SAFVET

 

‘Safvet’ saflık, arılık, temizlik ve ihlâslı olmayı, kalpteki doğal temizlik ve arınmışlık halini temsil eder.

 

Kalp aslında bütün kötülüklerden arınmış ve her türlü lekelerden temizlenmiş olup bu arınmışlık sonradan dünyada kişinin alışkanlık edindiği kötü huylar ölçüsünde kirlenir ve kararır. Kalp bu kötü huyların saldırılarından korunursa, ilk arınmışlığı da korunmuş ve hatta daha da artmış olur. Temiz bir kalbe sahip olanlar, her zaman iyiliklerde bulunup kötülüklerden sakınırlar. İnanırlar, güvenirler, bazen aldatılsalar bile sonunda yine kazanırlar ve belki de aldatanı mahcup ederler.

 

Kalbi temiz olmak, saf olmak deyimlerini ‘ahmaklık’ kelimesi ile karıştırmamak gerekir. Çünkü ‘ahmaklık’ başka bir şey ‘saflık’ başka bir şeydir. Saflık, çocuklarda en güzel süslerden sayılır. Genç kızlarda bu halin meydana getirdiği tavır ve letafet ise çok daha başka bir erdem ve güzelliktir.

 

Tasavvuf; tasfiye ve kalp temizliğidir. Bazı mutasavvıflar, safveti kalbe verdiği önemi nazarı itibara alarak tasavvufu bu şekilde tanımlamışlardır. Bu tanımlardan bir kaçı şöyledir:

Bişr Hafi: ‘Sûfî, kalbini Allah için tertemiz yapan kimsedir.’

Ebü Saîd Harraz: ‘Sûfî, Allah (c.c.)'ın, kalbini tasfiye edip nurla doldurduğu kimsedir. Böyle kalbine nur giren kimse zikr-i ilahîden lezzet duyar.’

 

Cüneyd Bağdadî: ‘Tasavvuf Allah (c.c.)'ın safa’yı sana has kılmasıdır. Allah'tan gayri her şeyden (masiva) gönlü arındıran kimse gerçek sûfîdir.’ [1]

 

Tasavvuf tarifleri içinde tasfiyeyi öne çıkaran mutasavvıflar, sayı bakımından diğerlerine nazaran daha çoktur. Kur'an'da kalbin, safvet (kalb-i selim) ve kasvet şeklinde birbirine zıt iki vasfından bahsedilmekte, bunlardan biri övülürken, diğeri yerilmekte; kalbin paslanıp kirleneceğine işaret edilmektedir. “Hayır, öyle değil, bilakis onların kazanmakta oldukları kötülükler kalplerini paslandırmıştır.” [2]

 

Hadislerde işaret edildiği üzere işlenen günahlar da kalp üzerinde siyah bir leke oluşturarak kalbi karartmaktadır. Övülen kalp, safvet özelliğine sahip, içinde Allah (c.c.)'tan başkasına yer olmayan ‘selim kalp’tir. Nitekim âyette: “O gün ne mal, ne evlat fayda verir. Ancak Allah'ın huzuruna selim bir kalple gelenler müstesna!” [3] buyrulmaktadır. Kasvetli kalp ise günah lekelerine bulanmış, kirlenmiş ve kararıp katılaşmış kalptir. “Allah'ın zikrinden uzak kasvetli kalbe yazıklar olsun.” [4]

 

Allah Teâlâ, kararan katı kalpleri kayalara benzetir: “Sonra kalpleriniz katılaştı da katılıkta taş gibi oldu. Hatta daha da ileri. Taşlardan öyleleri vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır.”  [5]

 

Kur'an ve sünnette insanın kalbî amellerinin, organlarıyla yaptığı amellere üstünlük arzettiğini gösteren pek çok ifadeler bulunmaktadır: “Allah, sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, sîretlerinize, kalplerinize ve amellerinize bakar.” [6]  

 

“Haberiniz olsun ki insan vücudunda bir et parçası vardır. O iyi ve sağlam olursa vücud da iyi ve sağlam olur. Eğer o kötü olursa vücudun tamamı kötü ve fasid olur. Bilesiniz ki o et parçası kalptir?” [7]

 

Demek ki kalbin salah ve safveti amellerin sonucuna da tesir

ediyor. Bu yüzden Allah Rasûlü bir seferinde eliyle kalbini işaret ederek üç defa: “Takva buradadır.” [8] buyurdu.

 

Kalbi takvaya götüren safvet, safveti sağlayan itmi'nan (tatmin olma, huzura kavuşma), itmi'nanı temin eden de nafile ibadet ve zikirdir. Çünkü kalp günah lekeleriyle karardığı gibi, tevbe, zikir ve nafile ibadetle arıtılır. Nitekim Kur'an'da kalplerin zikir ve îmanla itmi'nana erdiğine işaret eden ayetler vardır: “Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle itmi'nana erer.” [9]

 

Kur'an-ı Kerim'de, “Bir kavmin fertleri kendi safvet ve ahlâklarını fesada tebdil etmedikçe, Allah'ın  o kavmin nimet ve saadetini tağyir etmeyeceği” [10] beyan edilmektedir. Yani, herkesin, fert olsun cemiyet olsun kendi mukadderatına kendisinin sebep olduğu ifade buyrulmaktadır. İnsanın kendi kaderini tayin etmesi bu manaya göredir.

 

Safvet ahlâkını kazanmanın yolu, Müslümanın kendisine farz olan ibadet ve vecibeleri yerine getirdikten sonra, nafile ibadetler ve zikirle meşgul olmak, her işinde ve davranışında Allah (c.c.) rızasını aramaktır.



[1] Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi, s. 104, Ekim 1994.

[2] Mutaffifin Sûresi, 83/14.

[3] Şuara Sûresi, 26/88–89.

[4] Zümer Sûresi, 39/22.

[5] Bakara Sûresi, 2/74.

[6] Müslim, Birr, 32.

[7] Buhari, İman, 39; Müslim, Müsakat, 107.

[8] Müslim Birr, 32.

[9] Rad Sûresi, 13/28.

[10] Rad Sûresi, 13/11.