HİLE

 

‘Hile’, çeşitli amaçlarla başkalarını aldatmak ve yönlendirmek için yapılan eylem ve söylenen sözlere denir. [1]

 

Dinimiz başkalarını aldatmayı çok açık ifadelerle kınamakta ve tevbe etmeyip devam ettiği müddetçe azaba uğrayacağını belirtmektedir. Mümine zarar veren veya hile yapan mel'undur.” [2]

 

Mel'un, Allah (c.c.)'ın rahmetinden uzak anlamına geldiğine göre, mümine zarar ve hile yapmanın, Allah (c.c.) katında nasıl ciddi bir günah olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim diğer bir hadiste: “Kim (mümine) zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de (Müslüman’a) meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir.” [3] buyrulmuştur. Zarar ve meşakkat, anlam bakımından birbirine yakın ise de, zarar daha ziyade malın telef edilmesine, meşakkat ise şahsın kendisine ulaşan eziyete denir. Şu halde Müslüman’a bunların şu veya bu suretle, açıktan veya aldatma suretiyle gizlice yapılması haramdır. Allah (c.c.)'ın intikamını alacağı davranışlardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir diğer hadislerinde; “Bizi aldatan bizden değildir.” [4] buyurarak hile, desise ile müminleri aldatanların Müslümanlardan olmadığını ifade etmektedir.

Allah Teala ayet-i kerimelerde kâfirlerin Müslümanlara yönelik devamlı surette hile ve desiseler kurarak güçsüz kılmaya çalışacaklarını, dünyada rezil ve zelil duruma düşürmek için gayret edeceklerini haber vermektedir.

“Haberin olsun ki, kâfirler hep hile kuruyorlar.” [5]

“Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak ki sana Allah yeter. Seni yardımıyla ve müminlerle güçlendirecek olan O'dur.” [6]

Hz. Musa (a.s.) ile Firavun arasında geçen olaylarda Hz. Musa (a.s.)’yı kendi sihirbazları ile mücadeleye davet eden Firavun, çeşitli hile ve desiseler ile Hz. Musa (a.s.)’yı korkutmaya ve söylediklerinden vazgeçirmeye çalışmıştır. “Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.” [7]

Sihirbazların iplerinin yürüyor olduğu hissine kapılan Hz. Musa (a.s.) bu hile karşısında Allah (c.c.)’ın kendisine verdiği mucize ile bu hilelerden emin kılınmıştır. [8]

Allah Teala, aldatmanın, hilenin her türlüsünü yasaklamıştır. Hilenin, aldatmanın en çok yapıldığı alanlardan birisi de ticarettir. Resûlullah (s.a.v.) Medine’ye geldiği vakit, halk ölçü-tartı işinde insanların en kötüsü idi. Bunun üzerine Allah Teâla ‘ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline’ diye başlayan sûreyi indirdi. Bundan sonra ölçü ve tartıyı güzel yaptılar. “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.  Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.  Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?” [9]

Hile yapılan ticaretin bereketi yoktur. Bereketi olmadığı için kısa zamanda elden azalır gider. Ölçü ve tartıyı eksik yapan her toplum mutlaka kıtlık ve geçim sıkıntısına uğrar. “Alış-veriş yapanlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi) beyan ederlerse bu alışverişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Gerçeği gizlerler ve yalan söylerlerse, alışverişlerinin bereketi kalmaz.” [10]

Bu hususta ticaret ile ilgilenen sektörde türlü hile ve desiseler ile malın sunulmaya çalışıldığını görmekteyiz.Bir Müslümanı aldatan veya zarar veren, ona hile  yapan bizden değildir.”  Büyük çoğunluğuyla milletimiz peynir-ekmeği bulmakta zorluk çekerken, bilmem hangi malın reklâmını yapacağız diye sadece bin bir hile ile  milleti soyan bir avuç zümrenin sofrasına girebilecek yemekleri televizyonda teşhir etmeyi fevkalâde kabalık ve milletimize karşı saygısızlık olarak görmek gerekir. Ahlâki olarak da gerisi buna göre değerlendirilmelidir. Bir millet için doğruyu görmemek, hilekârlık sahtekârlık ve kindarlık, hıyânet ve düşmanlık zuhur ederse Allah (c.c.) onların kalplerine korku doldurur, zinâ artarsa ölüm çok olur, ölçü ve tartılarda hile yapılırsa Allah (c.c.) rızık darlığı verir, haktan başkası ile hüküm olunursa çok kan dökülür, ahde sadakat göstermemek adet halini almışsa Allah (c.c.) onlara düşmanı musallat kılar.

