NEZAKET

‘Nezaket’, herkese karşı güler yüzlü olmak, kibar olmak, başkalarını rahatsız edecek davranış ve hareketlerden kaçınmaktır.

Hiç şüphe yok ki; Allah (c.c.), halim (yumuşak ve ağırbaşlı) olanı sever. Genel olarak insan yaratılışının istediği ve hoşlandığı da budur. Bunun için Allah (c.c.), sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e şöyle buyuruyor:

“Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz senin etrafından dağılıp giderlerdi.” [1]

Burada Rabbimiz, insanın yaratılışında olan bir gerçeğe dikkat çekmiştir. Zira insan psikolojisi, kaba ve katı tavır ve davranışlara karşı oldukça hassastır.  Kaba ve katı tutumlu olsaydın, çevrendekileri sürekli azarlasaydın, onlara emirler yağdırıp zora koşsaydın ve kendin ise rahat içinde bulunsaydın, onların hatalarını affetmeyip cezalandırsaydın, ruhu okşayıcı bir yöntemle öğüt vermeyip, toplum içinde küçük düşürseydin, bu ve benzeri katılığı gösterseydin, etrafındaki arkadaşların, sana iman edenler dağılır giderlerdi. Onları bir araya getiremez ve toplayamazdın.

Çünkü bu insanın yaratılışına aykırı idi. İnsan yaratılış itibariyle kabalığa tahammülsüzdü.

İnsanın yaratıcısı olan Allah (c.c.) onun nasıl daha huzurlu ve mutlu olabileceğini en iyi bilendir. Çünkü insan fıtratını yaratan O’dur. İşte bu yaratılış kanunlarını koyan, bizleri yoktan var eden Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de yine fıtrat kanununa dikkatimizi çekiyor ve bir ahlâk ilkesini öğretiyor.

“(İnsanları) Allah’a çağıran, hayırlı amellerde bulunan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”

“(Elbette) iyilikle kötülük bir değildir. O halde sen kötülüğü en güzel biçimde sav. Sonra (görürsün ki) seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimse, yakın bir dostun oluvermiştir.”

“Buna da ancak sabredenler ve büyük pay sahibi olanlardan başkası kavuşturulmaz.” [2]

                                              Peygamberimiz (s.a.v.)’in Nezaketi

Peygamberimiz (s.a.v.), bir peygamber olması nedeniyle her seviyeden insanlarla görüşüp konuşuyordu. Bunlar içinde devlet ve kabile başkanları, komutanlar, elçiler, zengin ve soylu kimseler olduğu gibi, fakirler, zayıf ve kimsesizler, yetimler, kadınlar ve çocuklar da yer alıyordu.

Bütün bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, yaşları ve huyları birbirinden ayrı olan insanlarla ilişkilerini, doğru, sağlıklı ve kalıcı bir şekilde sürdürüyordu. Bunun için onlarla her alanda iletişim kuruyor, onlara nazik ve geniş kalpli davranıyordu. Zaten O’nun âlemlere rahmet olarak gönderilmesi de bunu gerektirmiyor muydu?

Hizmetinde bulunan yakın Sahabilerinin anlattığına göre, Peygamberimiz (s.a.v.) insanların en nazik, en nezih, en zarif, en latif ve en ince ruhlusu idi. Edep, terbiye ve görgü kuralları O’nun hayatında en güzel ve en ideal biçimde yer alıyordu.

Peygamberimiz (s.a.v.), nezaketini hiç kimseden esirgemez, herkese karşı tatlı ve nazik davranırdı. Kendisine hitap edildiği veya soru sorulduğu zaman en güzel şekilde cevap verirdi.

Hz. Enes (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatıyor:

‘Kendisine bir şey soranı can kulağı ile dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Rasûlullah (s.a.v.) ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Rasûlullah (s.a.v.) elini çekmezdi.

Birisiyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça  Rasûlullah (s.a.v.) o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye doğru hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı.  

Kendisini ziyarete gelenlere izzet ve ikramda bulunurdu. Oturmaları için çok kere hırkasını sererdi. Bazen de altındaki minderi misafire verir, üzerine oturması için işaret eder ve kendisi de açık yere otururdu.

Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam etmezdi.

Medineli bir çocuk gelir, Rasûlullah (s.a.v.)’ın elinden tutar, O’nu istediği yere götürürdü. Rasûlullah (s.a.v.) ona gitmem, demezdi.

Ben O’na senelerce hizmet ettim. Bir kez olsun yaptığım bir şey için, niçin yaptın? Yapmadığım bir iş için, niçin yapmadın, dediğini hatırlamıyorum.’ [3]

Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir başka nezaketini ve güzelliğini Hz Aişe (r.a.) annemiz anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.) kendi eliyle ne bir hizmetçiye, ne de bir kadına vurmadığı gibi Allah yolunda savaş hali hariç elini sertçe herhangi bir şeye vurduğunu da görmedim.’

Peygamber Efendimiz davetlilere ve misafirlere karşı da nazik davranırdı. Davet edilenler arasında bazıları, kalkıp gidilmesi gerektiği halde kalkıp gitmeseler dahi Peygamberimiz (s.a.v.) onlara doğrudan gitmeleri gerektiğini hatırlatmaz, nazik davranarak dolaylı bir biçimde hissettirirdi.

Bütün bu örneklerden anlaşılıyor ki, Resûlullah (s.a.v.) her konuda olduğu gibi en güzel ahlâk prensiplerinden birisi olan nezakette de insanlığın en güzel örneğidir. Müslümanlar O’ndan aldıkları nezaket dersleri ve eğitimi ile ortaçağ insanlığına aydınlık ufuklar açmışlar ve görgü kurallarını yerleştirmişlerdir. [4]

Bir defasında Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.) arasında bir tartışma olmuştu. Konu Peygamber (s.a.v.)’e gelince üzülmüştü. Hz Ömer (r.a.) bir süre sonra pişman olarak, Hz Ebubekir (r.a.)’in evine O’ndan özür dilemeye gitmiş fakat evde bulamamıştı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)’ın huzuruna geldiğinde, kimseye fırsat vermeden Hz. Ebubekir (r.a.):

‘Ya Rasûlallah, ben haksız idim, Ömer’e yakışıksız davrandım.’ Deyince Hz Ömer (r.a.):

‘Hayır Ya Rasûlallah, haksız olan bendim. Ebubekir’den özür dilemek için evine gittim, bulamadım.’ diyordu.

İşte bu olayda Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)’ın her ikisi de kendi nefsini suçluyor, hatayı kendisinde görüyordu. İşte İslâm’daki nezaketin insana kazandırdığı yüksek ahlâk seviyesi budur. İnsan hata yapabilir ama hatadan hemen dönmek fazilettir. Yapılan hatalara karşı sabırlı ve erdemli davranarak sabretmek ve hatayı yapanın hatasından dönmesini sağlayıp onu affetmek ayrı bir erdemdir. [5]

Kaba ve nezaketsiz insanlar, herkesi rahatsız eden dikenlere benzerler. Ailelerde ve okullarda çocukların nezaketli ve saygılı olmalarına büyük önem vermelidir. Küçükten kaba ve çirkin sözlere alışan çocuklar, büyüdüklerinde bu alışkanlıklarını sürdürürler. Böylece toplumda birbirini sevmeyen, kaba ve kötü huylu insanların sayısı çoğalır. Komşular arasında da nezaket kuralları kalmazsa mahalle ve sokaklarımızda da huzur kalmaz. Bunun sonucu olarak da rahat ve huzur içinde yaşamak zorlaşır.

Bir insan ne kadar bilgili veya zengin olursa olsun, nezaket ve zerafetten yoksun ise bu üstünlükleri gölgede kalır. Toplumda sevgi ve saygı kazanamaz. Bilgi ve varlık arttıkça nezaketin de artması, insanın değerini yükseltir. [6]



[1] Al-i İmran sûresi, 3/159.

[2] Fussilet sûresi, 41/33-35.

[3] Müslim, Fedail.

[4] Peygamberimizin Örnek Ahlâkı, M. Paksu.

[5] Ahlâk Bilinci, H. Caneri.

[6] İslâm’da Ahlâk, Osman Pazarlı, s.302.