SULH
‘Sulh’, barışmak, barış içinde olmak, ihtilaftan vazgeçmek, anlaşmak demektir. Sulh, sözlükte; bir anlaşmazlıktan sonra tarafların barış yapması demektir. ‘Husumet’ ve ‘Adavet’ (düşmanlık) kavramlarının zıddıdır.
Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, sulhun daima anlaşmazlık ve düşmanlıklardan daha üstün olduğu belirtilmiş, onun fazîletine dikkat çekilmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulur: “sulh daha hayırlıdır” [1]
“İnsanların toplanıp gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir araya gelince; sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanlar arasında sulh yapılmasını emreden kimse müstesnadır. Kim, bu üç hayrı Allah rızasını dileyerek yaparsa, ileride biz ona büyük bir ecir vereceğiz.” [2]
Hz. Aişe (r.a.): “Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, bazı fedakârlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır.” [3] ayeti hakkında dedi ki: ‘Bu ayet, şöyle bir kadın hakkında inmiştir: ‘Bir erkeğin nikahı altındadır, ancak erkek onunla beraberliği fazla istememektedir, onu boşayıp bir başkasıyla evlenmeyi arzulamaktadır. Ona kadın: "Beni boşama, yanında tut, ama dilersen bir başkasıyla da evlen. Sen bana infak ve gece ayırma hususunda serbestsin’ der. İşte ayette geçen şu meal bu manadadır: “Bazı fedakârlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır.” [4]
Ukbe kızı Ümmi Gülsüm (r.a.)’dan, Nebî (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “İnsanların arasını düzelten ve bunun için hayır amacıyla söz ulaştıran veya hayır kastıyla yalan söyleyen, yalancı değildir.” [5]
İki mümin arasında çıkacak anlaşmazlık, kırgınlık ve dargınlıklarda, diğer mü'minlere arabuluculuk görevi verilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Müminler ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını bulup barıştırın. Allah'tan korkun ki, merhamet edilesiniz.” [6]
Rasûlullah (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu teslim de etmez.” [7]
“Müslümanın Müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.” [8]
“Bir kimse, mümin kardeşine yardım ettiği sürece, Allah Teâlâ da ona yardım eder.” [9]
“Müminlerden iki zümre vuruşacak olursa, derhal ikisi arasını ıslah edin, düzeltin.” [10]
Sulh teşebbüsü yapıldığı, şüphe varsa giderildiği halde, “Bir zümre; sulha yanaşmayıp, behemal haksızlıkla üste çıkmak sevdasına kapılırsa o zaman ona karşı Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer Allah'ın emrine dönecek olursa, o zaman da adaletle aralarını sulh edin, barıştırın.” [11]
Yani sadece, mütareke ile bırakmayın, Allah'ın emri gereği iki tarafın da haklarını gözetmek suretiyle hükmedip aralarını bulun.
“Bütün müminler sırf kardeştir. Onun için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'ın korumasına sığının ki rahmete erdirilesiniz.” [12]
Ya nasihat edin, ya arada şüpheli bir durum varsa onu giderin ve yahut ta Allah (c.c.)'ın hükmüne davet ederek aralarında sulhu sağlayın.
Burada dikkat çekici bir husus vardır ki; Ayet-i kerîmede önce “mü'minlerden iki zümre” diye başlanıldığı halde daha sonra “ikisi dövüşecek olursa” denilmeyip, “dövüşecek olurlarsa” buyrulmuştur ki; tercüme de gösterilmeyen bu inceliğin manası; “azdan başlayan bir çarpışmanın bastırılmadığı takdirde genişleyeceğini (ve kitlelere sirayet edeceğini)” hatırlatmaktır.
Müminlerin hepsi, ebedî hayata sahip olan iman esasında birleşen din kardeşleridir. Onun için gerek iki fert gerekse iki mü'min cemaat bozuştuklarında hemen aralarını bulup barıştırmak gerektir. Çünkü dinde kardeşliğin gereği budur. Bu arayı buluş ve kardeşlik takva'dan sayılır. Onun için bozuşmaktan sakınmak gerektir.