Peygamber Efendimiz hile, aldatma gibi çirkin davranışlardan özellikle Müslümanların idareciliğini üstlenen insanların kaçınması gerektiğini ifade buyurmaktadır. Şayet buna uyulmazsa ebedi cehennemin ona sunulacağını belirtmektedir. “Allah bir kimseyi başkaları üzerine çoban yapmış, o da idaresi altındakiler hile yapmış olarak ölmüş ise, Allah ona cennetini kesinlikle haram eder.” [11] 

Kendisine getirilen davalarda da sonucu davacıların yorumlarına göre verdiğini ve kendisini aldatan insanların ise azaba uğratılacağını şöyle ifade etmektedir: Ben de sizin gibi bir insanım. Siz davalarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bazınızın hüccet yönüyle, diğer bazısından daha ikna edici olması, böylece benim, işittiğime dayanarak onun lehine hükmetmem mümkündür. Kimin lehine, kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş oluyorum.” [12] 

Hadiste, açıkgözlük, hile gibi yollara başvurarak, ihtilaflı meselede haksız bir surette lehine karar çıkartmanın haram olduğu belirtilmektedir. Hadiste geçen "Müslüman", "kardeş" gibi ifadeler, bu haksızlığı gayr-ı müslime karşı yapmanın caiz olacağı manasına gelmez. Mahkemede hile haramsa, bu kime karşı işlenirse işlensin aynı şekilde haramdır. Bir kimse hile yollarından biriyle, haram ve yasak bir iş için hileye başvursa ve görünürde hak onun olsa ve kendi lehine hükmedilse, manevi olarak, vicdanen onu  alması kendisine helal olmaz.

“Mümin saftır, kerimdir. Facir, hilekârdır, leimdir (alçaktır).” [13]

 

Hadis-i şerif, facirlerin [14] hilekâr olduklarını ifade etmektedir. Bu hile facir için sadece insana yapılmamakta, aynı zamanda Allah (c.c.)’a karşı da yapılmaktadır. Akıl sahibine gerek olan kendini acıklı bir azaba götürecek şeylerden kaçınmasıdır. İnsanı azaba götüren şeylerin başında günahlarda ısrar, insanların küçük hata ve ayıplarıyla uğraşmak ve işlerinde türlü hile ve desiseler uygulamak gelir. Kul Allah'ın ayetlerine kulak tutup her bir emr-i ilahinin kalbinde yer etmesine çalışmalı, kalbinin ve kulağının mühürlenip gözüne perde çekilmesinden Allah (c.c.)'a sığınmalıdır. Onlar Allah'a ve iman edenlere kendilerince hud'a, yani hile yapıyorlar. Halbuki kendilerinden başkasını aldatmıyorlar. Fakat bunu idrak etmiyorlar ki!” [15]

Yaratılmış bulunanlar görünürde Allah (c.c.)’ı aldatmaya, O'na hile ve hud'a yapmaya çalışırlar. Fakat yaptıkları hilelerin kendi başlarına geçeceğini düşünemezler. Çünkü türlü türlü şehvetlerle gözleri dönmüş ve yaptıkları işin sonucunu düşünmekten ve görmekten kendi kendilerini yoksun etmişlerdir.

Facirler ve kafirler, Müslümanların inancını bozmak için de iki hile kullanır: Atalarını ve geçmiş nesilleri kör bir şekilde ‘taklid’ ettirmek. Esas itibariyle insanlar tarafından bilinebilmesi mümkün olmayan, Allah'ın zat ve sıfatlarının mahiyeti gibi konulara daldırıp fesat çıkarmak.

Bu sayede Şeytan aklın fonksiyonunu iptal eden taklidi benimseyenleri, geçmiş milletlerde olduğu gibi helake sürükler, ikinci hilesiyle de itikadi şüpheler doğurur ve Müslümanları hem itikadî bir takım buhranlara sürükler hem de itikadî ve siyasî birliği bozar. İslâm’da itikadî ve siyasî mezhep ve fırkaların ortaya çıkışı tarih boyunca hep bu şekilde olmuştur.

“Allah onlara hud'a ederken, onlar kendilerince Allah'a hud’a yaptıklarını zannediyorlar.” [16]

Bunlar iman etme imkânları var iken iman etmeyip ateşi hak ettiler. Hile yoluyla nifaklarını açığa vurmaya başladılar ve nifak ayağıyla ateşin en alt derecesine indiler. İmana gelme yeteneklerini kendi elleriyle iptal ettiler ve hileleri kendilerini helak etti. Bunu da bilmediler. Kendilerini bu işlere sürükleyen sebep kalplerinin hasta olması idi. Kalpleri hasta olanlar ise kaderin sırrını anlamaktan uzak olup Allah (c.c.)'ı aldatmaya teşebbüs edecek dereceye düşen kimselerdir.

Allah (c.c.), insandan ömür boyu sürecek bir tutarlılık istemektedir. Yaratmış, ölçüler koymuş ve hayat boyunca onlara uyulmasını beklemektedir. Hem samimi olarak, hileye yönelmeden, yani hem ‘Allah'ı idare ederim, hem nefsimi’ yanılgısına düşmeden yaşamayı istemektedir. Din konusuna ihlâsla, samimiyetle yaklaşmak gerekir. Allah (c.c.) 'ın asla aldatılamayacağını, daha önemlisi Allah (c.c.)'ı aldatmaya kalkışanın, bu hilesinin kendi başına geçeceğini bilmesi gerekir.

