|
SALVELE
‘Salvele’,
Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salavât okuma; Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra
Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında “... Ves-Salâtü ve’sselâmü alâ Seyyidinâ
Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain” şeklindeki duaya denir.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e imanın ve O’na karşı sevginin bir ifadesi olan bu
duayı okumalarını müminlere Allah (c.c.) emretmiştir. Allah (c.c.) Kur’an-ı
Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri
peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de O’na salat edin ve
tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (
Ahzab Sûresi) Bu ayette Allah
(c.c.) kendisinin ve meleklerin Hz. Muhamede (s.a.v.) salat getirdiğini
bildirmekte, müminlerin de salat getirmesini emretmektedir. Ayrıca ona selam
vermemizi de bir görev kılmaktadır. Bu ayet-i kerimede Allah (c.c.),
Peygamberinin (s.a.v.) hayatını ve ölümünü şerefli kıldığını ve O’nun
makamını yücelttiğini açıklamaktadır.
Mevdûdi bu ayetle ilgili olarak şunları şöyler: “Konunun akışından bu hususa
neden değinildiği kolayca anlaşılabilir. Bu dönem, bütün İslâm düşmanlarının
İslâm’ın barışını kıskandıkları bir dönemdi. Onu lekeleyerek, onun İslâm ve
müslümanların hergün daha da güçlenmesine neden olan ahlâki olgunluğuna
gölge düşürmeyi planlıyorlardı. Allah (c.c.) bu ayeti gönderdiğinde durum
böyleydi. Bu ayetle şöyle denilmek isteniyor; Kâfirler, münafıklar ve
müşrikler, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in görevinin başarısızlığa uğraması için
ne kadar iftira atsalar ve gözden düşürmeye çalışsalar da, sonuçta kendileri
başarısızlık ve rezaletle karşılaşacaklardır. Çünkü Ben, Peyamberime karşı
merhametliyim ve bütün evreni yöneten melekler de O’nun
destekleyicisidirler. O’nun düşmanları O’nu suçlayıp aşağılayarak hiçbir şey
elde edemezler, çünkü Ben O’nun ismini yüceltiyorum ve melekler de O’na
sürekli saygı ve sevgi göstermektedirler. Benim rahmetim ve bereketim onunla
birlikte iken ve meleklerim “Ey alemlerin Rabbi, Muhamed’i daha yüce
makamlara çıkar, onun dinini yay ve geliştir.” diye gece gündüz sürekli dua
ederken, kâfirler, fitne ve tuzaklarıyla Peygamberime hiç zarar veremezler.”
İmam Kurtubî, bu ayetin tefsirinde “riayet olduğuna göre” şöyle bir hadis
zikredilmektedir: Ashab-ı Kiram, Rasûlüllah (s.a.v.)’e :
–Ya
Rasûlallah! Ahzab sûresinin “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât
eder...” ifadeleri ile başlayan ayetin manasını açıklar mısınız? Diye
sormuşlar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki; “Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (yani
insanlara açıklanmamış bilgilerdendir). Eğer bu konuda bana sormasaydınız,
onu size açıklamazdım. Allah benim için iki melek görevlendirdi. Bir müminin
yanında ben anıldığımda bana salat getirirse, bu iki melek (ona) Allah seni
bağışlasın” diye dua ederler. Allah’ın (diğer) melekleri bu iki meleğin
duasını pekiştirerek “amin” derler, Allah da (bu duayı kabul) eder.
Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek “Allah
seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (diğer) Melekler de bu iki
meleğin beddualarına “amin” derler. (Allah da bu bedduayı kabul eder)”.
Türkçemizde salavat ve salavat-ı şerife dediğimiz kelime bu ayette geçen
salat kelimesinin çoğuludur. Ayetten de anlaşıldığı gibi salat: Allah’ın
salatı, Meleklerin salatı ve müminlerin salatı olmak üzere üçe ayrılır.
a. Allah’ın
Peygamberine salat getirmesi: O’na rahmeti ve O’ndan hoşnut olması, O’na
yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak onun şanını arttırması,
O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, O’na ahiret
mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.
b. Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler
Hz. Peygamber (ss.a.v.)’i çok severler. O’na en yüce makamları vermesi,
dininin ve devletinin gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için
Allah’a dua ederler, istiğfar ederler, O’na salat getirenlere Allah’ın
rahmetini dilerler.
c. Müminlerin
salatı: O’na saygıda kusur etmemeleri, onunla ilgili duada bulunmalarıdır.
Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanının artmasını dilemek
ve cenetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona
vermesini istemektir.
Müminlere Allah Rasûlü (s.a.v.)’ne salat etmelerinin gereğini anlatan ayetin
şu anlama geldiği kaydedilmektedir: “Ey Allah’ın Resûlü Muhammed vasıtasıyla
doğru yola ulaşanlar! O’nun gerçek değerini takdir etmeli ve size olan büyük
nimetleri sebebiyle O’na şükran duymalısınız. Siz O’ndan önce cahiliye
karanlıklarında kaybolmuştunuz, size bilgi ışığını ulaştırdı. Ahlâk olarak
çökmüştünüz. Sizi ahlâkın yüceliklerine ulaştırdı ve bugün çevrenizdekiler
bu yüzden sizi kıskanıyor. Barbarlık ve vahşete dalmıştınız, O sizi en
yüksek medeniyete ulaştırdı. Kafirler, size bu nimetleri verdi diye O’na
düşman oldular. Yoksa şahsen hiç bir kimseye zarar vermemiştir.
Bu nedenle, O’na şükran ve minnetin ifadesi olarak siz O’na bu insanların
düşnmanlık ve kinlerine eşit veya ondan daha ateşli bir şekilde O’nu
yüceltmeli ve O’na saygı duymalısınız. Onların kötülük isteklerine karşılık
siz daha içten bir şekilde O’nun iyiliğini istemeli ve meleklerin ve gece
gündüz O’na dua ettikleri gibi siz de dua etmelisiniz. “Ey alemlerin Rabbi,
Senin Peygamberin nasıl bize sayısız nimet ve lütuflarda bulunmuşsa, Sen de
O’na sınırsız ve sonsuz rahmetini göster, O’nu bu dünyada yüksek makamlara
ulaştır ve ahirette de Sana en yakın olma şerefini bağışla.”
Ayette geçen “selâm” kelimesi, eksikliklerden her türlü müsibetlerden
korunmuş olmayı Allah (c.c.)’tan niyaz etme anlamını taşır. Hz. Peygambere
selam vermek, müminlerin birbirine verdiği gibi, kabr-i şerifini ziyaret
ettiğimizde O’na selam vermek, ayrıca zaman zaman ve özellikle ismi
anıldığında manevi şahsiyetini selamlamaktır. Salat, selâm manasını ihtiva
ediyorsa da, selâmda insanların O’na itaat etmeleri ve Onun dininin
kurallarını yaşamalarını dilemek gibi özel anlamlar vardır. (Bak.
Selâmlaşmak)
Namazın ikinci ve dördüncü rekatında “ettahiyyatu” diye başlayan duada geçen
“eyyühen nebiyyü ve rahmetüllahi ve berekâtüh” cümlesi, Hz. Peygamber
(s.a.v.)’e selamdır. Bu duayı okuyan mümin, Allah’ın Rasûlüne selam gönderme
görevini yerine getirmiş olur.
Salavat konusundaki ayet, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salavat getirmenin farz
olduğunu göstermektedir. Ancak ayette bunun tekrarına değinilmemektedir. Hz.Peygambere
salat ve selam getirmenin hükmü konusunda bir kaç görüş bulunmaktadır. Hz.
Peygambere salat ve selam getirmenin şekli, miktarı, hükmü, anlamı gibi
konuları, İslâm alimleri bu konuda yazmış oldukları özel kitaplara konu
yapmışlardır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salat ve selâm getirmenin hükmü konusundaki
görüşleri şöylece özetlemek mümkündür:
1.
Genelde kabul gören görüşe göre, Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in ismi anıldıkça salat getirmek farzdır. Bu hususta bir
çok hadis riayet olunmuştur. Bu hadislerden bir kısmı şöyledir: Hz.
Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: “Kıyamet gününde bana halkın en yakın
olanları ve şefaatime hak kazananları, bana en çok salavat getirenleridir.”
