği.

 

Kur’an-ı kerim, bu kavramı her iki anlamda da kullanmaktadır. Ancak ‘nefis temizliği’ anlamının daha çok kullanıldığını görmekteyiz. Bazen de aynı kelime ile iki anlam birden kastedilmektedir.      

 

Bundan dolayı ‘Taharet’, maddi kirlerden arınmayı anlattığı gibi, Allah (c.c.)’ın yasakladığı günahlardan kaçınıp emirleri yerine getirmek yoluyla temizlenmeyi de ifade eder.

 

Ayet-i kerimelerde söz gelişi gökten indirilen yağmur hem temizdir (tahûr), hem de yeryüzünü kirlerden arıtan bir temizleyicidir. [3] Allah (c.c.) peygamberliğin ilk yıllarında Hz. Muhammed (s.a.v.)’e şöyle söylüyor:

 “Ey bürünüp örtünen! Kalk ve bundan böyle uyarıp-korkut. Rabbini tekbir et (yücelt). Elbiseni de temizle (tahhir). Pislikten (şirkten veya görünen pislikten) kaçınıp-uzaklaş.” [4]

 

Bu anlamda bütün müminler ‘taharet’i-temizlenmeyi seven kimselerdir. [5]  Allah (c.c.) da bu şekilde arınan kullarını sever. [6]

 

Kur’an-ı kerim, ‘taharet’ kelimesinin farklı türevlerini kullanmaktadır. Şimdi onlara birkaç örnek verelim:

 

İsa Mesih (a.s.)’in annesi Meryem (a.s.) son derece iffetli ve temiz bir kadındı. Çünkü Allah (c.c.) onu özellikle seçmiş ve onu -‘tathir etmiş- temizlemişti. Onun temiz oluşu, her türlü düşük ahlâktan, iffetsizlikten, şirk, günah ve pisliklerinden, isyan ve itaatsizlik hatalarından uzak olması sebebiyledir. [7]

 

Kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla inandık diyenler, küfür içerisinde bocalarlar. Onlar yalana kulak verirler, kelimeleri konuldukları yerden yanlış yere taşırlar. İşte Allah (c.c.) böyle kimselerin kalbini ‘tathir etmek-temizlemek’ istememektedir. Şüphesiz kalpteki küfr, nifak ve fesat bir ‘rics’tir, pisliktir. Kalplerdeki bu pislik ancak iman ve teslimiyetle temizlenir. [8]

 

Her türlü günah ve rics kalbi kirletir, onun saflığını bozar, onu karartır.  Allah (c.c.) bazı kullarını bu türlü rics’ten temizlemek ve onları arındırmak istiyor. Tıpkı özel olarak Hz. Meryem’i ve onun oğlu Hz. İsa (a.s.)’yı tathir ettiği-temizlediği gibi.

 

“Ey Ehl-i Beyt (Peygamberin ev halkı); gerçekten Allah (c.c.) sizden kiri (rics’i-günahı) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister” [9] Allah (c.c.) gökten su indirir ve bu su ile hem görünen maddi kirleri temizler, hem de manevi kirleri giderir. Gökten indirilen bu su aynı zamanda Allah’ın vahyi anlamına da gelmiş olabilir. Bu su ile Allah, Müminleri ‘tathir etmek-temizlemek’, şeytanın kalplere bırakacağı kötü düşünceleri ve fesatları silmek, onların kalplerini birbirine bağlamak istemektedir. [10]       

 

İslâm’ın temellerinden biri olan zekât, malı temizlediği gibi, kalbi aşırı mal sevgisinden arıtır, hem de malın bereketlenmesini ummayı öğretir.

 

“Onların mallarından sadaka (zekât) al, bununla onları temizlemiş ve arındırmış olursun...” [11] Bu ayette ‘taharet’ ile yakın anlamda olan ‘tezkiye’ kelimelerinin yan yana kullanılması oldukça dikkat çekicidir.    

 

Temeli takva üzerine kurulan mescitlere devam edenler müminler, ibadet, dua ve yakarış ile günah, hata ve benzeri kötülüklerden arınmak isterler. Allah (c.c.) ise arınanları sever. [12]

 

Allah (c.c.)’ın evi sayılan ‘Beytullah’ı tathir etmek’- temizlemek için İbrahim ve İsmail (a.s.)den söz alınmıştı. Onlar, tavaf yapmak isteyenler için o beyt’i temizleyeceklerdi. Bu temizlik her türlü şirk unsurlarından temizlenmeyi anlattığı gibi, maddi olarak temizlemeyi de anlatır. [13]

 

Her türlü fuhuştan kaçınma da bir temizliktir. Nitekim hayatı boyunca fuhşa gitmeyen, zina etmeyen kimselere halk arasında ‘temiz kaldı, temiz insan’ gibi övücü sözler söylenmektedir. Hz. Lut (a.s.) kavmi, kendileri gibi çirkin bir fiili yapmayanlara ‘bunlar çokça temizlenen, çokça temiz kalmaya çalışanlar’ diyerek, günahta ve pislikte kendileri gibi olmayan bu temiz insanları sürgün etmek istedi. [14]

 

Cennetlikler hafif ipek ve işlenmiş atlastan elbiseler içerisinde, gümüşten bilezikler takarak ‘tahûr-temiz’ bir içecekten içecekler. [15] Yine cennetliklere ‘mutahhara-tertemiz eşler’ verilecek. [16]