Müminlerin kendi aralarında bir sulh ve salah bulunmaz, kardeşlik bağları kuvvetlendirilmezse zayıflar ve kâfirlere karşı duramazlar. Allah (c.c.)'ın azabından da iyi korunamazlar. Onun için buyruluyor ki; “Allah’tan korkun, bozuşmayın, bozuşursanız da barışmaktan ve barıştırmaktan kaçınmayın ve her işinizde takva yolunu tutun.” [13]
Mü'minler arasında ıslah ve Allah (c.c.)’tan sakınmak ile emir olunduktan sonra bir taraftan o kardeşlik ve barışı sarsabilecek cahilliklerden sakındırmak diğer taraftan da mü'minler arasındaki "barış" ve "sakınma" hissini en yüksek bir samimiyet ile tatbik ettirerek karşılıklı hürmet hislerini yerleştirmek ve bu şekilde İslam'ın daha bir çok kavimlere yayılıp gelişeceğine işaret ile o geniş İslam kardeşliğini sağlamlaştıracak bir güzelliğe ulaştırmak üzere, aşağıdaki iki ayet-i kerîmede İslam ümmetine bu işin edebi öğretilmekte ve şu ahlakî irşadlarda bulunulmaktadır:
Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara düşman olmayan, onlarla savaşmayan, müslümanların dinine saygılı olan, onların haklarına saldırmayan tarafsız kimselerle iyi geçinmeyi öğütlemektedir. Sıkı dost tutulmaları yasaklananlar, müslümanların düşmanı olan kimselerdir. Onlarla sıkı dost olup müslümanların sırlarını onlara açmak, müslümanların stratejik durumlarını zayıflatır.
Müslümanlar ilk zamanlar müşriklerle savaş halindeydiler. İslâm’ın karşısında bir tutum alan Yahudiler de İslâm’ı yıkmak ve gelişimini engellemek için fırsat kolluyorlardı. Bundan dolayı kuvvetli durumda olduklarını hissettikleri an Hz. Peygamber (s.a.v.) ile yaptıkları anlaşmaları bozuyor ve müşriklerle ortak hareket ediyorlardı. İşte böyle Müslümanların aleyhine bir sonuç doğuracak durumlarda, inkârcılar (inançsızlar) toplumu ile dost olmaları yasaklanmıştır.
Birliğin ve kardeşliğin korunması için bozucu unsurlardan kaçınmak gerekir. Çünkü ahlâkı bozuk, yüzü dost, özü düşman olan kimselerle sıkı dost olmak, insanın kendi ahlâkını bozacağı gibi kardeşler arasındaki dirlik ve düzeni de çürütmeye başlar. Bozuk karakterli kişilerle dost olanlar, ahirette yaptıklarına pişman olurlar.
“O gün zalim, ellerini ısırıp ‘ne olaydı keşke ben Peygamber ile beraber bir yol edinseydim’ der. Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım. O beni, bana gelen Zikir’den saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır.” [14]
Bu ayet, müslümanların, Müslüman olmayan toplumlarla ilişkileri konusunda iki prensip getirmiştir:
1-Müslüman olmayanlarla ilişki kurarken her zaman dikkatli olmak, onlara fazla güvenmemek, yalnızca içtenlikli Müslümanları gerçek dost bilmek.
2-Şartların gerektirdiği durumlarda şerlerinden korunmak için onlarla iyi geçinmek, fakat onları baş tacı etmemek.
Müfessirlere göre bu ayet, müslümanların, kâfirlerle dost olmalarını yasakladığı gibi, onlarla ortak pakt kurmalarını da yasaklamıştır. Müslümanların kâfirlere sır vermeleri de caiz değildir.
[4] Buharî, Sulh, 4, Mezalim 11; Tefsir, Nisa 23, Nikah 95; Müslim, Tefsir 14.
[5] Buharî, sulh, 2; Müslim, Birr, 101; Ahmed b. Hanbel, VI, 403, 404.
[6] Hucurat sûresi, 49/10.
[7] Buharî, Mezalim, 3, İkrah, 7; Müslim, Birr, 58, 32; Ebu Davud, Eyman, 7.
[8] Müslim, Birr, 32; Ahmed b. Hanbel, III, 491.
[9] Ahmed b. Hanbel, II, 274.
[10] Hucurat sûresi, 49/9.
[11] Hucurat sûresi, 49/9.
[12] Hucurat sûresi, 49/10.
[13] Kasas sûresi, 28/83.
[14] Furkan sûresi, 25/27-29.