HÜRMET
‘Hürmet’, başkalarına saygı ve tazim göstermek demektir.
Hürmet, müslümanın kendisinden bilgili, yaşlı ve ehliyetli diğer bir müslümana saygı, itaat ve alçak gönüllülük göstermesidir.
Kur’an-ı Kerim’de buyuruldu: “Ey inananlar, size; ‘Meclislerde yer açın’ denildiği zaman yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size; ‘kalkın’ denildiği zaman da, kalkın ki Allah da sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” [1]
Bu ayette müminlere, meclislerde yeni gelenlere yer açmaları, ‘kalkın’ denildiği zaman kalkmaları emredilmektedir. Ashab-ı Kiram, Allah (c.c.)’ın elçisi çevresinde O’nun konuşmalarını dinlemek için halka olur, geç gelenler yer bulamayıp ayakta kalırlardı. Resûlullah (s.a.v.), büyük sahabilerine veya Bedir savaşına katılanlara ikram etmek istediği için, bazılarına yerinden kalkmasını emreder, bu da kalkanların zoruna giderdi. İşte Allah (c.c.) bu ayetleri indirdi ki kimse gücenmesin, kalkması istenenler gönül hoşluğuyla kalksınlar. Özellikle ayetin son fıkrasında ilim ehlinin derecesinin yüksek olduğu belirtilmekle, ilim sahiplerine saygı gösterilmesi, onlara yer verilmesi öğütlenmektedir. İlim ehli genellik ifade eder. Her türlü yararlı bilgi sahibi bunun içine girmekle beraber özellikle burada ilim ehliyle anlatılmak istenen, İslâm’ın ilk yıllarından beri Hz. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte olup, O’ndan İslam’ın ruhunu, detayını öğrenmiş, manen de yükselmiş olan ilk Mühacirler ve Ensardır ki, bunlar Bedir savaşına da katıldıkları için bunlara ‘Bedir Ehli’ denir.
Peygamber (s.a.v.) bir meclise gittiğinde nerede yer bulursa oraya otururdu. Fakat oturduğu yer o meclisin başı olurdu. Sahabiler, konumlarına göre Allah’ın Elçisine yakın otururlardı. Genellikle Hz. Ebu Bekir (r.a.) sağında, Hz. Ömer (r.a.) solunda, Hz. Osman (r.a.) ile Hz. Ali (r.a.) de önünde otururlardı. Çünkü Hz. Osman (r.a.) ile Hz. Ali (r.a.) vahiy yazarlardı. Peygamber (s.a.v.), ashabına, namazda düzgün durmalarını, akıl ve ilim bakımından ileri olanların derece derece kendisine yakın bulunmalarını emrederdi. [2]
Peygamber (s.a.v.) otururken üç kişi geldi, biri halkada bir yer bulup oraya girdi. Diğeri cemaatin arkasında oturdu. Üçüncüsü dönüp gitti. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Üçünün de en hayırlısını size söyleyeyim mi? Birincisi Allah’a sığındı, Allah onu barındırdı. İkincisi utandı, Allah da ondan utandı. Üçüncüsü yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.” [3]
Diğer bir hadis de şöyledir: “Bir kimsenin, izin almadan iki kişiyi yarıp geçmesi helal değildir.” [4]
Bir toplum ve onun en küçük birimi olan aile bireyleri arasından hürmet, saygı kalktığı zaman yerine kargaşa, disiplinsizlik, ihtilaf, çekişme, zıtlaşma ve bunların sonucu olarak da kin ve düşmanlık girer. Çünkü hürmetle düşmanlık bir araya gelmez.
Toplum hayatında yaşlılar gençlere, bilginler cahillere, işverenler işçilere ve genel olarak yüksek derecede olanlar kendilerinden aşağıdakilere tam bir örnek olduğu ve diğerleri de bunlara zaman zaman başvurdukları için, insan kendisinden üstün durumda olanın desteğini elde ederek yükselmesi, deneyim kazanması ve başarılı olması bakımından onlara hürmette kusur etmemelidir.
İnsanlara karşı saygısız olmak insana ne kazandırır? Saygı göstermediğin insan senden büyük ve makam ve mevki sahibi ise, sana ilgisinin yok olduğunu ve seninle yaşıt ise onun da sana saygısızlığını, yok eğer küçük ve zayıf bir kişi ise azminin kırılıp, ümitsizliğe düşmesini gerektirir ki, bunların hepsi zararlı ve çirkin şeylerdir. Hürmeti alışkanlık haline getirenlerden hiçbir kimsenin bundan dolayı zarar gördüğü veya şeref ve itibardan düştüğü görülmemiştir. Tam aksine büyük-küçük demeyip, ahlâk kurallarını çiğneyen kibirli kişilerden çoğunun, kendi büyüklenme duygularının kötü sonuçlarıyla karşılaşarak kimsenin yanında değer taşımadıkları da bilinmektedir. [5]
İslâm tarihini incelediğimiz zaman, İslâm büyüklerinin hemen tamamının kendilerinden öncekilere, üstadlarına, adaletli devlet yöneticilerine, ilim ve tasavvuf erbabına hürmet gösterdiklerine, buna karşılık aynı saygıyı kendilerinin de gördüğüne tanık olmaktayız. İşte bu özelliği ile de İslâm toplumu, sivil ya da üniformalı farkı gözetmeksizin disiplinli, düzenli ve de mutlu bir toplumdur.
[1] Mücadele sûresi, 58/11.
[2] Müslim, Salat, 122, 123.
[3] Buhari, İlim, 8; Tirmizi, İsti’zan, 29.
[5] Tasvir-i Ahlâk, A. Rıfat.