RİAYET

 

Riayet, bir şeye özen göstermek, itina etmek, bir şeyi titizlikle uygulamaktır. İlme riayet, ilmin gereğine uymak ve onu amel ile korumaktır. Amele riayet de ihsan ve ihlâs ile bozucu şeylerden ameli korumakla olur. Hâle riayet ise, tefrikadan uzak durmak suretiyle hâli korumaktır.

 

İlmin ve amelin dereceleri üç’tür: Nakilden ibaret olan rivayet; sözü düşünüp manasını anlamaktan ibaret olan dirayet; bildiği ile amel etmekten ibaret olan riayet’tir.

 

Nakilcilerin çabaları rivayet; ilim adamlarının çabaları dirayet; ariflerin çabaları riayet içindir. Yüce Allah, Hıristiyanlar’dan ruhbanlığı seçtikleri halde onun hakkına riayet etmeyenleri kınamış: “O’na (İsa’ya) uyanların kalplerine şefkat ve merhamet (duygusu ) koyduk. İcadettikleri ruhbanlığı biz onlara yazmamıştık, yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için (uydurdular), fakat ona da gereği gibi uymadılar.” [1] buyurmuştur. Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için kendi isteği ile başladığı bir ibadetin hakkına tam riayet etmeyen kimse, Allah tarafından kınanırsa; ya Allah (c.c.)’ın farz kıldığı ibadetleri yapmayanın hali ne olur?

 

Riayeti, özen göstermek, dikkat etmek biçiminde tanımlayan El-Herevî, onu üç dereceye ayırmaktadır:

1) Amellere riayet: Bütün amelleri, ibadetleri titizlikle yapmak, fakat yaptıklarını beğenerek, gözünde büyüterek değil; değersiz görerek ve küçümseyerek yapmaktır.

2) Hallere riayet: Yaptıklarını gösteriş saymak, içine doğan yakîni kendi istihkakı değil, Allah (c.c.)’ın lütfu görmek ve tam yakîn derecesine ulaşamadığını düşünmek; halini de yalancı dava sayarak kendisini suçlamak ve bu suretle nefisten, şeytanın payını düşürmek suretiyle olur.

3) Vakitlere riayet ise: Her adımı hesap ile atmak, sonra nefsin arzu ve isteklerinden temizlenip ibadetlerini kendisine mal etmemek; daha sonra da en yüksek gaye olan Hakk’ın varlığında kendisini kaybedip ibadetlerini değil, nefsini dahi görmemek suretiyle olur. [2]

 

 



[1] Hadid sûresi, 57/27.

[2] Medâricü’s-Sâlikin.