NAMUS

‘Namus’, saklanılan yer, avcı kulübesi, keşiş hücresi, kuvvetli bir ihtimalle de ‘vızıldamak’ anlamlarına gelir.

Kelimenin en çok kullanılan anlamlarından biri de ilâhi kanun veya sadece kanundur. Bu kanun, peygamberlere vahiy vasıtasıyla gelir ve onlar tarafından haber verilir. Yalnız peygamber mertebesindeki kimseler bu manada ‘vâzıu'n-nevâmis’tirler.

Arapça'dan tercüme yoluyla bu kelime aynı zamanda ortaçağda İbranice'ye ‘kanun, dini kanun (başka milletlerin), ahlâk, edep ve erkân kaideleri’ anlamında geçmiştir... Şurası kayda değer ki, kelime, bugünkü Mekke lehçesinde de böyle bir tekâmüle uğramıştır. Aynı zamanda namus, insanlar arasında lekesiz ve şerefli karşılığında da kullanılır. Müteradifi (eş anlamlısı) ‘âr’ kelimesidir.

Namus kelimesi, zaman içerisinde insanlar arasında şerefli ve lekesiz bir şekilde yaşama karşılığı olarak kullanılır olmuştur.

Hadislerde, Cebrail (a.s.)’in diğer adı olarak geçmektedir. Bilindiği gibi Hz. Peygamber'e vahyin gelmeye başladığı ilk günlerde Hz. Hatice validemiz kendisini, amcası Varaka b. Nevfel'e götürmüş, Peygamber Efendimiz olup bitenleri anlattığında Varaka; ‘O sana görünen Melek Cebrâil (a.s.), Allah'ın Musa Peygamber (a.s.)’e de göndermiş olduğu nâmus'tur...’ [1] demişti.

Türkçe’de namus kelimesi yaygın olarak, ırz, iffet, edep, haya, doğruluk, itibar, güvenilirlik, şeref ve haysiyet gibi, yüksek erdem ifade eden huylar yerine kullanılmaktadır. Utanma duygusu, ‘ar’ anlamına da gelmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde ‘namus’ kelimesi yerine daha çok ‘iffet’, ‘haya ve mahrem yerlerini koruma’ şeklindeki ifadeler kullanılmış, bu gibi sıfatlara ve ahlâka sahip olan müminler övülmüştür.

“Ve onlar ırzlarını (namuslarını) korurlar; ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin sahip oldukları başka; çünkü onlar bundan dolayı kınanmazlar. Fakat bunun ötesini arayanlar; artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” [2]

Kur’an-ı Kerim, mümin erkekler ile mümin kadınları iffetli olmaya davet ediyor, gözlerini harama bakmaktan sakındırıyor, mahrem yerlerini korumalarını emrediyor. Kadınlara iffetlerini korumaları için tesettürü (kapalı giyinmeyi) emrediyor.

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…” [3]

Müminler namus ve iffetlerine düşkündürler. Bunlara gölge düşürecek, onların iffetsiz ve namussuz tanınmasına sebep olacak her türlü kötü ve aşırı davranışlardan kaçınırlar. İffetlerini korumanın tedbirlerini alırlar.

Hatta onlar namuslu kimselere yalan ve iftira atmaktan bile Kur’an’ın emriyle uzak dururlar. [4]

Namuslarının koruma yollarını öğrenirler ve bunu pratik hayatlarında uygularlar. [5]

Müminin şerefini artıran, onu faziletlerle donatan, onun değerini yücelten elbette iffet anlayışı, namus duygusudur. Mümin aşağı ve bayağı davranışlardan uzak durur. O, insanlar arasında ahlak ve fazilet yönünden seçilmiş insandır. Kimsenin iffetine ve namusuna kötü gözle bakmaz. Kendi namus ve iffetini değerli bildiği gibi, diğer mümin kardeşlerinin namusunu da öylece değerli bilir ver korur.