 

İnsanların her türlü şirk, küfür, fesat, günah, itaatsizlik ve hata gibi kirlerini temizleyip, onları ‘mutahhar’ kılmak isteyen Kur’an’ın kendisi de, esasen;

 

“Şerefli-üstün sayfalardadır. Yüceltilmiş, mutahhar(tertemiz) kılınmış (sayfalarda).” [17]

 

İnsanları tezkiye etmek (temizlemek) için gönderilmiş [18] Rasûl (elçi), onlara bu yüce Kur’an’ı tertemiz (mutahhar) sayfalardan okur ve onları kalbi kirleten ve insanı rezil eden her türlü kötü ahlâktan temizler. [19]

 

Kur’an ve onun mesajı, deyim yerinde ise, içinde kir ve leke bulunmayan bir ‘su’ gibidir ve mutahhar-temizdir. Onu temiz olan ve seçilmiş bulunan elçi insanlara tebliğ etti. Bu temiz su, bütün kalpleri temizler, onları diriltir, onlara hayat bağışlar. Bu suyun başkalarına aktarılması için de temiz kalplere ihtiyaç vardır. Kalpleri ‘vahy’ ile temizlenenler bu ‘su’yu kirletmeden ve bulandırmadan başkalarına aktarmalılar.

 

Kalbinde rics olanlar ile bedenleri abdestsizlik ve cünûp durumuyla kirli olanlar o ‘mutahhar-tertemiz’ sahifelere dokunmamalılar. O’na ancak mutahhar-tertemiz’ olanlar el sürebilir. [20] 

 

Görüldüğü gibi Kur’an-ı kerim ‘tahareti’ daha çok kalp temizliği, şirk, küfür ve günah gibi manevi pisliklerden temizlenme, arınma ve şerefli kılma anlamında kullanmaktadır. Bu tahareti ancak, iman edip, İslâm’ın emir ve yasaklarını yerine getiren, kendini isyan ve hatalardan uzak tutanlar yapabilirler. Şüphesiz bu müminin şerefi ve üstünlük makamıdır.

 

‘Taharet’ yukarıda geçtiği gibi aynı zamanda beden ve çevre temizliğidir. Allah (c.c.) hem maddi hem de manevi olarak temiz olanları (mutahharûn’u) sever. İslâm temizlik (taharet) dinidir denilse yanlış olmaz. Bütün hadis kitaplarında ve fıkıh kitaplarında bir ‘taharet bölümü’ vardır. Bu bölümlerde müslümanın ibadet için veya normal bir şekilde nasıl temizleneceği uzun uzadıya anlatılır. Çünkü manevî temizlenmeyi kazandıracak olan maddi temizliktir.

 

Şu hadis maddi anlamdaki ‘taharet’in önemini yeterince işaret ediyor:

“Temizlik  (abdest) imanın bir parçasıdır. Elhamdü li’llah sözü amel terazisini doldurur. Sübhanellahi ve’l hamdulillahi, (Allah’ın şanı pek yücedir, hamd O’na aittir) sözü göklerle yerin arasını doldurur. Namaz nûrdur. Sadaka (kurtarıcı bir) delildir. Sabır ışıktır. Kur’an senin lehine ve aleyhine bir delildir...” [21] 

 

“…taharete devam et ki rızkın artsın.” [22]

 

Maddî anlamda taharet, rızkın (maddi) genişlemesine de sebep olmaktadır. Bunun yanında batınî (iç) temizlik marifet, ilham gibi manevi rızkın artmasına da sebeb olur. İşte o zaman kalb huzura kavuşur, nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakiki cihadın, neticesinde sağlanır. O halde, kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteğiyle tercih ederse o ebediyen yaşar.

 

Zekâtın bir manası da taharettir, zira zekât malı habasetten, nefsi de pintilikten temizler. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, iki kabrin yanından geçiyorlardı:

- Bunlar azap görüyorlar, hem de kendilerinin azap görmeleri büyük şey için değildir, dedi. Sonra sözüne devam ederek:

- Evet günahları büyüktür, biri idrardan sakınmaz, iyice taharetlenmezdi, diğeri de koğuculuk ederdi.

 

 



[1] Bakara sûresi, 2/222.

[2] Maide sûresi, 5/6.

[3] Enfal sûresi, 8/11.

[4] Müddessir sûresi, 74/1–5.

[5] Tevbe sûresi, 9/108.

[6] Bakara sûresi, 2/222.

[7] Al-i İmran sûresi, 3/42.

[8] Maide sûresi, 5/41.

[9] Ahzab sûresi, 33/33.

[10] Enfal sûresi, 8/11.

[11] Tevbe sûresi, 9/103.

[12] Tevbe sûresi, 9/108.

[13] Bakara sûresi, 2/125.

[14] A’raf sûresi, 7/82.

[15] İnsan sûresi, 76/21.

[16] Bakara sûresi, 2/25.

[17] Abese sûresi, 80/13–14.

[18] Al-i İmran sûresi, 3/164.

[19] Beyyine sûresi, 98/2.

[20] Müslim, Taharet, 1.

[21] Müslim, Taharet 1; Tirmizî, Da'avat, 91; Nesaî, Zekât, 1,

[22] Buhârî, Salât, 52.