(Tirmizi,
Vitir/21.)
“Yanında
ben anıldığım halde bana salavat getirmeyenin yüzü yerde sürülsün, hakarete
uğrasın.” (Tirmizi,
Deavat/100.) “Kim bana
bir salavat getirirse Allah Teala bu yüzden o kimseye on katı mağfiret
eder.” (Müslim,
Salat/70.) “En cimri (bahil)
olan yanında anıldığım halde bana salat-u selam getirmeyendir.” (Müsned,
1/201) “Günlerinizin
en faziletli ve en iyi günü Cuma günüdür. O günde bana çok salavat getirin.
Zira sizin salavat ve selamlarınız (melekler vasıtasıyla) bana arzolunur.”
Ashab-ı
Kiram sordu:
-Ya
Resûlallah! Getirdiğimiz salavat size nasıl arz olunur; halbuki siz çürümüş
bulunacaksınız!”. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Allah Teala
Peygamberlerin cesetlerini yer yüzüne haram kılmıştır.” (Ebu
Davud, Salat/201) karşılığını
verdi. “Şüphesiz ki, benim üzerime salavat getiren kimsenin selamını
almak için Allah bana ruhumu iade eder.” (Ebu
Davud, Menasık/96.)
İbn-i Ebi Leyla şöyle demiştir: Ka’b b. Ucre ile bir yerde karşılaştım, bana
şöyle dedi: Sana Peygamber (s.a.v.)’den işittiğim bir hediye vereyim mi?
Peygamber (s.a.v) bizim yanımıza çıktı. Biz O’na:
-Ya
Resûlallah! Bizler sana nasıl selâm okuyacağımızı öğrendik. Fakat sana nasıl
‘salat’ okuyacağız? dedik. Rasûlüllah (s.a.v.) bize:
“Allahümme salli ala Muhammedin ve alâ âli
Muhammedin kema salleyte ala ibrahime ve ala âli ibrahim. inneke hamidün
mecid.”
“Allahumme barik ala Muhammedin ve ala âli Muhammedin,
kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim, inneke hamidun mecid.”
(Buhari, Enbiya/10; Müslim, Salat/65,66.)
(Allah’ım! Muhammede ve Muhammedin ali üzerine, İbrahim ali üzerine salat
ettiğin gibi salat et: Şüphe yok ki, Sen Hamidsin, Mecidsin, Allah’ım,
Muhammede ve Muhammedin aline, İbrahimin aline bereket ihsan ettiğin gibi
bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki sen (Hamidsin, Mecidsin).
Namazda okunan teşehüd duası bu hadiste açıklanan kelimelerden daha farklı
lafızlarla da riayet olunmuştur. Bütün bu salavatlar, lafızları farklı
olmakla birlikte aynı anlamı taşımaktadır. Bu salavtlarla ilgili şu bir kaç
noktanın çok iyi anlaşılması gerekmektedir:
Birincisi: salavatların hepsinde Hz. Peygamber (s.a.v.) müslümanlara,
kendisine salat ve selam göndermenin en iyi yolunun, Allah’a “Allah’ım
Muhammede salat eyle” diye dua etmek istediğini söylemektedir. “Allahumme
salli ala Muhammedin” diye dua eden bir kimse aslında Allah (c.c.)
karşısında kendi acizliğini kabul ediyor ve “Allah’ım, Ben Rasûlüne
gerektiği gibi salat gönderemem. Bu yüzden sana yalvarıyorum. Benim yerime
Sen ona salat et ve bu hususta benden dilediğin hizmeti al.” (Mevdudi,
Tefhimu’l-Kur’an.)
İkincisi: Hz. Peygamber (s.a.v.) bu duayı sadece kendisine özelleştirmemiş,
ashabını, hanımlarını ve soyundan gelenleri de buna dahil etmiştir.
Hanımları ve soyundan gelenlerle ne kasdedildiği bellidir. “Al” kelimesi ise
sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ev halkını değil, onu takib eden ve O’nun
sünnetine uyan herkesi içine alır.”