Şehvet duygusu, yemek içmek gibi doğal bir ihtiyaçtır, tamamen körlenemez. Zaten körlenmesi doğaya aykırı olduğu gibi, insanın hastalanmasına, bunalımlara düşmesine de yol açabilir. İnsan, yaratılışındaki şehvet duygusunun üstünü ne kadar örtmeye kalksa, bunu tam olarak başarması mümkün değildir. Çünkü bu duygu insanlık neslinin devamı için şarttır. Eğer bu duygu helal yoldan doyurulmazsa insan sonunda haram yollara sapabilir. O halde toplumda iffetin korunması, toplumun sağlıklı ve mutlu kalabilmesi için insanların bu gereksinimlerinin uygun yolla karşılanması en doğru yoldur..

Bunun helal yolla karşılanması ise evlenmektir. Onun için Mü’minlere, bekârları evlendirmeleri emredilmiştir.

Ayrıca ayette, müminlere geçim korkusuyla evlenmekten geri durmamaları da öğütlenmiştir. Çünkü yoksul da olsalar, nimeti bol, herkesin durumunu bilen Allah (c.c.)’ın, evlenenleri zengin edeceği buyurulmuştur. Bu, fakirliği evlenmeye engel ve gerekçe yapmama öğüdüdür. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:  “Üç kişiye yardım etmek, Allah’ın üzerine borçtur: Namuslu kalmak için evlenen insan, üstlendiği parayı ödemek isteyen anlaşmalı köle, Allah yolunda çarpışan gazi.” [6]

Namuslu, iffetli, mümin insanın evlenmesine güçlük çıkarmamak, ona yardım etmek gerekir. Aksi takdirde çok yüksek rakamlara ulaşan evlenme ve düğün masrafları çıkarılırsa bu zenginlere özgü bir şey olur. Birçok genç evlenemz. Evlenemeyince de zina yollarına düşebilir. Bunun günahı da onu işleyenle birlikte Allah (c.c.)’ın emrini uygulamayan velilere yüklenir. [7]

Her türlü kötü ahlak, çirkin davranışlar müminin kalitesini düşürür. Harama bakmak, zina etmek, zinaya sürükleyen yollara girmek, İslâm’ın getirdiği giyme ölçüsünü korumamak, şüphesiz iffete zarar verir. İffet ve namusu koruyan en güzel duygulardan biri de utanma (ar) duygusudur. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

“İnsanlar Peygamberlerin sözünden şunu da öğrendiler: utanmazsan dilediğini yap.” [8]

 

Yine diğer hadislerinde:

“Allah gerçeği söylemekten sakınmaz (haya etmez)" [9]

 

“Allah'dan gereği gibi haya ediniz" [10]

 

Utanma duygusu insana hayır getirir (vakar ve sekinet kazandırır)” [11]

 

Ancak, ilmi ve dini konuları sorup öğrenme konusunda utanma olmaması gerektiğini de özellikle belirtmişlerdir. [12]

Yine dinimizce bir Müslümanın ırzı (nâmusu), diğerlerine kesinlikle haram kılınmıştır. [13]

Müminlerdeki utanma ‘ar’ ve namus ‘iffet’ duygusu imanın bir gereğidir. Müminler, Allah (c.c.)’ın kendilerini her yerde gördüğünün bilincindedirler.



[1] Buhâri, Bedül-Vahiy; Müslim, İmân; Ahmed b. Hanbel, Müsned.

[2] Mü’minûn sûresi, 23/1-7.

[3] Nûr sûresi, 24/30-31.

[4] Nûr sûresi, 24/4.

[5] Nûr sûresi, 24/26.

[6] Tirmizî, Fedailü’l-Cihad, 20.

[7] Kur’an Ansiklopedisi, S. Ateş.

[8] Ebu Davud, Edeb, 6.

[9] Buhârî, İlim.

[10] Tirmizi, Kıyâme.

[11] Müslim, İman.

[12] Buhâri, İlim

[13] Ahmed b. Hanbel, Müsned.