 

Kalplerdekini bileni kim, nasıl aldatabilir? İslâm bir teslim oluşun adıdır; gönülden teslim oluşun. Allah'ın davetine koşmak zamanıdır: “Girin kullarımın arasına, girin cennetime.” diye çağırıyor O. Bu çağrıya nasıl koşulmaz? Gün o gün... Belki de son nefes şu anda aldığımız nefestir, kim bilir...

Hilede esasen karşı tarafa zarar vermek amacı olduğundan kötülüğü ve çirkinliği açık ise de; düşmanla yapılan savaşı kazanmak veya yıkılma tehlikesini gördüğü ırz, namus ve haklarını korumak için geçici olarak hile yapılmasında bir sakınca yoktur. Savaşta hile, bazen bir ordunun göremeyeceği bir işi görürse de bununla beraber tedbir ve cesaretle yapılmayı gerektirir. Harpte hile caizdir. Resûlullah  (s.a.v.) buna teşvik etmiştir, savaş dışında ise hileyi şiddetle yasaklamıştır. Fakat hileye (aldatmaya) imkân veren şartların getirdiği zorunluluk olmaksızın kendi çıkarları için hile yapmak zulüm işlemek olacağından bunu yapan hem dünya, hem de âhirette sorumludur.

                                     Hile Hastalığından Kurtuluş Yolu

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Mümin, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz.” [17]

 

Yukarda metinini verdiğimiz hadis; mümin kimsenin asla bir başkasına hile, desise düşünmediğini, saf ve iyi duygular içerisinde olduğunu, kimsenin içini araştırmayıp, dış durumuna göre değerlendirdiğini ifade ediyor. Bunun için de müslümanda iyi niyet, hayırhahlık, uysallık gibi özellikler mevcuttur. Saf kelimesiyle bu anlam ifade edilebilir. Ancak saf kelimesi bazı kullanışlarda ‘safdil’ denen hakkını aramayacak, hemen herkes tarafından aldatılacak anlamında da kullanılır. Bu hadis-i şerif ise müminin açıkgöz, dikkatli ve uyanık olmasını tavsiye  etmekte, aynı yılan tarafından iki kere sokulmaması gerektiğini irşat  buyurmaktadır. Şu halde önceki hadiste ifade edilen saflık, bu hadiste ifade edilen uyanıklıkla beraber olacak. Başkasının zararını hiç aramamak,  kötülük düşünmemek gibi  bir iç temizliği, fakat bize gelecek kötülüklere karşı da uyanıklık, aldanmaya yer vermeme  titizliği istenmektedir.

 

Yılan gibi dıştan güzel renk göstererek yerlerde sürünen ve gerçekte hile ve hiddet dişlerini gösterip zehir saçan hilecilerin söz ve garantilerine kapılmak büyük hatadır. Bunun gibi hatalardan kaçınmak ise ancak dirayet ve tecrübe ister. Dirayet sahiplerine göre çömleğin kırık olup olmadığını anlamak için bir hafif fiske yeter!

 

Bu konuda bir temsil naklederler. Vaktiyle bir aç sansar, tavukların yaşadığı kümesin kapısına gelip nazik bir ses ile : ‘Kapıyı açın!’ der. İçerden horoz : ‘Siz kimsiniz?’ diye sorar. Sansar, ‘Ben burada komşuyum. Sizin hanımlardan birinin hasta olduğunu duydum da incelemeye geldim’ der. Horoz, ‘Hamd olsun hepimiz sıhhat ve afiyetteyiz. Bu teşrifinizden memnun olduk. İçeri girmeyip oradan dönüp giderseniz daha memnun oluruz’ deyip sansarı hilesi ve tuzağından ümitsiz bırakır.

Horoz bu akıllı cevabı şüphe yok ki, daha önce bir sansar patırtısına daha uğrayıp denemesi sonucu verebilmiştir. [18]

 



[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.

[2] Tirmizî, Birr, 27.

[3] Tirmizî, Birr, 27.

[4]  Müslim, İman, 164; Tirmizî, Büyû, 74,; Ebu Dâvud, Büyû, 52;  İbnu Mâce, Ticarât, 36.

[5] Tarık sûresi, 86/15.

[6] Enfal sûresi, 8/62.

[7] Taha sûresi, 20/ 60.

[8] Taha sûresi, 20/66–68.

[9] Mutaffifin sûresi, 83/1–4.

[10] Buhârî, Büyû: 19, 22; Müslim, Büyû: 47; Ebû Dâvud, Büyû: 53; Tirmizî, Büyû: 26..

[11] Buhârî, Ahkâm, 8; Müslim, İman, 227.

[12] Buharî, Şehadat 27; Müslim, Akdiye, 5; Muvatta, Akdiye, 1; Tirmizî, Ahkâm 11.

[13] Ebu Davud, Edeb, 6,; Tirmizî, Birr, 41,

[14] Bkz. ‘Facir’ maddesi.

[15] Bakara sûresi, 2/9.

[16] Nisa sûresi, 4/142.

[17] Buharî, Edeb, 83; Müslim, Zühd 63; Ebu Davud, Edeb, 34.

[18] Tasvîr-i Ahlâk, A. Rıfat.