Üçüncüsü: Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından öğretilen bu dua (dua ve
selamlar) ile, O’na Hz. İbrahim (a.s.)’in ve O’nun Âline salat, rahmet ve
bereketin aynısını indirmesi için Allah’a dua edilmektedir. Allah, Hz.
İbrahim’e (a.s.) yeryüzünde başka hiç kimseye ihsan etmediği bir nimet
vermiştir. Peygamberliği, vahyi ve kitabı hidayet kaynağı olarak kabul eden
müslüman, Yahudi yahut Hristiyan olsun, bütün insanlar Hz. İbrahim (a.s.)’in
önderliğini kabul etmişlerdir. O halde Hz. Peygamberin (s.a.v.) söylemek
istediği şu sözdür: “Allah’ım! Hz. İbrahim’i bütün peygamberlere inananların
sığınağı yaptığın gibi, beni de bütün peygamberlerin sığınağı yap ki,
peygamberliğe inanan hiç kimse benim peygamberliğime inanma nimetinden
mahrum olmasın”
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e salat ve selam getirmenin hükmü ile diğer görüşler
de şöyledir:
Ömürde bir defa salat getirmek farzdır. İsmi her anıldığında salat getirmek
vacibtir. Ancak bir toplulukta ismi çok defa anılsa da bir defa salat
getirmek yeterlidir.
Namazda salat getirmek gereklidir. Namazda salat getirmek Hanefi, Maliki ve
Cumhur’a (çoğunluk) göre sünnet: İmam Şafi ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise
farzdır. Onlara göre salat terk edilirse namaz bozulmuş olur.
Duanın başında ve sonunda salat getirmek vacib olup, duanın kabulü için
şarttır.
Burada ‘Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) bizim salat ve selamımıza muhtaç mıdır?’
şeklinde bir soru akla gelebilir. Elbetteki bunun cevabı (hayır!) olacaktır.
Ancak bazı sebeplerden ötürü insanlar O’na salat ve selam getirmeye
muhtaçtırlar.
Allah (c.c.) O’na salat ve selam getirmemizi emrediyor. Bizim için gerekli
olmasaydı emretmezdi. Her emir ve yasakta olduğu gibi bunda da hikmet
vardır.
Bize Kur’an’ı tebliğ eden, dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını
gösteren Yüce Peygamberimize salat ve selâm O’na teşekkürdür.
Her peygamberin kabul olunan bir duası vardır. O da bu duasını ümmetine
şefaat etme hakkını elde etmede kullanacağını bildirdiği ve ümmetin
yarısından fazlasının şefaati ile Cennete gireceğini açıkladığı için, O’na
salat ve selam, bu hakkı elde etmesinde O’na manevi bir yardımdır. Aslında
bu kendimiz için şefaat talebinde bulunmaktır. O’na salat ve selam, O’nunla
gönül bağlarını kuvvetlendirmek ve feyzimizi arttırmaktır ki, buna biz
kulların ihtiyacı vardır.
Allah’ın Resûlü (s.a.v.) Hz. Muhammed (s.a.v)’e salat ve selam getirmek,
Allah’ın emri olduğu için, özellikle ismi anıldığında ona salat ve selam
getirmemek günahtır.
Ebu Hureyre (r.a.)’nin riayet ettiğine göre Allah’ın Resûlü (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur: “Bana salat getirdiğiniz zaman benim için Allah’tan vesileyi
isteyiniz.” Sahabiler tarafından soruldu:
-
Ya Resûlüllah ‘vesile’ nedir? Buyurdular:
“Vesile, Cennetin en yüksek derecesidir. Oraya ancak bir kişi
yükselecektir. O kişinin de ben olacağını ümit ediyorum.” (Müsned,
2/265.)
Peygamberimiz (s.a.v) için ‘Vesile’yi istemek O’nun şefaatine ermemize
vesiledir. Nitekim ezan okunduğu zaman ezandan sonra kendisine salat getirip
Vesileyi isteyene Allah’ın izni ile şefaat edeceğini Peygamberimiz (s.a.v.)
müjdelemektedir.
İşte bunun için bütün İslâm eserlerinde, Peygamber Efendimiz’in isminden
sonra ‘Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ kelimelerinin baş harfleri (s.a.v.)
şeklinde yazılmaktadır.
|